Çadırda süren umut hikayesi: Gazzeli bir anne ve çocuklarının mücadelesi
Gazze’de bir çadırda dört çocuğuyla yaşam mücadelesi veren Na'ama Abu Ghanem, açlık, hastalık ve güvensizlik içinde ayakta kalmaya çalışırken, “Çocuklarımın onurlu bir yaşam sürmesini ve acıktıklarında yiyecek bulmasını istiyorum” diyor.
NAGHAM KARAJEH
Gazze- Kenarları üzerinde zar zor ayakta duran bir çadırda, 47 yaşındaki Na'ama Abu Ghanem yaşam mücadelesi veriyor. Sert yaşam koşullarıyla yüz yüze kalan dört çocuk annesi Na'ama Abu Ghanem’in hayatı, savaşın başlamasından bu yana günlük bir hayatta kalma savaşına dönüştü.
Yaşadıklarını yorgun bir ses tonuyla anlatan Na'ama Abu Ghanem, “Her gece korkunç seslerle uyanıyorum. Uyurken bir şeyin bize saldırmasından korkuyorum. Çocuklarımı gerektiği gibi koruyamıyorum, bizi koruyacak bir kapımız bile yok. Bir gece çadırımın önüne bir köpek geldi. Hareket edemedim. Sadece çığlık atıp ağladım, çocuklarım da yanımda ağlıyordu. Bizi kurtaracak kimse yoktu” diyor.
Çocukları için ayakta kalıyor
Na'ama Abu Ghanem, yaşamını büyük ölçüde aşevlerinden gelen yardımlarla sürdürdüğünü, çoğu zaman çocuklarına verebildiği tek şeyin ekmek olduğunu söylüyor. “Çocuklarım aç uyuyor, ben de onların karşısında çaresiz kalıyorum” diyen Na'ama Abu Ghanem, tüm ağır koşullara rağmen çocuklarının eğitimi için ayakta durmaya çalıştığını anlatıyor.
‘Sadece çocuklarımın onurlu bir yaşam sürmesini istiyorum’
Ücretsiz eğitim imkanları aradığını belirten Na'ama Abu Ghanem, çocuklarının bu koşullar nedeniyle geleceklerini kaybetmesini istemediğini söyleyerek, “Onların bu karanlığın içinde büyümesini istemiyorum. Okumalarını, farklı bir hayat kurmalarını istiyorum. Ama hiçbir masrafı karşılayamıyorum. Onlara zar zor ekmek bulabiliyorum. Çok şey istemiyorum; sadece çocuklarımın onurlu bir yaşam sürmesini, korkmadan uyumasını ve acıktıklarında yiyecek bulmasını istiyorum” sözlerine dikkat çekiyor.
Yaşadığı çaresizliği anlatıyor
Na'ama Abu Ghanem, yaşadıkları acının yalnızca açlık ve yoksullukla sınırlı olmadığını belirterek, kendisinin de şiddetli astım atakları geçirdiğini, ancak ihtiyaç duyduğu ilaçlara ulaşamadığını dile getiriyor. Aynı rahatsızlıktan çocuğunun da muzdarip olduğunu anlatan Na’ama Abu Ghanem, imkansızlıklar nedeniyle kendi tedavisinden vazgeçmek zorunda kaldığını dile getiriyor. “İlaçları çocuğuma veriyorum, ben ise nefessiz kalma hissiyle mücadele ediyorum” diyen Na’ama Abu Ghanem, “Kendi sağlığım pahasına bile olsa onun acı çekmesini görmeye dayanamıyorum” sözleriyle yaşadığı çaresizliği anlatıyor.
Kızının tedaviye ihtiyacı var
Na'ama Abu Ghanem, 16 yaşındaki kızı Bissan’ın da savaşın ağır izlerini taşıdığını anlatarak, “Kızım beynine isabet eden şarapnel nedeniyle yaralandı, bağırsaklarının bir kısmı alındı. Sürekli tedavi görmesi gerekiyor ama buna erişemiyoruz” diye ifade ediyor. Tedavisinin düzenli sürdürülememesinin kızının sağlık durumunu daha da ağırlaştırdığını ve eğitimine devam etmesini engellediğini söyleyen Na’ama Abu Ghanem, yaşadıkları çaresizlik içinde ayakta kalmaya çalıştıklarını söylüyor.
Bissan ise acılarıyla başa çıkabilmek için annesiyle birlikte zaman zaman şarkı söylediklerini belirterek, “Unutmak için, söyleyemediklerimizi ifade etmek için şarkı söylüyoruz. Bazen ses, gözyaşlarından daha güçlü oluyor” diyor.
En çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor
Na'ama Abu Ghanem’in yaşadıkları, Gazze Şeridi’nde binlerce kadının karşı karşıya olduğu daha geniş bir tablonun parçası olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, savaşın etkilediği nüfus içinde en büyük payı kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Raporlarda, mağdurların yüzde 70’ten fazlasının, altyapının ve temel hizmetlerin büyük ölçüde çöktüğü koşullarda en kırılgan gruplar arasında yer aldığı belirtiliyor.
Yaşananlar derin uçurumu gösteriyor
Krizin hukuki ve insani boyutu ise uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde değerlendiriliyor. 1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, çatışma dönemlerinde sivillerin korunmasını ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin güvence altına alınmasını öngörüyor. Sözleşmenin 55. maddesi, işgalci gücün halka yeterli gıda ve tıbbi malzeme sağlama yükümlülüğünü düzenlerken, 56. maddesi sağlık hizmetlerinin sürekliliği ile tıbbi kurumların işleyişinin korunmasının zorunlu olduğunu vurguluyor.
Na'ama Abu Ghanem ve çocuklarının yaşadıkları, uluslararası hukukta güvence altına alınan haklarla sahadaki yaşam koşulları arasındaki derin uçurumu gözler önüne seriyor. Gıdaya erişimde yaşanan yetersizlik, tıbbi tedavinin sürdürülememesi ve en temel yaşam ihtiyaçlarının karşılanamaması, söz konusu yükümlülüklerin uygulanmasına ilişkin ciddi soru işaretleri doğuruyor. Tüm bu ağır koşullara rağmen, Na'ama Abu Ghanem gibi Filistinli kadınlar günlük yaşamın yükünü omuzlayarak ayakta kalmaya çalışıyor.
Koşullar bir dayanma sınırını gösteriyor
Maddi imkanlardan ve güvenlikten yoksun bu kadınlar, en temel mücadele biçimlerine sarılıyor: hayatta kalmak, çocuklarını korumak ve onların eğitimden kopmaması için çabalamak. Gazze’de birçok aile için günlük yaşam, giderek ağırlaşan koşullar altında bir dayanma sınavına dönüşmüş durumda. Her yeni gün başka bir mücadeleyi, felaketsiz geçen her gece ise kısa süreli bir nefes alma anını ifade ediyor. Buna rağmen Na’ama Abu Ghanem, korkularla yüzleşmeye, yiyecek bulmaya çalışmaya ve çevresindeki yıkıma rağmen çocuklarına tutunmaya devam ediyor.