İran’da kadın gazeteciler hem ayrımcılıkla hem güvencesizlikle mücadele ediyor

İran’da ve ülke dışında çalışan kadın gazeteciler, cinsiyet ayrımcılığı, düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarıyla mücadele ediyor. Gazeteci Suad Sudanizade, medyadaki erkek egemen anlayışa dikkat çekti.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi- 2 Kasım ‘Uluslararası Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’ olarak kutlanıyor. İran’da ve ülke dışında çalışan kadın gazeteciler, mesleki faaliyetleri sırasında farklı biçimlerde ayrımcılık, baskı ve güvencesizlikle karşılaşıyor.

Gazeteci Suad Sudanizade, hem İran’da hem de ülke dışında edindiği deneyimlerden hareketle kadın gazetecilerin çalışma koşullarını, maruz kaldıkları ayrımcılığı ve mesleki engelleri ajansımıza değerlendirdi.

 

*İran’daki medya kuruluşlarında çalışma deneyiminizden başlayalım. Bir kadın gazeteci olarak iş yerinde güvenlik konusunda neler yaşadınız?

Gazetecilerin güvenliğini değerlendirirken fiziksel ve psikolojik güvenliğin yanı sıra ekonomik ve sosyal güvenceleri de dikkate almak gerekiyor.

Medya kuruluşlarında gizli ve kurumsallaşmış bir cinsiyet ayrımcılığı bulunduğunu söylemek istiyorum. Bu sorun hem İran’daki hem de ülke dışındaki medya kuruluşlarında var; ancak farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. Ayrımcılık zaman zaman o kadar normalleşiyor ki biz kadın gazeteciler bile farkında olmadan bunun yeniden üretilmesine katkıda bulunabiliyoruz.

Sorun yalnızca kadınların çalışmasına izin verilip verilmemesi değil. Asıl mesele, kadınların erkek meslektaşlarıyla eşit ölçüde bağımsızlığa, yetkiye ve karar alma hakkına sahip olup olmadığıdır. Örneğin medya yöneticileri kadın gazetecilerin kıyafetleri, örtünme biçimleri ve dış görünüşleri hakkında karar verebiliyor. Erkek çalışanlar ise benzer kısıtlamalarla karşılaşmıyor. Kadınların görünüşleri ve kişisel tercihleri erkeklere kıyasla çok daha fazla denetleniyor.

Bu durum İran medyasında, özellikle de devlet televizyonu ve radyosunda açıkça görülüyor. Gazetecilik öğrencisiyken bizi devlet televizyonuna götürmüşlerdi. Ancak çarşaf giymediğim için içeri alınmadım ve dışarıda beklemek zorunda kaldım.

Ülke dışındaki medya kuruluşlarında da ayrımcılık farklı biçimlerde sürüyor. Bazen kadın gazetecilerden kurumun belirlediği görünüş kalıplarına uygun giyinmeleri bekleniyor. Hatta teknik ekipte çalışanlar bile kadınların kıyafetleri hakkında karar verebiliyor. Bu yaklaşımın insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği iddialarıyla bağdaşmadığını düşünüyorum. Medyada kadınlara yönelik ayrımcılık, dış görünüş ve kişisel tercihlere müdahale biçiminde de devam ediyor.

*Kadın gazeteciler, özellikle İran’da, kıyafet konusundaki kısıtlamaların yanı sıra başka eşitsizliklerle de karşılaşıyor. Annelik sorumluluğunu mesleki yaşamıyla birlikte yürütmeye çalışan kadınların karşılaştığı güçlükler neler? İş güvenceleri erkek meslektaşlarından nasıl farklılaşıyor? Ayrıca devlet kısıtlamalarının yanı sıra toplumsal baskı ve beklentiler kadın gazetecilerin çalışmalarını nasıl etkiliyor?

Medyada cinsiyet ayrımcılığının daha az gündeme gelen biçimlerinden biri, kadın gazetecilerden ücretsiz çalışmalarının beklenmesidir. Bazen kadınlardan toplumsal sorumluluk, kadınların, çocukların ve ötekileştirilen grupların haklarını savunma gerekçesiyle ücretsiz ya da çok düşük ücretlerle çalışmaları isteniyor. Erkeklerden ise aynı beklentiye girilmiyor.

Bu durum ülke dışındaki medya kuruluşlarında da görülüyor. Kadınların çalışmaları bazen profesyonel bir meslek faaliyeti olarak değil, gönüllülük olarak değerlendiriliyor. Oysa erkekler daha çok profesyonel gazeteciler olarak işe alınıyor ve daha adil ücretler alabiliyor.

Bu eşitsizliğin temelinde, erkeği ailenin geçimini sağlayan kişi olarak gören ve kadınların gelirini gerekli bulmayan erkek egemen anlayış yatıyor. Bu yaklaşım medya kuruluşlarının politikalarını da etkileyerek kadınların ücret alma hakkının görmezden gelinmesine neden olabiliyor.

Ayrımcılık yalnızca ücretlerle sınırlı değil; işe alım, sigorta ve iş güvencesini de kapsıyor. Kendi deneyimimden örnek verecek olursam İran’da erkek gazetecilerin sigortalanma işlemleri daha hızlı ilerlerken kadınlar aynı haktan yararlanmak için daha fazla engelle karşılaşıyordu.

* İran’da ve ülke dışında gazetecilik deneyimi olan biri olarak kadınların karşılaştığı engelleri ve iki yerdeki koşullar arasındaki farkları nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca bazı kadın gazeteciler mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklanıyor ya da SIM kartlarının ve sosyal medya hesaplarının kısıtlanması gibi uygulamalarla karşılaşıyor. Bu engeller, onların medya faaliyetlerini ve toplumsal yaşama katılımlarını nasıl etkiliyor?

Kadın gazeteciler çocuk işçiliği, kadınların aile geçimini tek başına üstlenmesi ve çevre sorunları gibi toplumsal meseleleri zaman zaman daha ayrıntılı ve duyarlı biçimde ele alıyor. Bu konuların nedenlerini ve sonuçlarını araştırarak kamuoyunun gündemine taşıyorlar. Bence bu ayrıntılı takip, iktidarı rahatsız edebiliyor. İran’da da bu tür haberler defalarca sansür ve kısıtlamalarla karşılaştı. Buna rağmen medya yöneticileri, farklı konuların ve bölgelerin haberleştirilmesinde erkekleri öncelikli tutabiliyor. Oysa kadınlar birçok durumda daha derinlikli haberler hazırlıyor.

Bu yaklaşım uluslararası medyada da görülüyor. Kadınlar bazen yalnızca görünürlük sağlamak amacıyla tercih edilirken, mesleki fırsatlar ve daha yüksek ücretler sunan saha görevleri ile haber seyahatleri daha çok erkeklere veriliyor.

Bu yaklaşım, erkeklerin saha haberciliğinde daha yetenekli olduğu yönündeki toplumsal cinsiyet kalıplarına dayanıyor. Oysa bu eşitsiz görev dağılımı, kadın gazetecilerin mesleki fırsatlarını kısıtlıyor.

*Bir diğer konu da gazetecilik alanına meslek dışından kişilerin girmesi. Mesleki faaliyetleri nedeniyle İran’dan ayrılmak ve başka ülkelere sığınmak zorunda kalan bazı gazeteciler, gittikleri ülkelerde de dışlanma ve kısıtlamalarla karşılaşıyor. Buna karşılık siyasi gruplarla bağlantılı kişilerin bu alanda daha fazla fırsat elde ettiği görülüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle bir süreç, sığınmacı gazetecilerin iş olanaklarını ve mesleki bağımsızlıklarını daha da kısıtlamıyor mu?

Bu konu üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Siyasi partilere bağlılık gösteren kadın gazeteciler, bazen bu bağlılıkları nedeniyle medya kuruluşları tarafından dışlanıyor ve daha az mesleki fırsat elde ediyor. Sonuçta birçok profesyonel kadın gazeteci görmezden geliniyor ve yeterli destekten yoksun bırakılıyor. Ayrıca yönetiminde erkeklerin bulunduğu kampanyalar, kadınların yönettiği kampanyalara kıyasla daha fazla görünürlük kazanıyor.

Bununla birlikte, “Jin, Jiyan, Azadî” Devrimi İranlı kadınların görünürlüğü açısından bir dönüm noktası oldu. Kürdistan’da başlayan bu başkaldırı, kadınların sesini dünyaya duyurdu. Hatta bazı siyasi partileri erkek yöneticilerini değiştirerek yerlerine kadınları getirmeye yöneltti.

Bir diğer önemli nokta ise gazetecilerin bugüne kadar mahpuslar, mülteciler, işçiler ve çocuklar hakkında yazması, onların sesi olmasıdır. Ancak gazeteciler ayrımcılık ve kısıtlamalarla kendileri karşılaştığında seslerini duyan çok az kişi oluyor. Biz kalemimizle ve medyayla toplumun sorunlarını görünür kılıyoruz. Fakat sıra kendi sorunlarımıza geldiğinde bu ışık bize dönmüyor.

Daha sağlıklı ve şeffaf bir toplumun oluşması için hem medya kuruluşlarının hem de toplumun gazetecileri desteklemesi gerekiyor. Gazetecilerin susturulduğu ve özgürce konuşamadığı bir toplum, yolsuzluk, ayrımcılık ve adaletsizlik karşısında daha savunmasız hale gelir.

Yargı kurumları da hesap verebilir olmalı. Ancak bu kurumların çalışmalarını inceleyebilecek ve idam kararları gibi konularda kamuoyunu bilgilendirebilecek olan medyadır. Gazetecilerin kamuoyunu bilgilendirmedeki rolü son derece önemlidir.

Siyaset alanında da medyanın gücünü göz ardı edemeyiz. Örneğin Donald Trump’ın deneyimi, siyasetçilerin medya ile kurduğu ilişkinin görünürlüklerini etkileyebildiğini gösteriyor. Hakkında yayımlanan haberlerin yoğunluğu da medyanın kamuoyunu şekillendirme, kişi ve konuları öne çıkarma gücünü ortaya koyuyor. Bu güç bazen siyasetçilerin kendi öngörülerinin bile ötesine geçebiliyor.