‘İdamlara karşı imzalanan belge şiddet döngüsünü sona erdirmek için önemli’

10 Ekim Dünya İdam Cezasına Karşı Mücadele Günü’nde siyasi partiler, idam cezasının kaldırılması ve siyasi tutsakların serbest bırakılması için belge imzaladı. Ferzane Azimi, belgenin şiddet döngüsünü sona erdirmek açısından önemini değerlendirdi.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi- 10 Ekim “Dünya İdam Cezasına Karşı Mücadele Günü” dolayısıyla 15 siyasi parti ve örgüt temsilcisi, Mainz Bilim ve Edebiyat Akademisi’nde düzenlenen törende “Geçiş Dönemi İçin Asgari İnsan Hakları İlkeleri” belgesini imzaladı. İran’da idam cezasının kaldırılması, siyasi tutsakların serbest bırakılması ve kadınlara yönelik ayrımcılığın sona erdirilmesini öngören belgeyi, İran Sol Partisi temsilcilerinden Ferzane Azimi, ajansımızın sorularını yanıtlayarak değerlendirdi.

 

Ferzane Azimi, belgenin geçmişte yaşanan hak ihlallerinin tekrarlanmaması ve geleceğin İran’ında eşit hakların güvence altına alınması açısından önemine dikkat çekti.

*İran’ın mevcut kriz koşullarında, farklı siyasi grupları tüm ayrılıklarına rağmen bir araya gelerek bu belgeyi imzalama konusunda anlaşmaya yönelten ihtiyaç neydi?

Bu belge, İran’ın ağır ekonomik ve siyasi krizler ile askeri gerilimler nedeniyle çöküşün eşiğine geldiği bir dönemde imzalandı. Yüksek enflasyon, ulusal para biriminin değer kaybetmesi ve artan işsizlik, halkın geçim koşullarını daha da zorlaştırırken hükümetin meşruiyetini de zayıflattı. Bu koşullar altında 15 siyasi oluşum, aralarındaki farklılıklara rağmen 1979 Devrimi sırasında ve sonrasında yaşanan acıların yeniden yaşanmaması için somut bir adım attı. 1979’dan sonra insan haklarının yeterince gözetilmemesi; baskı, hapis, zorunlu göç ve kitlesel idamların yaşandığı bir sürece yol açtı. Bu süreç, 1980’li yıllardan 1988’deki idamlara ve bu yıl kaydedilen yüksek idam sayılarına kadar uzandı. 10 Ekim Dünya İdam Cezasına Karşı Mücadele Günü kapsamında imzalanan belgenin temel ilkeleri arasında idam cezasının tamamen kaldırılması, tüm siyasi tutsakların koşulsuz serbest bırakılması ve “siyasi tutsaklık” uygulamasının sona erdirilmesi yer alıyor. İmzacılar, bu ilkeleri temel alarak baskı mekanizmasının yeniden kurulmasını ve hapishanelerin müzeye dönüştürülmesi gibi geçmişte yerine getirilmeyen vaatlerin tekrarlanmasını önlemeyi amaçlıyor.

*1979 Devrimi deneyimi ve Evin Hapishanesi’nin müzeye dönüştürülmesi gibi taahhütlerin yerine getirilmemesi göz önünde bulundurulduğunda iki temel soru ortaya çıkıyor: Birincisi, gelecekte siyasi rekabetin ortaya çıkması durumunda imzacı partilerin insan hakları taahhütlerine bağlı kalmaya devam etmesini sağlayacak hangi güvenceler ve uygulama mekanizmaları bulunuyor? İkincisi, mevcut imzacıların şiddet geçmişi bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, geçmişte şiddete başvurmuş ya da insan hakları kavramlarından uzak duran grupların da bu taahhütlere bağlı kalmasını ve sürece katılmasını sağlamak için nasıl bir mekanizma oluşturuldu?

Bu belgeyi imzalayanların hiçbiri, İran İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesinden sonra idam cezasının uygulanmasını desteklemiyor ve “geçiş dönemi adaletine” inanıyor. Kırk yıldır devam eden şiddet döngüsü en çok ayrımcılığa maruz kalan gruplara zarar veriyor. Asgari insan hakları ilkelerine uyulmaması, hukuk dışı ve intikam amaçlı kararların önünü açıyor. Bu nedenle partilerin söz konusu ilkeler üzerinde önceden anlaşması hayati önem taşıyor. Şimdiye kadar 15 örgüt belgeyi imzalamış olsa da diğer grupların imza atmaması, insan haklarına karşı oldukları anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan, partilerin siyasi ya da ekonomik farklılıklarına rağmen medya ve partilerin özgürlüğü gibi asgari ilkeler üzerinde uzlaşmasıdır. Böylece meşruiyet yalnızca sandık yoluyla elde edilir; halk da yetkilileri izleyebilir, onlardan hesap sorabilir ve gerektiğinde görevden alınmalarını sağlayabilir.

*Kadınlar ve toplumun dışına itilen gruplar, geçiş dönemlerinde ve siyasi pazarlıklarda genellikle ilk mağdur olan kesimler oluyor. İran’da kadınlar bugün de kadın katliamları ve kadın karşıtı yasalar gibi krizlerle karşı karşıya. Ayrımcılığın yasaklanması, adil yargılanma ve toplu cezalandırmanın reddedilmesi ilkelerini vurgulayan bu belge, kadınların bireysel ve kolektif haklarını ve adil bir geçiş dönemi adaletine erişimlerini nasıl güvence altına alıyor?

İran İslam Cumhuriyeti, zorunlu başörtüsü uygulaması ve boşanma ile velayet gibi hakların kadınlardan alınmasıyla en başından itibaren temelini kadınlara yönelik ayrımcılık üzerine kurdu. Buna karşılık İran nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan kadınlar, çeşitli kampanyalardan sivil itaatsizliğe ve “Jin, jiyan, azadî” hareketine kadar her zaman mücadelenin ön saflarında yer aldı. Belgenin en temel maddesi, kadınlar ve ötekileştirilen bireyler de dahil olmak üzere her türlü cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılması ve tüm insanların eşit haklarının güvence altına alınmasıdır. Belge, kültürel bir dönüşüm yaratma işlevi de taşıyor. Çünkü kadınlar yüksek eğitim düzeylerine rağmen yönetimde ve iş gücü piyasasında çok sınırlı bir paya sahipken, etnik azınlıklar da temel haklarından mahrum bırakıldı.

Belge, geleceğin İran’ında cinsiyet, etnik köken ve milliyetten bağımsız olarak herkes için eşit ve adil hakların yerleşmesini amaçlıyor. Partilerin kendilerine yönelik bir başka eleştiri de parti içindeki liderlik ve karar alma kademelerinde bile gerekli toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmamış olmasıdır. Partilerin kendi bünyelerinde ve iç yapılarında ayrımcılık varken, bu ilkeyi tüm topluma nasıl benimsetebilecekleri ve ülke genelinde nasıl hayata geçirebilecekleri konusunda şüpheler ortaya çıkıyor. Siyasi partiler, kadınlara hak tanınması ve sorumluluk verilmesi konusunda yetersiz kaldı. Bunun bir bölümü, İran toplumunun ataerkil yapısından ve geleneklerinden kaynaklanıyor.

Bugün partilerin kültürel dönüşüm için adım atması, kadın aktivistlerin de yönetim görevlerinde yer almakta ısrarcı olması hayati önem taşıyor. Eşit koşullarda siyasi sorumlulukların kadınlara verilmesine öncelik tanınmalı. Kültürel dönüşümün yanı sıra yapısal ve yasal reformlar da zorunlu. Avrupa ülkelerinde şirket yönetimleri ve bakanlar kurullarında kadınlara belirli kotalar ayrılması gibi “pozitif ayrımcılık” yasalarıyla kadınların daha etkin katılımının önü açıldı. Geleceğin İran’ında da kadınların tüm alanlardaki potansiyellerini ortaya koyabilmeleri için bu tür yol açıcı yasalara ihtiyaç var.

*İmzacı partilerin yurt dışında faaliyet göstermesine karşılık İran içinde sivil toplumun ve kadınların dinamik ve güçlü bir varlık göstermesi göz önünde bulundurulduğunda, bu toplantının ve belgenin imzalanmasının ülke içindeki aktivistlere mesajı nedir? Ayrıca bu partiler, diğer siyasi oluşumlarla ortaklıkları artırmak ve belgenin kapsayıcılığını ve etkisini genişletmek için bundan sonra hangi adımları atmayı planlıyor?

Toplantının ilk günündeki tartışmaların temel odağı somut adımlardı. Bu doğrultuda, uygulamaya yönelik adımlara öncelik vermek amacıyla partilerin temsilcilerinden oluşan bir “takip grubu” kuruldu. Diğer muhalif örgütlerin sürece dahil edilmesi ve belgenin kapsayıcı destek alanının genişletilmesi, grubun öncelikleri arasında yer alıyor. Bu toplantının sivil topluma verdiği mesaj, “insan hakları konusunda farkındalık yaratmanın ve kültürel dönüşüm sağlamanın” gerekliliğidir. Çünkü bilgisizlik, hak ihlallerinin zeminini oluşturuyor. Bireysel haklara ilişkin eğitim, Avrupa ülkelerindeki örnekler doğrultusunda kalıcı hale getirilmelidir. Öte yandan bazı örgütler, özellikle Kürdistanlı partiler, ülke içinde tabanlarını ve organik bağlarını korudu. İnternet gibi araçlar da ülke içindeki ve dışındaki aktivistler arasındaki coğrafi sınırları belirsizleştirdi. Bu konferans, belgenin maddelerinin kağıt üzerinde kalmayıp uygulamaya geçirilmesi ve daha geniş kapsamlı bir uzlaşmanın zemininin hazırlanması için bir fırsattır.