Gazeteci Nezahat Doğan Rojava izlenimlerini anlattı
Gazeteci Nezahat Doğan Rojava izlenimlerini, savaşın kalıntıları arasında tüm zorluklara rağmen barış umudunun nasıl korunduğunu anlattı.
ELİF AKGÜL
İstanbul- Gazeteci Nezahat Doğan, Rojava’da bulunduğu süre boyunca bölgedeki toplumsal ve siyasal dönüşümü, kadınların yaşamını ve savaşın gündelik hayata etkilerini yerinde gözlemledi. Nezahat Doğan, Rojava izlenimlerini, bölgede karşılaştığı değişimi ve Rojava Kürtlerinin barışa bakışını ajansımıza anlattı.
Rojava’da savaşın ve çatışmanın izlerini yakından gözlemleyen Nezahat Doğan, bölgedeki ağır koşullara rağmen barış umudunun gündelik yaşamın içinde güçlü biçimde varlığını koruduğunu anlattı.
‘Rojava karartılmış bir bölgeydi’
“Rojava bizim Türkiye'den doğru hep merak ettiğimiz, görmek istediğimiz ve aslında kayıt altına almak istediğimiz bir yerdi. Çünkü Rojava Türkiye'den doğru karartılmış bir bölgeydi ve oradaki gerçekliğin, oradaki yaşananların, oradaki savaşın, şiddetin, çatışmanın gerçekten cihadist grupların ve IŞİD'in varlığını gösterdiği, HTŞ'nin aslında da yürütülen o savaş ekseninde son derece keskin şeylerin yaşandığı bir coğrafya” diyen Nezahat Doğan, Suriye’de Baas rejiminin ardından başlayan yeni dönemin de Rojava’ya yönelik ilgiyi artırdığını söyledi ve şöyle devam etti:
“Rojava ve özellikle Suriye ve Suriye'nin Baas rejiminden sonraki yeni süreci, yeni şekillenme dönemi hepimizin gözlerinin Rojava'ya dikildiği bir yerdi. Gerçekten bu röportajlar serisini biz üç meslektaşımla birlikte gerçekleştirirken, ilk bu talep geldiğinde birçok heyecanlandık. Çünkü gitmek istediğimiz ama güvenlik gerekçesiyle gidemediğimiz, yolun olmadığı, koşulların olmadığı, imkanların yaratılmadığı bir bölgeydi.”
Nezahat Doğan ve beraberindeki gazeteciler İrfan Aktan ile Banu Güven, Rojava’ya Halep üzerinden ulaştı. Halep’ten Qamişlo’ya uzanan yolculukta güvenlik kontrolleriyle karşılaştıklarını anlatan Nezahat Doğan, yol boyunca bölgenin güvenlik koşullarını da gözlemlediklerini aktardı:
“Sabah Halep için yola çıktık ve ilk etapta Halep'e indik. Tabii ki Halep'ten bir güvenlikle karşılaştık ve onların eşliğinde Halep'ten Qamişlo’ya doğru yola çıktık. 4-5 saatlik bir karayolu üzerinden Qamişlo’ya geçtik. Ama o geçiş güzergahı boyunca da her 1,5 kilometrede bir güvenlik kontrolünden geçerek Rojava'ya vardık.”
‘Rojava’da hala umut var’
Bölgeye dair ilk izlenimlerinden biri ise savaşın yalnızca çatışma alanlarında değil, gündelik hayatın içinde de bıraktığı izler olduğunu anlatan Nezahat Doğan, Halep’te karşılaştıkları manzaranın da bölgedeki savaşın boyutlarını gösterdiğini belirtti:
“Rojava'ya, Halep'e indiğimiz andan itibaren bir savaşın izlerini Halep'in arka sokaklarında görmek mümkündü. Mesela uzaktan da olsa Eşrefiye, Şexmeqsûd mahallelerinde görmeyi çok istedik ama ta oralara gitmeden bile Halep'in içinde savaşın izlerini, etkilerini görebilmek mümkündü. Halep merkezindeki yan mahallelerde bütün binalar yıkılmış ve tahrip edilmiş. O savaşın, çatışmanın izini, görünürlüğünü çok net gösteriyordu bize.”
Savaşın tüm izlerine rağmen “Rojava'da hala bir umut olduğunu” söyleyen Nezahat Doğan şöyle devam etti:
“Gerçekten o kadar ağır bir savaşın içerisinden çıkıp da varlığını ortaya koyarak ayakta kalmaya çalışma; bütün devletlerin ve sistemlerin Kürtlerin üzerine geldiği, yok etmeye çalıştığı, kimlikleri yok etmeye çalıştığı, o demografik yapının bozulmaya çalışıldığı ve halkların aslında birbirine kırdırılmaya çalışıldığı yerde şu çok netti: Halk savaş değil, barış istiyor. Çatışma değil, şiddet değil. Barışın inşa edilebilmesi umudunu çok daha net hissediyordu ve hissettiriyordu.”
‘Rojava entegrasyonun koşullarının sağlanması için çaba sarf ediyor, beklemiyor’
Nezahat Doğan, Rojava’da toplumun yalnızca gelişmeleri bekleyen bir konumda olmadığını, Suriye’nin yeni siyasi yapısı içerisinde entegrasyon koşullarının oluşturulması için çaba gösterildiğini anlattı:
“Rojava farklıydı. Rojava beklemiyor. Rojava 29 Ocak Anlaşması ile birlikte o entegrasyonun koşullarının yerine getirilmesi, yaşamın yeniden oluşturulabilmesi, o entegrasyonun idari kurumlarda da yaşamsal alanda oluşması için çaba sarf ediyor. Rojava'da elektrik sorun, Rojava'da gaz sorun, devalüasyon diyebileceğimiz ciddi bir ekonomik kriz var. Hala Esad paraları yürürlükte ama yeni paralar basıldı. O yeni paralar henüz tam olarak piyasada değil. Fırınlar eski paraya ekmek vermiyor. Halk ve toplum bu anlamda ciddi bir sorun yaşıyor.”
Bölgedeki güvenlik sorunlarının ve yeni çatışma ihtimalinin de tamamen ortadan kalkmadığını belirten Nezahat Doğan, buna rağmen halkta korkuyla birlikte bir umut duygusunun da bulunduğunu ifade etti:
“Ortadoğu coğrafyasında hegemonik savaşların bitmediği ama bir gün nereden cereyan edeceği, kaotik ortamın nasıl yaşanacağı, hala IŞİD'in devrede olduğu, hala cihadist grupların tehlikesinin de olduğu, provokasyonların da olabileceği bir coğrafya yanı başında ve o yanı başındaki şiddete karşı korkusu yok mu? Elbette ki var. Ama aynı zamanda bir umut da var. Çünkü diyor ki: Biz Kürtler bugün varlığımız için bir noktaya geldik ve varlığımız bir sistemin içerisinde entegrasyonla olacaksa eğer, bunun koşulları için üzerimize düşen ve yapılması gerekenler neyse, biz de üzerimize düşeni yapacağız.”
Bu umudun “toz pembe bir tablo” olmadığının altını çizen Nezahat Doğan, “Toplumun ve halkın, eski özerk yönetimin sağladığı özgün, özerk demokratik sistemden sonra, şimdi yeni oluşan Suriye rejimi içerisinde bir devlet sistemine entegrasyondan bahsediliyor. Ama burada da sadece iradeye güveniyor. Demokratik bir siyasetin oluşmasına, artık Kürtlerin varlığının her alanda tanınmasına olan inanç var” ifadelerini kullandı.
Ezber bozucu umut
Rojava’da yaptığı görüşmelerde Kürtlerin yalnızca çatışma ve savaş üzerinden tanımlanmasına itiraz eden bir yaklaşım gördüğünü anlatan Nezahat Doğan, izlenimlerini şöyle aktardı:
“Ama şu çok net ki Suriye'de sokağa çıktığımızda, halka temas ettiğimizde tek ortaya çıkan şu: ‘Biz kendi kimliğimizle, kendi dilimizle, kendi topraklarımızda yaşamak istiyoruz. Biz tanınırsa, diğer bütün kimliklerin hakları da tanınacak. Ama biz Kürtler sadece savaşmak için yokuz. Biz Kürtler siyaset de yapabiliriz. Kurumların içerisinde de olabiliriz. Yönetimsel her alanda var olmaya devam ederiz; siyaset, diplomasi ve müzakere içerisinde de her alanda olabiliriz’ diyorlar.”
Rojava’da halkın barışa yönelik tutumunun Türkiye’deki süreç tartışmalarını düşündürdüğünü belirten Nezahat Doğan, bölgedeki ağır koşullara rağmen gördüğü umudun “ezber bozucu” olduğunu söyledi:
“Orada o kadar bütün zorluklara rağmen bir umut varken, Türkiye'de elektriğimiz var, suyumuz var, gazımız var, aşımız var, ekmeğimiz var ama hala bir umutsuzluk hakim. Yanı başımızda çeteler yok. Yanı başımızda şu mahalleden çıkıp öteki mahalleye gittiğin anda ortaya çıkan bir savaş korkusu yok. Ama ona rağmen barışa sahip çıkma duygusunun az olması, bunun güçlendirilmemiş olması o zaman dönüp şunu söyletiyor: ‘Dönüp bir Rojava'ya bakmak lazım.’”
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve değişim paradigmasının yalnızca Türkiye açısından değil, bölgedeki siyasal sistemlerin dönüşümü açısından da okunması gerektiğini belirten Nezahat Doğan, şöyle devam etti:
“Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat çağrısı ve değişim paradigması aslında sistemlerin değişim paradigması. Böyle okumak lazım. Artık devletlerin içindeki sistemin toplumla birlikte entegre olacağı ve kimliklerin de o sistem içerisinde anayasal güvenceyle varlığının hukuksal olarak garanti altına alınabileceği bir sistem. Dolayısıyla bu Suriye'nin yeni oluşan rejiminde de ve devlet sisteminde de Türkiye'deki barış süreciyle aynı.”
Nezahat Doğan, Suriye’de Kürtlerin kimlik ve statü meselesinin Türkiye’deki süreçle benzer olduğunu vurgulayarak “Mesele Kürt kimliğinin, ana dili hakkının anayasal güvence altına alınıp alınmaması meselesi” diye konuştu. Nezahat Doğan değerlendirmesine şu sözlerle devam etti:
“Şu çok net ki Suriye'de, Suriye coğrafyasında, daha doğrusu Ortadoğu coğrafyasında Kürtler ilk defa kimliksizlikten statüye sahip oldu, kimliksiz devlet olan, halk olan, kimlik olan Kürtler ilk defa devlet içerisinde bir var olma ve tanınma haline kavuştu. Bugün bu cümleyi Türkiye için de kurabiliyoruz. Bunu Suriye için de kurabiliyoruz. Ama temel sorun şu: Nasıl tanındı ya da tanınmadı, ya da ne kadar kabul edildi, ne kadar edilmedi. Ana dili hakkının sağlanması, sağlanmaması meselesi. Bunun anayasal güvenceye haklar ve eşit yurttaşlık ekseninde konup konmayacağı meselesi. Bu aynı Türkiye'de de, Suriye'de de aynı.”
‘Rojava’da yas farklı yaşanıyor’
“Rojava’da yas da farklı yaşanıyor” diyen Nezahat Doğan, Rojava’daki Kürtlerin barışa olan inancını şöyle aktardı:
“Qamişlo'dan Dêrik’e gittiğimizde Dêrik Şehitliği'ni gezdik. Orada yas da farklı yaşanıyor. Şehitlik kalabalıktı, her bir mezar taşının yanında aileler vardı. Çocuklar, anne-babalar oturuyorlardı. Oturma hallerini anlamadık önce. Çünkü çayları vardı, kahveleri vardı, yemekleri vardı, aşları vardı. Mezar taşının yanı başındaydı. Yiyorlardı, sohbet ediyorlardı. Yeri geldiğinde gülüyorlardı.
Bir anne şunu çok net söyledi: ‘Biz’ dedi, ‘çok ağır bedeller ödedik kimlik olarak. Benim oğlum da bu bedeli ödedi. Ama benim oğlum bu bedeli öderken barışın geleceğini ve kimliğinin özgürleşeceğini bilerek bu bedeli ödedi. Ve o yüzden ben her gün buraya geliyorum. Oğlumla konuşuyorum ve onu anlatıyorum. Senin gözün arkada kalmasın. Bir gün o barış gelecek ve o barışın gelmesi için de biz oturup ağlayarak yas tutmayacağız. Biz yas değil, barışa olan inancımızı senin bıraktığın yerden sürdürmeye devam edeceğiz ve bir gün ben gelip sana, her gün anlattığım şeyi anlatmaya devam edeceğim.
Biz yas tutmuyoruz. Bizim yasımız barışın gelebilme umuduyla tebessüme dönüşüyor ve biz buna inanıyoruz. Biz de özgür yaşamayı hak ediyoruz. Kürtlere ne zaman ne kolay verilmiş ki bugün barış için yol alınacağı yerde de önümüze kolay gelsin. Biz artık başka evlatların yaşamını yitirmesini istemiyoruz.”