Amed’de kadınlar adalet ve hafıza nöbetine başlıyor
Amed Şiddetle Mücadele Ağı, kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerine karşı 6 Ekim’den itibaren Diyarbakır Adliyesi önünde “Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti” başlatıyor.
Haber Merkezi- Amed Şiddetle Mücadele Ağı, kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerine dikkat çekmek, adalet arayışını görünür kılmak amacıyla “Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti” başlatıyor. 6 Ekim’den itibaren her Salı Diyarbakır Adliyesi önünde tutulacak nöbet, 10 hafta boyunca kadınların yaşam hakkı, adalet ve hakikat taleplerini gündeme taşıyacak.
Nöbetle ilgili yapılan açıklamayı Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi Üyesi İrem İlhan, okudu. Kadın katliamlarının “şüpheli” denilerek karanlıkta bırakıldığını dile getiren İrem İlhan, şunları söyledi:
“Üç ila beş kadının yaşamını yitirdiği günler, birbirinden kopuk haberler gibi önümüze konuluyor. Oysa biz biliyoruz ki; kadınların bedenleri, duyguları, düşünceleri, arzuları, emeği, yaşamları, hakikatleri yani aslında varoluşları sistematik olarak erkek egemen sistem tarafından hedef alınıyor. Bunun adı kadın kırımıdır! Bu, kadınlara yöneltilen bir savaştır! Kadın kırımı, ataerkil devlet sistemi, ulus-devletin militarist aklı, milliyetçi güvenlik politikaları ve hegemonik erkekliğin ilişkiselliği içinde gerçekleşiyor. Tam da bu sebeple, kadın kırımı; kadınların öldürülmesi ve bunu mümkün kılan devlet ve toplum mekanizmalarının suç ortaklığını içeriyor. Ve bugün, kadın cinayetleri yüksek düzeyde devam ederken, şüpheli kadın ölümleri olağanüstü biçimde görünür hâle gelmiş; artık ölüm sayısı ile birlikte, ölümlerin nasıl sınıflandırıldığı, soruşturulduğu ve karanlıkta bırakıldığı gündemimiz olmuştur. Bizler, kadın cinayetlerinin münferit suçlardan oluşan bir toplam olmadığını, ayrılma ve boşanma iradesinin tanınmaması, baskı ve denetim, ev içi şiddet, silaha erişim, koruma kararlarının uygulanmaması, etkisiz soruşturma ve cezasızlığın birbirini besleyen bir yapı oluşturduğunu biliyoruz.”
‘Belirsizlik cezasızlığa bırakılıyor’
İrem İlhan, ölüm nedenin netleşmediği durumlarda kadın ölümlerinin “intihar” ya da “kaza” olarak kabul edildiğini ifade ederek, soruşturmanın daraltıldığını belirtti ve olay yerinin, adli bulguların, dijital delillerin ve önceki şiddet öyküsünün gerektiği gibi araştırılmamasının gerçeklerin üzerini örtmek anlamına geldiğini söyledi. İrem İlhan, “Etkili soruşturma yürütülmemesi ve cezasızlık politikaları, şüpheyi giderilmesi gereken bir durum olmaktan çıkarıp dosyanın son sözüne, yani geçici belirsizliği kalıcı cezasızlığa dönüştürüyor. Kadınların ölümü değil, hakikat şüpheli bırakılıyor. Kadın kırımı yalnızca bir erkeğin bir kadını öldürdüğü anla sınırlı değildir. Kadınların yaşamı üzerinde hak iddia eden patriyarka; bedenlerini ve iradelerini denetim altına almaya çalışan dincilik; Kürt kadınların kimliğini ve mücadelesini hedef alan sömürgeci ve güvenlikçi politikalar ile özel savaş politikaları bu şiddeti besliyor. Kadınlar ayrılmak, boşanmak, çalışmak, örgütlenmek, kendi sözünü söylemek ve kendi yaşamını kurmak istediğinde şiddetle karşılaşıyor” şeklinde konuştu.
‘Cezasızlığı kabul etmiyoruz’
Yargılanma süreçlerine de değinen İrem İlhan, failler lehine tercihler yapıldığını ifade ederek “Haksız tahrik ve takdiri indirimlerin erkekler lehine geniş uygulanması, kamu görevlilerinin ihmallerinin araştırılmaması, delillerin zamanında toplanmaması, çelişkilerin giderilmemesi ve ölümlerin hızla intihar ya da kaza sayılması gibi maddi gerçeğe erişimi zorlaştıran cezasızlığı kabul etmiyoruz” dedi.
Açıklamasında Kürdistan kentlerindeki “şüpheli kadın” ölümlerini de değerlendiren İrem İlhan, “Kürt illerindeki şüpheli ölümler, kayıp kadınlar ve öğrencilerin ölümleri; soruşturmanın ilk anda 'intihar', 'düşme', 'boğulma' veya 'kayıp' çerçevesine sıkıştırılmasını kabul etmiyoruz. Anadilinde adalete erişememe, kırsal bölgelerde koruma hizmetlerinin yetersizliği, aile ve aşiret baskısı, kayıp kadın dosyalarının etkili araştırılmaması ve failin asker, polis, korucu ya da başka bir kamu görevlisi olduğu olaylarda cezasızlık politikasını kabul etmiyoruz” diye ifade etti.
Kadınların talepleri
İrem İlhan, konuşmasında kadınların taleplerini sıraladı:
“Kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayalı ayrımcılığın ve kadınlar üzerindeki toplumsal denetimin sonucu olan sistematik bir insan hakkı ihlali olarak ele alınmalıdır. İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olunmalı; CEDAW’ın ve AİHM içtihatlarının gerektirdiği toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı bütün kamu kurumları açısından bağlayıcı hale getirilmelidir.
*6284 sayılı Kanun’un uygulanması ülke genelinde bağlayıcı bir risk değerlendirme sistemine kavuşturulmalıdır. Ölüm tehdidi, silah varlığı, ayrılma veya boşanma süreci, ısrarlı takip, tedbir ihlali, çocuklara yönelik tehdit ve geçmiş şiddet yüksek risk göstergesi kabul edilmelidir. Tedbir kararlarının uygulanıp uygulanmadığı izlenmeli; ihlal hâlinde zorlama hapsi gecikmeksizin uygulanmalı; yüksek riskli dosyalarda elektronik izleme ve failin silahına el koyma zorunlu olmalıdır.
*Kadının önceki başvurularına rağmen öldürüldüğü her olayda, kamu görevlilerinin sorumluluğu bakımından resen ve bağımsız bir soruşturma başlatılmalıdır. Kurumların hangi bilgiyi ne zaman edindiği ve buna rağmen neden önlem almadığı açığa çıkarılmalıdır.
*Şüpheli kadın ölümleri için toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlüğünü esas alan, bağlayıcı bir soruşturma protokolü oluşturulmalıdır. Yüksekten düşme, ası, suda bulunma, silahla ölüm, zehirlenme ve kayıp sonrası ölüm vakalarında cinayet ve intihara sürükleme ihtimali etkili biçimde dışlanmadan dosya kapatılmamalıdır.
*Kadın katliamı davalarında failin eylemi yalnızca ölüm anı üzerinden değil, önceki şiddet döngüsüyle birlikte değerlendirilmelidir. Tehdit, takip, silah temini, uzaklaştırma kararının ihlali ve kadının hareketlerinin izlenmesi tasarlama bakımından delil olarak ele alınmalıdır. Katledilen kadının yaşam tarzının yargılama konusu yapılmasına son verilmelidir.
*Failin asker, polis, uzman çavuş, korucu veya başka bir kamu görevlisi olduğu dosyalarda soruşturmanın bağımsızlığını sağlayacak özel güvenceler oluşturulmalıdır. Üniforma, bir cezasızlık zırhına dönüşmemelidir. Kadın örgütlerinin, baroların ve hak örgütlerinin davalara katılma talepleri reddedilmemelidir. Kadın hakları savunucularına yönelik yargısal şiddete son verilmelidir.”
‘Adalet istiyoruz!’
İrem İlhan konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“Adalet istiyoruz! Çünkü kadınlar çoğu zaman maruz kaldıkları şiddeti bildirdikleri, korunmak için başvurdukları, tehdit edildiklerini söyledikleri hâlde öldürülüyor. Çünkü şüpheli ölümlerde hakikat açığa çıkarılmadan dosyalar kapanabiliyor; yargılamalarda failin geçmiş şiddeti yerine katledilen kadının yaşamı tartışılabiliyor. Adalet talebimiz, yalnızca failin cezalandırılması değildir. Kadını korumayan kurumların, etkili soruşturma yürütmeyenlerin ve cezasızlığı mümkün kılanların da hesap vermesini istiyoruz. Kadınların yaşam hakkı, ölümden sonra kurulacak bir hükme bırakılamaz. Biz hafıza oluşturmak istiyoruz! Çünkü kadın kırımı, katledilen kadınları isimlerinden, sözlerinden ve kurmak istedikleri yaşamdan koparıp birer sayıya dönüştürerek de sürüyor. Her hafta katledilen kadınların hikâyesini anlatacağız. Kim olduğunu, nasıl yaşamak istediğini, hangi şiddete karşı koyduğunu ve hangi soruların hâlâ yanıtsız bırakıldığını hatırlayacağız. Kadınların hakikatini birlikte taşıyacağız; adlarını da, adalet taleplerini de unutturmayacağız. Adaleti de, hakikati de birlikte yaratacağız.”
Nöbet eylemine çağrı
Nöbet eylemine kadınları davet eden İrem İlhan, “6 Ekim 2026 Salı günü saat 12.30’da adliye önünde Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti’ne başlıyoruz. On hafta boyunca her salı aynı yerde ve aynı saatte nöbette olacağız. Her hafta kadınların hikayelerini anlatacağız, onları anacağız, kadınların adalet arayışını birlikte görünür kılacağız. Kadınları, kadın örgütlerini, hukuk ve hak örgütlerini, demokratik kurumları ve yaşamı savunan herkesi nöbetimize çağırıyoruz. Katledilen kadınları unutmayacağız. Şüpheli ölümleri karanlıkta bırakmayacağız. Kadın kırımı karşısında hakikati, adaleti ve özgür yaşamı birlikte savunacağız” dedi.