‘Puf’tan alım gücü krizine: Savaş öncesinde İran ekonomisi ne durumdaydı?
Savaş öncesine ait ekonomi verileri, İran’daki ekonomik sorunların önemli bir bölümünün çatışmalar başlamadan önce de mevcut olduğunu gösteriyor.
Haber Merkezi - İran’da Hükümet Sözcüsü Fatemeh Mohajerani’nin 7 Ekim’de düzenlenen basın toplantısında “Gıda kuponu puf (ucuz mısır cipsi) almak için değil” şeklindeki açıklaması yeni bir tartışma başlattı.
Fatameh Mohajerani’nin açıklaması, bir gazetecinin gıda kuponuna sağlanan desteğin olası 300 bin tümen artırılmasının fiyat artışları karşısında yetersiz kalacağını belirtmesi ve gelir ile gerçek yaşam maliyetleri arasındaki farkı anlatmak için mısır cipsi fiyatını örnek göstermesi üzerine geldi. Fatameh Mohajerani kuponunun temel ihtiyaç maddelerinin satın alınması için verildiğini vurguladı. Toplantıya ilişkin yayımlanan haberlerde, o dönemde 300 bin tümenlik artışın olası bir destek olarak gündeme geldiği ve nihai miktarın henüz kesinleşmediği belirtildi.
Ancak bu tartışmanın önemi pufun kendisinde değil. Asıl mesele, İranlı hanelerin alım gücünün, birkaç yüz bin tümenlik olası bir sosyal yardım artışının bile geçim tartışmasının önemli bir konusu haline geldiği bir noktaya nasıl geldiğidir. Bu soruya yanıt vermek için bugünün gündeminden uzaklaşıp savaşın başlamasından önce İran ekonomisinin durumuna bakmak gerekiyor. Çünkü ancak savaş öncesi ve sonrası koşullar karşılaştırıldığında, ekonomik baskıların hangi bölümünün savaştan kaynaklandığı, hangi sorunların ise daha önceden var olduğu anlaşılabilir.
Savaş öncesinde de ekonomik baskılar birikiyordu
Dünya Bankası’nın savaş öncesinde, Nisan 2025’te yayımladığı rapor, İran ekonomisinin o dönemde de eş zamanlı bir dizi baskıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyordu. Kurum; ekonomik büyüme hızındaki düşüşe, ABD yaptırımlarının daha sıkı uygulanması ve Çin’deki talebin azalması nedeniyle petrol üretimindeki gerilemeye, yaptırımlar ile enerji kıtlığı nedeniyle petrol dışı sektörlerdeki faaliyetlerin sınırlanmasına ve ekonomik belirsizliğin artmasına dikkat çekmişti. Dolayısıyla yaptırımlar, savaş öncesinde İran ekonomisi üzerindeki önemli baskı unsurlarından biriydi ve hanelerin geçim koşulları üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.
Ancak aynı rapor, İran ekonomisindeki sorunların yalnızca yaptırımlarla açıklanamayacağını da ortaya koyuyordu. Dünya Bankası savaş öncesinde yatırım eksikliği ve enerji sektöründeki verimsizlik, yüksek sübvansiyonlar, sık yaşanan elektrik ve gaz kesintileri, düşük işgücü katılımı ve bütçe üzerindeki sürekli baskıya dikkat çekmişti. İşgücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 41, kadınların işgücüne katılımı ise yalnızca yüzde 14,1 olarak tahmin edilmişti. İran ekonomisi ayrıca devlet gelirlerinin ve ekonomik faaliyetlerin önemli ölçüde petrole bağlı olması nedeniyle petrol gelirlerindeki değişimlere ve ihracat kısıtlamalarına karşı kırılgan durumdaydı.
Üç farklı ekonomik baskı aynı anda etkili
Bu veriler önemli bir zamanlamaya işaret ediyor: Savaş, daha çatışmalar başlamadan önce biriken sorunlarla karşı karşıya olan bir ekonomiye geldi. Bu durum savaşın veya yaptırımların önemini azaltmıyor; aksine bugünkü ekonomik durumu açıklarken üç farklı baskı düzeyinin birbirinden ayrılması gerektiğini gösteriyor: ekonominin yapısal sorunları, yaptırımların etkileri ve savaşın yarattığı şoklar.
Yaptırımlar savaş öncesinde de vardı ve petrol ihracatı, döviz gelirleri ve ekonomik faaliyet üzerinde etkiliydi. Bunun yanı sıra düşük yatırım, enerji sektöründeki verimsizlik, bütçe açığı ve işgücüne düşük katılım gibi sorunlar da mevcuttu. Savaş ise bütün bu baskıları daha da ağırlaştırabilir.
Alım gücündeki düşüş temel sorunlardan biri
Bu zincirin en önemli halkalarından biri enflasyon ve alım gücündeki düşüş. Mal ve hizmet fiyatları hane gelirlerinden daha hızlı arttığında, nominal gelirdeki veya sosyal yardım ödemelerindeki artış gerçek alım gücünde aynı oranda bir artış anlamına gelmiyor.
Bu nedenle gıda kuponuna birkaç yüz bin tümenlik artış yapılması tartışması aslında paranın gerçek değerine ilişkin bir tartışmadır. Gıda kuponunun miktarı artırılsa ancak gıda ve diğer temel ihtiyaçların fiyatları daha hızlı yükselse, haneye daha fazla destek sağlanmış olur; ancak bu artış aynı oranda alım gücü yaratmayabilir.
Gıda kuponu temelde bir sosyal destek politikası ve amacı hanelerin temel ihtiyaçlarının bir bölümünü karşılamak. Bu nedenle tek başına enflasyonu kontrol etmesi veya ekonominin yapısal sorunlarını çözmesi beklenemez. Sorun, geçim desteklerinin tamamlayıcı bir araç olmaktan çıkıp hanelerin yaşamlarını sürdürmesinin kalıcı bir parçası haline gelmesiyle daha da belirginleşiyor.
Soru pufun fiyatından çok daha büyük
Bu açıdan bakıldığında, gazetecinin olası 300 bin tümenlik artışla ilgili sorusu yalnızca bir paket pufun fiyatına ilişkin bir soru olarak değerlendirilemez.
Gıda kuponu yalnızca temel ihtiyaç maddelerinin satın alınmasında kullanılsa bile asıl soru değişmiyor: Bu miktardaki artış, hanelerin gerçek tüketim sepeti karşısında ne kadar alım gücü yaratıyor?
Bu sorunun yanıtı da yalnızca gıda kuponunun miktarına bakılarak verilemez. Gıda, konut, sağlık, eğitim, enerji fiyatları ve hanelerin reel gelirlerindeki değişimle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Gelir ve istihdam da denklemin parçası
Alım gücü üzerindeki baskı yalnızca fiyatlardan kaynaklanmıyor. Gelir ve istihdam da denklemin diğer tarafını oluşturuyor. Dünya Bankası savaş öncesi raporunda işgücüne düşük katılımı İran ekonomisinin sorunlarından biri olarak değerlendirmiş ve kadınların işgücüne katılım oranını yalnızca yüzde 14,1 olarak tahmin etmişti.
Bu durum yalnızca üretim ve istihdam kapasitesini sınırlamakla kalmıyor; aynı zamanda hane gelirlerini ve devletin vergi geliri elde etme kapasitesini de etkiliyor. Dolayısıyla geçim krizini yalnızca bir veya birkaç ürün grubundaki fiyat artışına indirgemek mümkün değil. Kriz; gelir, istihdam, enflasyon, yatırım ve sosyal destek politikaları arasındaki ilişkiyle bağlantılı.
Enerji krizi savaş öncesinde de vardı
Enerji sektörü, savaş öncesinde de mevcut olan sorunların bir başka örneğini oluşturuyor. Dünya Bankası Nisan 2025’te, savaş başlamadan önce, enerji sektöründeki yatırım eksikliği ve verimsizliğin yanı sıra sık yaşanan elektrik ve gaz kesintilerine dikkat çekmişti.
Bu sorunlar hem hanelerin yaşamını hem de ekonomik işletmelerin faaliyetlerini doğrudan etkiliyor ve üretim maliyetlerinin, dolayısıyla mal fiyatlarının yükselmesine neden olabiliyordu.
Bu nedenle savaş altyapıya verilen zararı ve enerji arzındaki aksaklıkları artırabilecek olsa da enerji sektöründeki kırılganlığın temelinde savaşın başlamasından önce de var olan sorunlar bulunuyordu.
Bütçe üzerindeki baskı da derinleşiyor
Aynı durum devlet bütçesi için de geçerli. Devlet, savaş öncesinde cari harcamalar, transfer ödemeleri, maaş ve emekli aylıkları ile petrol gelirlerindeki dalgalanmalardan kaynaklanan mali baskılarla karşı karşıyaydı.
Dünya Bankası, yaşam maliyetlerinin artmasıyla sosyal destek ödemelerinin reel değerinin azaldığını ve hanelerin alım gücünü korumanın bütçe üzerinde daha fazla baskı oluşturmadan zorlaştığını vurgulamıştı.
Böyle bir durumda devlet aynı anda iki sorunla karşı karşıya kalıyor: Bir yandan haneler daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor, diğer yandan devletin bu desteği sağlamak için kullanabileceği mali kaynaklar sınırlı.
Yaptırımlar ekonomik baskının önemli bir parçası
Bu noktada yaptırımların rolü de denklemden çıkarılamaz. Dünya Bankası raporu, 2024/25 mali yılında petrol üretimindeki düşüşü kısmen ABD yaptırımlarının daha sıkı uygulanması ve Çin'deki talebin azalmasıyla ilişkilendirmiş; yaptırımları enerji kıtlığı ve ekonomik belirsizlikle birlikte petrol dışı sektörlerdeki büyümeyi sınırlayan faktörlerden biri olarak göstermişti.
Yaptırımlar ayrıca İran’ın döviz kaynaklarına, dış ticarete ve yatırımlara erişimini zorlaştırdı. Dolayısıyla yaptırımlar İran’daki ekonomik baskının önemli bir bölümünü açıklıyor. Ancak bu faktörün varlığı, ekonominin diğer yapısal sorunlarının incelenemeyeceği anlamına gelmiyor.
Savaş mevcut baskılara yenilerini ekliyor
Bu faktörler arasındaki fark, savaşın devreye girmesiyle daha da önem kazanıyor. Savaş; enflasyon, düşük yatırım, bütçe baskısı, enerji sorunları ve yaptırımlarla daha önce de karşı karşıya olan bir ekonomiyi yeni şoklarla karşı karşıya bırakabilir.
Altyapının zarar görmesi, ticaret ve ulaşımın aksaması, devlet harcamalarının artması, döviz gelirlerinin olası düşüşü ve ekonomik belirsizliğin artması fiyatlar ve hanelerin reel gelirleri üzerindeki baskıyı daha da artırabilir.
Dünya Bankası’nın sonraki değerlendirmelerinde de İran ekonomisi; çatışmalar, ağırlaşan yaptırımlar, enerji ve su kıtlığı ile yapısal sorunların eş zamanlı etkisi altında tanımlanmış ve savaşın üretim, ticaret ve enflasyon baskıları üzerindeki etkilerine dikkat çekilmişti.
Ekonomik tablo tek bir faktörle açıklanamıyor
Dolayısıyla mesele “savaş” ile “iç sorunlar” ya da “yaptırımlar” ile “ekonomi politikaları” arasında bir seçim yapmak değil. Ekonomik gerçeklik, bu faktörlerin aynı anda etkili olmasıyla ortaya çıkabilir. Ancak bunların zamanlaması önem taşıyor.
İran ekonomisindeki sorunların bir bölümü savaştan önce de vardı; yaptırımlar da savaş öncesinde uygulanıyor ve ekonomiyi etkiliyordu. Savaş ise daha sonra bu baskıların üzerine eklendi ve krizin şiddetini ve kapsamını artırabilir.
Bu ayrım, ekonomi hakkındaki resmi söylemlerin değerlendirilmesi açısından da önem taşıyor. Bugünkü zorlu geçim koşulları yalnızca savaşın sonucu olarak sunulursa, savaş öncesi döneme ilişkin veriler tablonun önemli bir bölümünü dışarıda bırakıyor. Ancak savaşın ve yaptırımların rolü göz ardı edilirse, gerçekliğin başka bir bölümü de eksik kalıyor.
Dünya Bankası’nın savaş öncesi verilerinin gösterdiği üzere İran ekonomisi askeri çatışmalar başlamadan önce de ciddi sorunlarla karşı karşıyaydı. Sonraki değerlendirmeler ise savaş ve dış baskıların bu sorunları derinleştirebileceğini ortaya koyuyor.
Asıl mesele: Haneler neden daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor?
Bu açıdan bakıldığında, “Gıda kuponu puf almak için değil” ifadesi aslında asıl meseleyi ikinci plana itiyor.
Asıl ekonomik mesele, gıda kuponunun hangi ürünün satın alınması için tasarlandığı değil; hanelerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için neden geçmişe kıyasla daha fazla devlet desteğine ihtiyaç duyduğu ve bu desteğin artırılan miktarının yaşam maliyetlerindeki artışla ne ölçüde örtüştüğüdür.
Gıda kuponu geçim baskısının bir bölümünü azaltabilir ancak tek başına enflasyonu, düşük yatırımı, enerji sorunlarını, bütçe açığını veya gelirlerin alım gücündeki düşüşü ortadan kaldıramaz.
Sonuç olarak, gıda kuponuna yapılması planlanan birkaç yüz bin tümenlik artış tartışması İran ekonomisinin çok daha büyük bir meselesine işaret ediyor. Savaş mevcut krizi derinleştirebilir, yaptırımlar döviz gelirleri ve ekonomik faaliyet üzerindeki baskıyı artırabilir; ancak savaş öncesi veriler, İran’daki ekonomik sorunların önemli bir bölümünün çatışmalar başlamadan önce de mevcut olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle bugünkü geçim koşullarını tek bir faktörle açıklamak mümkün değil. Yaptırımların, savaşın ve ekonominin yapısal sorunlarının etkilerini birlikte görmek; aynı zamanda savaş öncesinde var olan sorunlarla sonrasında ortaya çıkan veya ağırlaşan baskıları birbirinden ayırmak gerekiyor.
“Puf” ile başlayan cümlenin arkasında ise çok daha ciddi bir soru bulunuyor: İranlı hanelerin alım gücü ne ölçüde geriledi ve sosyal destek politikası neden yalnızca geçici bir araç olmaktan çıkarak geçimin temel unsurlarından biri haline geldi?