Kadınların sembollerini hedef almak, özgürlük mücadelesini hedef almaktır
Rojava’da örgülü saçtan kadın savaşçıların fotoğraflarına uzanan sembollere yönelik saldırılar, kadınların toplumsal hafızadaki yerini ve kazanımlarını hedef alıyor.
AVRÎN NAVDAR
Haber Merkezi – Rojava Devrimi, kadınlar açısından yalnızca geçici bir dönüşüm değil, toplumdaki konumlarının ve rollerinin yeniden tanımlanmasında bir dönüm noktası oldu. Kadınlar, uzun yıllar boyunca rollerini kısıtlayan ve toplumsal yaşamdaki varlıklarının sınırlarını belirleyen siyasi ve toplumsal engellere karşı mücadele ederek dışlanmışlıktan siyasete, yönetime ve toplumun savunulmasına uzanan bir yol açtı. Bu dönüşüm yalnızca sloganlarla değil, toplumlarını ve kendi geleceklerini şekillendirme hakkını savunurken zorlu deneyimlerden geçen ve ağır bedeller ödeyen kadınların mücadelesi ve fedakârlıklarıyla mümkün oldu.
Bu deneyimin içinden, derin anlamlar taşıyan kadın sembolleri doğdu. Örgülü saç artık yalnızca fiziksel görünümün bir parçası, yaşamını yitiren bir kadının fotoğrafı ise duvara asılmış sıradan bir portre değildi. Her ikisi de kadının toplumsal bilinçte kendi varlığını yeniden tanımladığı bir dönemin tanığı hâline geldi. Bu semboller, mücadele ve fedakârlık hikâyelerini barındırırken yalnızca tarihin bir parçası olan değil, tarihin yazılmasına da katkı sunan kadınları hatırlatıyor. Dolayısıyla bu sembollerin kamusal alanda yer alması, geçmişi anmanın ötesinde, kadınların elde ettiği kazanımların bölgenin toplumsal, siyasi ve askeri hafızasının ayrılmaz bir parçası olduğunu ortaya koyuyor.
İdeolojik arka planı sorgulama
Ancak son dönemde yaşanan olaylar, kadınların mücadelesiyle özdeşleşen bu sembolleri hedef alan saldırıları yeniden gündeme getirdi. Yılın başında, cihatçı Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) bağlı grupların bölgeye yönelik saldırıları sırasında Reqa’daki Zenubya heykelinin tahrip edilmesinden Hesekê’deki örgülü saç fotoğrafına ve son günlerde yaşamını yitiren kadın savaşçıların fotoğraflarına yönelik saldırılara kadar, kadınların deneyimi ve mücadelesiyle özdeşleşen semboller art arda hedef alındı. Söz konusu saldırılar sırasında DAİŞ’e ait slogan ve sembollerin kullanıldığına ilişkin haberler de bu olayların ideolojik arka planının sorgulanmasını gerekli kılıyor. Bu bağlamda, kadın haklarını hedef alan aşırılıkçı söylem ile kadınları kamusal yaşamdan uzaklaştırmayı ve kazanımlarını denetim altına almayı amaçlayan Suriye geçici yönetiminin erkek egemen zihniyeti arasındaki benzerliklerin incelenmesi önem taşıyor.
Dijital medyada yayılan görüntüler ve kadın iradesine saldırı
Dijital medyada son saatlerde yayılan, yaşamını yitiren kadın savaşçıların fotoğraflarına yönelik saldırılar, kadının insanlığını ve özgürlük hakkını inkâr eden, bedenini ve sembollerini dahi birer saldırı alanına dönüştüren düşünce sisteminin vahşetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Kadına ve insanlığa düşman bu zihniyetin ürünü olan tecavüz münferit olaylarla sınırlı kalmadı; kadınların iradesini kırmak, güvenlik ve aidiyet duygularını ortadan kaldırmak amacıyla sistematik baskı ve tahakküm araçları olarak kullanıldı. Bu nedenle söz konusu düşünceyle mücadele etmek, yalnızca işlenen suçları kınamakla sınırlı kalmamalı; bu saldırıları meşrulaştıran ve gerekçelendiren zihniyetin de anlaşılmasını gerektiriyor. Meselenin özüne bakıldığında, kadına yönelik şiddetin farklı biçimlerde ortaya çıktığı görülüyor. Bu şiddet, kadının bedenine ve özgürlüğüne yönelik doğrudan saldırılardan kimliğini, toplumsal konumunu ve sembollerini hedef alan girişimlere kadar uzanıyor.
Rojava’daki kadınların mücadelesi ve deneyimi, bir kadına yönelik şiddetin ya da onun sembollerine yapılan saldırının, özünde bütün kadınların özgürlük, toplumsal yaşama katılım ve kendi kaderini tayin etme hakkını hedef aldığını ortaya koyuyor. Bu nedenle kadın dayanışması, yalnızca duygudaşlıkla sınırlı kalmayan, dışlanmaya ve erkek egemen tahakkümün yeniden üretilmesine karşı ortak bir mücadeleye dönüşüyor. Bölgede DAİŞ’in yeniden güç kazanması ve erkek egemen zihniyetin yeniden hâkim kılınması girişimlerine karşı kadınların birlikte hareket etmesi, bu dayanışmayı daha da önemli hâle getiriyor. Kadınlar savunma ve mücadelede birleştiğinde, verdikleri mücadele ve elde ettikleri kazanımlar, kazanılmış haklardan geri adım atmayı reddeden ortak bir iradenin temelini oluşturuyor.
Bu dayanışmanın tamamlayıcı unsurlarından biri de saldırılardan sorumlu olanların hesap vermesini sağlamak. Aksi hâlde kadınların sembollerini hedef alan saldırılar, hesap sorulmayan bir ortamda sıradanlaştırılabilir ve tekrar eden bir uygulamaya dönüşebilir. Kadınların mücadelesiyle özdeşleşen sembollerin korunması, yalnızca geçmişin ve ortak hafızanın sahiplenilmesi değil, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesiyle elde ettiği kazanımların savunulması anlamına da geliyor.