İran Anayasası’nda kadın hakları: Eşitlik sınırını kim belirliyor?

İran Anayasası kadın ve erkek için eşit haklar, hukuki koruma ve ayrımcılığın kaldırılmasını öngörürken, bu hakları “İslami ölçülere” uyulması şartına bağlıyor.

SAMÎRA MOHAMMADÎ

Haber Merkezi- İran İslam Cumhuriyeti Anayasası ilk bakışta kadınları ve erkekleri haklardan ve yasal korumadan mahrum bırakmıyor. Aksine anayasanın çeşitli maddelerinde eşit haklar, yasal koruma ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması vurgulanıyor. 19. madde, İran halkının eşit haklara sahip olduğunu belirtirken, 20. madde “milletin bütün bireylerinin, kadın ve erkek ayrımı olmaksızın, kanunun koruması altında eşit olduğunu” ifade ediyor. 3. madde ise devleti “haksız ayrımcılıkları” ortadan kaldırmak ve herkes için adil imkanlar oluşturmakla yükümlü kılıyor.

Ancak Anayasa’nın kadın ve erkek eşitliğinden söz ettiği noktada temel bir koşul da getiriliyor. Yasa “İslami ölçülere uyulması” şartına bağlanıyor. İşte bu ifade, İran İslam Cumhuriyeti’nde kadın hakları meselesinin başlangıç noktasını oluşturuyor.

Mesele, anayasanın kadınlar açısından eşitlik kavramını tanıyıp tanımadığı değil; metin böyle bir inkara imkan vermiyor. Asıl mesele, bu eşitliğin nereye kadar devam ettiği, sınırlarını neyin belirlediği ve bu sınırları belirleme yetkisinin hangi kuruma ait olduğu.

Bu sorunun yanıtı için 20. maddeyi 4. maddeden bağımsız değerlendirmek mümkün değil. 20. madde kadın ve erkeklerin eşit şekilde korunmasından ve insani, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan yararlanmalarından söz ediyor ancak bu hakları “İslami ölçülere uyulması” şartına bağlıyor. 4. madde ise bütün yasa ve düzenlemelerin çeşitli alanlarda İslami ölçülere dayanması gerektiğini belirtiyor ve bu ilkenin anayasanın “bütün maddelerinin mutlaklığı veya genelliği” üzerinde geçerli olduğunu açıkça ifade ediyor. Bunun tespiti ise Anayasa Koruma Konseyi’nin fakihlerine bırakılıyor.

Bunun sonucunda İran İslam Cumhuriyeti’nin hukuk sisteminde “eşitlik” hakların belirlenmesindeki tek ölçüt olmaktan çıkıyor. Bir yandan yasanın anayasaya uygun olması, diğer yandan İslami ölçülere aykırı olmaması gerekiyor. Bu iki ölçüt bazı durumlarda kadın hakları açısından temel bir soruya yol açabiliyor: Bir hak kadın ve erkek için genel olarak tanınmış, ancak uygulanma kapsamı başka bir ölçüte bağlanmışsa, bu iki ölçüt arasında çatışma yaşandığında hakkın sınırlarını hangisi belirliyor?

4. madde belirleyici konumda

4’üncü madde bu açıdan belirleyici bir öneme sahip. Çünkü yalnızca olağan yasaların İslami olması gerektiğini söylemiyor. İslami ölçüleri anayasanın “bütün maddelerinin mutlaklığı veya genelliği” üzerinde de geçerli kılıyor. Dolayısıyla eşitlik ilkesi de İran hukuk sisteminde herhangi bir yorumdan bağımsız şekilde ele alınmıyor; 4. maddenin bütün hukuk sistemi için oluşturduğu çerçeve içerisinde değerlendiriliyor.

Bu mesele yasama sürecinde de kurumsal bir kurala dönüşmüş durumda. İran Anayasası’nın 72. maddesi, Meclis’i ülkenin resmi mezhebinin esasları veya anayasanın maddeleriyle çelişen yasalar çıkarmaktan men ediyor. 94. madde, Meclis tarafından kabul edilen bütün düzenlemeleri incelenmek üzere Anayasa Koruma Konseyi’ne gönderiyor. Konsey de bunları İslami ölçülere ve anayasaya uygunluk açısından incelemekle yükümlü. 96. madde ise yasaların İslami hükümlere aykırı olup olmadığını belirleme görevini Anayasa Koruma Konseyi’ndeki fakihlerin çoğunluğuna veriyor.

Dolayısıyla “İslami ölçüler” Anayasa’da yalnızca teorik bir ifade değil; resmi yasama sürecinde yasaların incelenmesinde kullanılan hukuki bir ölçüt niteliği taşıyor.

Anayasa Koruma Konseyi’nin 4. maddeye ilişkin resmi görüşü de bu yaklaşımı güçlendiriyor. Konsey, en son Yüksek Yargı Konseyi’nin mektubuna verdiği yanıtta, 4. maddeden “tüm alanlardaki bütün yasa ve düzenlemelerin” İslami ölçülere uygun olması gerektiği sonucunun çıkarılabileceğini ve bunun tespitinin Anayasa Koruma Konseyi fakihlerinin sorumluluğunda olduğunu açıkladı.

Bu görüş, Konsey’in 4. maddenin kapsamını belirli bir yasama alanıyla sınırlamadığını, bütün alanları kapsayan bir ilke olarak değerlendirdiğini göstermesi açısından önem taşıyor.

Kadın haklarında 21. madde

Anayasanın kadınlara ilişkin en önemli maddesi olan 21. madde, bu karmaşıklığı daha da görünür hale getiriyor. Bu madde devleti, “İslami ölçülere uyulması” şartıyla “kadının tüm alanlardaki haklarını” güvence altına almakla yükümlü kılıyor. Ardından devletin görevlerini sıralıyor: Kadının kişiliğinin gelişmesi ve maddi-manevi haklarının yeniden tesis edilmesi için gerekli koşulların oluşturulması, annelerin korunması, hamilelik ve çocuk velayeti dönemlerinde kadınların desteklenmesi, kimsesiz çocukların korunması, ailenin bütünlüğünü korumak amacıyla yetkili mahkemelerin oluşturulması, eşi olmayan ve yaşlı veya kimsesiz kadınlara özel sigorta sağlanması ve şer’i velinin bulunmaması halinde çocukların velayetinin ehil annelere verilmesi.

Bu madde bir açıdan kadınların hukuki haklarının savunulması için önemli bir kapasite oluşturuyor. Devlet, kadınların haklarını “tüm alanlarda” güvence altına almakla yükümlü kılınıyor; kadınların kişiliğinin gelişmesi ile maddi ve manevi hakları da açıkça tanınıyor. Dolayısıyla Anayasa metninden, kadının yalnızca korunması gereken bir özne olduğu ve bağımsız herhangi bir hakkının bulunmadığı sonucu çıkarılamaz. Aksine 21. madde, kadınların daha geniş haklar talep etmesinin dayanaklarından biri olabilir.

Ancak aynı maddede yapısal bir sınırlama da bulunuyor: Kadının haklarının güvence altına alınması en başından itibaren “İslami ölçülere uyulması” şartına bağlanıyor.

Bunun yanı sıra, anayasanın kadınlara yönelik özel koruma kapsamında bu maddede sıraladığı hususların önemli bir bölümü annelik, velayet, aile, boşanmış ya da eşini kaybetmiş kadınların durumu ve çocukların bakımı gibi konular etrafında şekilleniyor. Bu durum tek başına anayasanın kadının bütün kimliğini aile içindeki rolüne indirgediğini kanıtlamaz. Ancak anayasanın kadınlara yönelik özel koruma anlayışının, bu maddenin önemli bir bölümünde aile ve aile içindeki rollerle bağlantılı şekilde kurgulandığını gösteriyor.

‘Haksız ayrımcılık’ için anayasal dayanak

Öte yandan İran Anayasası’nın 3. maddesi, ayrımcı yasalara yönelik eleştiri için önemli bir araç sunuyor. Bu madde, İslam Cumhuriyeti’nin hedeflerinin gerçekleştirilmesi amacıyla devleti, “haksız ayrımcılıkların ortadan kaldırılması ve herkes için adil imkanların oluşturulması” için harekete geçmekle yükümlü kılıyor.

Dolayısıyla olağan yasalarda kadın ve erkek arasında bir farklılık oluşturulmuşsa, yalnızca bu farklılığın varlığıyla yetinilemez. Bu farklılığın meşru bir hukuki ayrım mı yoksa “haksız ayrımcılık” mı olduğu sorulmalıdır. Bu soru, kadınlarla ilgili her bir yasanın incelenmesinde önemli bir hukuki araca dönüşebilir.

Anayasanın 19. maddesi de İran halkının etnik ve kabile aidiyetlerinden bağımsız olarak eşit haklara sahip olduğunu ve belirli unsurların kişilere ayrıcalık sağlamaması gerektiğini belirtiyor. 20. madde ise daha açık bir şekilde kadın ve erkeği kanunun koruması açısından aynı konuma yerleştiriyor ve insani, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel hakları her ikisi için de tanıyor. Ancak burada da aynı “İslami ölçülere uyulması” şartı bulunuyor.

Dolayısıyla Anayasa’nın kendisi, hak temelli bir talebin dayanağı olarak okunabilecek bir dizi ilkeyi bir arada barındırıyor: Eşit haklar, kanunun eşit koruması, haksız ayrımcılıkların kaldırılması, adil imkanların oluşturulması ve kadın haklarının tüm alanlarda güvence altına alınması.

Ancak aynı zamanda 4. madde ve 20. ile 21. maddelerde yer alan koşullar, bu bütünü İslami ölçüler çerçevesine yerleştiriyor.

‘Koşullu eşitlik’ kavramı

Bu noktada “koşullu eşitlik” kavramı önem kazanıyor. Bu ifade anayasanın kendi kullandığı bir kavram değil; Anayasa “kadın ve erkek koşullu olarak eşittir” demiyor. “Koşullu eşitlik”, anayasanın iki farklı hüküm grubunun bir arada değerlendirilmesinden ortaya çıkan analitik bir kavram.

Bir tarafta eşitlik ve hukuki korumayı vurgulayan maddeler, diğer tarafta ise haklardan yararlanmayı ve yasaların geçerliliğini İslami ölçülere bağlayan hükümler bulunuyor.

Bu nedenle hukuki eleştiri, anayasanın kadınlara hiçbir hak tanımadığı iddiasından hareket etmemeli. Böyle bir iddia 20. ve 21. maddelerin metniyle uyumlu değil. Daha isabetli eleştiri başka bir noktadan başlamalı: Anayasa kadın ve erkek eşitliğinden söz ediyor, ancak aynı zamanda bu eşitliğin sınırlarını İslami ölçüler çerçevesinde belirleyen bir mekanizma oluşturuyor.

Tam da burada hukuki ve kurumsal iktidar meselesi önem kazanıyor. Anayasanın 98. maddesi, anayasanın yorumlanması yetkisini Anayasa Koruma Konseyi’ne veriyor ve yorumun kabulü için Konsey üyelerinin dörtte üçünün oyunu şart koşuyor. Dolayısıyla bu hukuk sisteminde yasama sürecinde yasaların anayasaya ve İslami ölçülere uygunluğu konusunda resmi bir rol üstlenen kurum, anayasayı yorumlama yetkisine de sahip.

Bu durum İran İslam Cumhuriyeti hukukuna yönelik eleştiriyi daha kesin ve güçlü hale getiriyor. Çünkü mevcut bütün eşitsizlikleri herhangi bir ayrım yapmadan anayasaya atfetmek, hukuki eleştirinin yanıt üretme imkanını azaltıyor. Oysa her bir örneğin hukuki kaynağına kadar inilirse ayrımcılığın nerede ortaya çıktığı, hangi kurum tarafından onaylandığı, hangi gerekçenin ileri sürüldüğü ve aynı hukuk sisteminin bu ayrımcılığa itiraz etmek için hangi anayasal ilkeleri sunduğu açık biçimde gösterilebilir.

Bu açıdan İran İslam Cumhuriyeti Anayasası yalnızca mevcut sınırlamaları gerekçelendirmek için başvurulabilecek bir metin değil; aynı zamanda devlete bir dizi yükümlülük ve ilke getiren bir metin olarak da değerlendirilebilir.

3’üncü madde haksız ayrımcılıkların kaldırılmasından ve adil imkanların oluşturulmasından söz ederken, 19. madde eşit hakları tanıyor, 20. madde kadın ve erkeği kanunun koruması açısından eşit konuma yerleştiriyor ve 21. madde devleti kadınların haklarını tüm alanlarda güvence altına almakla yükümlü kılıyor. Bu ilkeler, kadınlar ve erkekler için farklı haklar öngören olağan yasalar hakkında ciddi sorular yöneltmenin dayanağını oluşturabilir.

Ancak diğer tarafta 4. madde bulunuyor. Bu madde, Anayasa’nın bütün hükümleri üzerinde geçerli kabul ediliyor ve yasaların İslami ölçülere uygunluğunu belirleme görevini Anayasa Koruma Konseyi’nin fakihlerine veriyor. Anayasa Koruma Konseyi’nin 1981 tarihli resmi görüşü de bu maddeyi geniş biçimde yorumlayarak, bütün alanlardaki yasa ve düzenlemeleri kapsadığını ortaya koyuyor.

Sonuç olarak İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’nda kadın hakları meselesi bir çelişki veya en azından içsel bir hukuki gerilim üzerinden tanımlanabilir: Bir tarafta anayasa eşitlikten, eşit korumadan, haksız ayrımcılıkların kaldırılmasından ve kadın haklarından söz ediyor; diğer tarafta ise bu hakları, İslami ölçülerin belirleyici olduğu bir çerçeveye yerleştiriyor ve bu ölçülerin belirlenmesi için belirli bir kurumsal mekanizma oluşturuyor.

Eşitlik nerede başlıyor?

Bu açıdan temel soru artık “İran İslam Cumhuriyeti Anayasası kadınlara herhangi bir hak tanıyor mu?” değil. Daha doğru soru şu: Anayasa kadın ve erkeği kanunun koruması açısından eşit konuma getirirken, haklardan yararlanmayı İslami ölçülere uyulması şartına bağlıyorsa, bu hukuk sisteminde kadın ve erkek arasındaki eşitliğin gerçek sınırı nerede başlıyor?

Bu sorunun yanıtı yalnızca 19, 20 ve 21. maddelerin okunmasıyla bulunamaz. Yanıtı ortaya koymak için anayasa metninin ötesine geçerek olağan yasalara ve resmi yorumlara bakmak gerekir. Çünkü eşitlik veya eşitsizlik, genel bir kavram olmaktan çıkıp gerçek bir hakka tam da burada dönüşür. Her alanda aynı soru ortaya çıkıyor: Anayasa kadın için hangi hakkı tanıyor, olağan yasa hangi sınırlamayı getiriyor, bu sınırlamanın resmi dayanağı nedir ve aynı sınırlamaya Anayasa’daki eşitlik ve kadın hakları ilkelerine dayanılarak itiraz edilebilir mi?

Sonuç olarak İran İslam Cumhuriyeti’nde kadın haklarına yönelik eleştiri, ancak bizzat hukuku değerlendirmek için bir ölçüte dönüştürdüğünde ciddi ve belgeli bir niteliğe kavuşabilir: Eşitlik ilkesini ayrımcı yasa karşısına, devletin ayrımcılığı ortadan kaldırma yükümlülüğünü ayrımcı düzenlemeler karşısına ve kadın haklarının güvence altına alınacağı yönündeki anayasal taahhüdü, kadınların yasalarda karşılaştığı uygulamalar karşısına koymak gerekir. İşte bu noktadan hareketle yalnızca anayasa metnindeki “eşitlik” değil, bu eşitliğin gerçek sınırları ve onu sınırlayan hukuki mekanizmalar da tartışılabilir.