Işığın biyografisi: Libertas’ın zincirlerden meşaleye yolculuğu

Libertas, acı, tiranlık ve köleliğin sancılarından doğarak her zaman ve her yerde evreni özgürlük, yurttaşlık ve adaletle aydınlatan tanrıça.

Haber Merkezi - Libertas, güzellik tanrıçası gibi denizin köpüğünden, savaş tanrıçası gibi gökyüzünün yıldırımlarından doğmadı. O, insanlığın elinden alınabilen ancak satın alınamayan bir şey olan özgürlük üzerine sorduğu kadim sorudan doğdu.

Efendinin özgür, kölenin ise bir mülk sayıldığı Roma’da özgürlük, bir kadın suretinde vücut buldu. Libertas, başta özgürlük başlığı ve asa olmak üzere azat edilmenin sembollerini taşıyarak insanın bir başkasının mülkü olmaktan çıkıp özgürlük anını temsil etti.

Ancak Libertas, doğduğu andan itibaren büyük bir paradoks taşıyordu: Kölelik üzerine kurulu bir toplumda özgürlük nasıl kutsallaştırılabilirdi? Belki de tam da bu nedenle Libertas’ın imgesi, bir tanrıça figürü olmanın ötesine geçerek siyasetin aynasına dönüştü.

Julius Caesar öldürüldüğünde, cumhuriyet adına hareket ettiklerini söyleyen komplocular Libertas’ın imgesini sikkelerin üzerine taşıyarak Roma’ya özgürlüğü yeniden kazandırdıklarını ilan ettiler. Ancak ardından cumhuriyet yıkıldı ve imparatorlar dönemi başladı. Buna rağmen Libertas’ın yüzü sikkelerde varlığını sürdürdü. Sanki iktidar, gücünü ne kadar sıkılaştırırsa sıkılaştırsın, kendi zulmünü gizlemek için her zaman özgürlüğün yüzüne ihtiyaç duyuyordu.

Yüzyıllar sonra yeniden ortaya çıktı

Libertas, Roma’nın düşüşüyle ölmedi. Hafızaya çekildi ve yüzyıllar sonra, insanlar özgürlük hayallerini yansıtacak bir yüze ihtiyaç duyduğunda yeniden ortaya çıktı. Modern Avrupa’da kadın biçimindeki özgürlük sembolü, azat eden bir tanrıçadan mücadele eden bir kadına dönüştü. Önce Delacroix’nın “Halka Önderlik Eden Özgürlük” eserinde, ardından Fransızların Marianne figüründe yeniden hayat buldu. Daha sonra okyanusu aşarak, daha sakin ve görkemli bir biçimde, elinde meşale taşıyan Özgürlük Heykeli’ne dönüştü.

Libertas’ın yolculuğu

Ancak Libertas bize en önemli sorusunu bırakıyor: İnsan gerçek hayatta özgürlükten mahrum bırakılırken, özgürlük yalnızca güzel bir görüntü olarak kalıyorsa bunun anlamı nedir? Burada onun yolculuğu bir Roma tanrıçasının yolculuğundan daha büyük hale geliyor. Bu, zaman içinde değişen bir kavramın yolculuğudur: Kölenin azat edilmesinden yurttaşın özgürlüğüne, halkların özgürlüğüne ve nihayetinde eşitlik ve insan onuru hayaline uzanan bir yolculuk.

Belki de onun en güzel paradoksu şudur: Tarih özgürlüğü bir kadın biçiminde tasvir etmeyi sürdürürken, gerçek kadınlar da yalnızca özgürlüğün sembolü olmamak, özgürlüğe sahip olmak, onu yaratmak ve savunmak için kendi mücadelelerini sürdürdüler. İşte bu nedenle Libertas taştan bir kadın değildi. O, insanın zincirlerini kırmaya karar verdiği andaki yüzüydü ve hala da öyle.