'Jineoloji, kadınların kendilerini tanımasının yolunu açıyor'

Mısır’da Jineoloji Araştırmalar Merkezi Başkanı Dina Muhsin, kadınların korunması ve güçlendirilmesi için şiddetin toplumsal köklerinin ele alınması gerektiğini belirterek, eğitim ve Jineoloji temelli farkındalık çalışmalarının önemine dikkat çekti.

MALVA MUHAMMED

Haber Merkezi – Kadınlara yönelik şiddet vakalarının artması, kadın katliamları ve saldırılara ilişkin kaygıları da beraberinde getiriyor. Bu durum, şiddetin aile ve toplum içindeki köklerini, hukuk ile hakim kültür arasındaki ilişkiyi ele alan ve geleneksel çözümlerin ötesine geçen toplumsal ve düşünsel yaklaşımların önemini artırıyor. Mısır’da Jinoloji Düşünce ve Araştırmalar Merkezi Başkanı ve siyasal iletişim öğretim görevlisi Dr. Dina Muhsin, kadınlara yönelik şiddetin nedenlerini, kadınların korunması ve güçlendirilmesi önündeki engelleri ve daha adil bir toplumun inşasında bilimsel araştırma ile eğitimin rolünü ajansımızın sorularını yanıtlayarak değerlendirdi.

*Jineoloji bilimini geleneksel kadın araştırmalarından ayıran nedir? Özellikle Mısır’da kadınlara yönelik şiddetin arttığı bir dönemde, jineoloji nasıl bir bilgi çerçevesi olmaktan çıkarılıp değişim aracına dönüştürülebilir?

Mısırlı kadınların içinde bulunduğu durumu, yaşadıkları toplumdan bağımsız olarak anlamak mümkün değildir. Kadınların toplumdaki konumu ve hakları; geleneklerden, göreneklerden, tarihsel birikimden ve halk kültüründen etkileniyor. Bu unsurlar, özellikle eğitim, çalışma ve toplumsal yaşama katılım alanlarında zaman zaman hukukun önüne geçebiliyor. Mısır toplumu; vilayetler, kırsal ve kentsel bölgeler, Nil Deltası ve Yukarı Mısır’ın yanı sıra kıyı ve sınır bölgeleri arasındaki farklılıklarla öne çıkıyor. Bu çeşitlilik, kadınların ve kız çocuklarının yaşam koşullarına ve karşılaştıkları zorluklara da yansıyor. Bu nedenle kadınların durumunu incelemek, her çevrenin kendine özgü koşullarını anlamayı ve dünya genelindeki deneyimlerden yerel gerçekliğe uygun biçimde yararlanmayı gerektiriyor.

Ekonomik baskılar, düşünsel kapalılık ve bazı eski geleneklere bağlılık da kadınların eğitim almasının, kendilerini geliştirmesinin ve kültürel, siyasi ile toplumsal yaşama katılmasının önünde engel oluşturuyor. Bazı kadınlar, öğrenme ve ilerleme fırsatlarından yararlanmak yerine temel ihtiyaçlarını karşılamakla meşgul oluyor. Mısır toplumunu yalnızca Kahire ve Gize üzerinden değerlendirmek yanlış olur. Esvan ve Yukarı Mısır vilayetlerinde yaşayan kadınların koşulları, İskenderiye, Matruh, Port Said, Süveyş ve Sina’daki kadınların koşullarından farklılık gösteriyor. Bu nedenle farkındalık çalışmalarının, her toplumun koşullarına ve toplumsal-kültürel kısıtlamalarına uygun biçimde çeşitlendirilmesi gerekiyor.

Kadınların kendi kararlarını alabilmelerini güçlendirme

Farkındalık çalışmaları; kadın sünnetine karşı mücadele, çocuk yaşta evliliklerin reddedilmesi, kız çocuklarının eğitim hakkının güvence altına alınması, okuryazarlığın artırılması ve kadınların çalışma ve toplumsal yaşama katılım haklarının güçlendirilmesi gibi temel konuları kapsıyor. Ancak bu çalışmalar, mevcut toplumsal normlara aykırı davranma, toplum tarafından reddedilme veya dışlanma korkusu nedeniyle dirençle karşılaşabiliyor. Bu noktada, bireyin sonuçlarından korktuğu için toplumun genel tutumuna uyum sağlamasına yol açan toplumsal sessizlik olgusu ortaya çıkıyor. Kişi, hakim görüşe katılmasa bile toplumdan dışlanmamak için bu görüşe uygun davranmak zorunda hissedebiliyor.

Bu nedenle farkındalık çalışmaları yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı kalmamalı; kadınların ve kız çocuklarının kendilerine güvenmelerini, görüşlerini özgürce ifade etmelerini ve kendi kararlarını alabilmelerini de sağlamalıdır. Dolayısıyla kadın haklarının güçlendirilmesi, kadınların kendilerini ifade etmelerini, toplumsal yaşama katılmalarını ve haklarını talep etmelerini engelleyen korkuyu aşmalarına yardımcı olmakla başlıyor. Bununla birlikte ayrımcılığı kalıcılaştıran toplumsal ve kültürel yapılar, erkek egemen zihniyet ve kadınların toplumdaki konumunu zayıflatan gelenek ve uygulamalar da ele alınmalıdır.

*Jineolojinin rolü yalnızca kadınların yaşadığı sorunları incelemekle mi sınırlıdır, yoksa aile ve toplum içindeki güç ilişkilerini eleştirmeyi ve yeniden şekillendirmeyi de kapsar mı?

Jineolojinin rolü, aile ve toplum içindeki güç ilişkilerini ve ayrımcılığı incelemeyi de kapsıyor. Çünkü aile, insanın kendisi ve başkaları hakkındaki düşüncelerinin şekillendiği ilk ortamdır. Bazı ailelerde ayrımcılık, çocukluk döneminden itibaren kız ve erkek çocuklarına farklı davranılmasıyla veya ekonomik imkanların kısıtlı olduğu durumlarda erkek çocuğunun eğitimine kız çocuğundan daha fazla öncelik verilmesiyle başlıyor. Bu uygulamalar, kız çocuklarının kamusal yaşama katılımının kısıtlanması, görüşlerini ifade etme olanaklarının azaltılması veya gelecekleriyle ilgili kararlar almalarının engellenmesi şeklinde de ortaya çıkabiliyor.

Ayrımcılığın en tehlikeli biçimlerinden biri, erkek çocuğun kız kardeşine şiddet uygulamasına izin verilirken, kız çocuğundan bunu kabullenmesinin veya sessiz kalmasının istenmesidir. Bu durumda mesele, bireysel bir davranıştan ibaret değildir; aile içinde güç ve haklar konusunda eşitsiz bir anlayışın yerleşmesi söz konusudur. Eğitim, özgürlük veya toplumsal yaşama katılım açısından kendisini daha az hak sahibi gören bir ortamda yetişen kız çocuğu, bu düşünceleri ilerleyen yaşamındaki ilişkilerine ve toplumdaki konumuna da taşıyabilir.

Bu nedenle şiddet ve ayrımcılıkla mücadele, aileden başlamalıdır. Bunun için yetiştirme ve eğitim biçimleri yeniden gözden geçirilmeli, hak ve fırsat eşitliği güçlendirilmeli ve insan onurunun toplumsal cinsiyete bağlı bir ayrıcalık olmadığı düşüncesi yerleştirilmelidir. Kadının daha düşük statüde bir yurttaş olarak görüldüğü bir toplumda adil bir düzen kurulamaz. Kadının insanlığının, haklarının, toplumsal yaşama katılma ve karar alma kapasitesinin tam anlamıyla tanınması gerekiyor.

*Aile ve toplum içinde kadınlar, ayrımcılık ve şiddetle mücadele etmek amacıyla bilgi üretimine ve çözüm yollarının oluşturulmasına nasıl katılabilir?

Farkındalık, düşünce ve inançları değiştirmek için temel bir başlangıçtır. Ancak değişim bir gecede gerçekleşmez ve yalnızca öğüt vererek ya da başkalarını yargılayarak sağlanamaz. Bir kadın, kadının yerinin yalnızca ev, eş ve çocuklardan ibaret olduğunu söylediğinde bu düşünce, aldığı eğitimden ve yetiştiği çevrenin dayattığı kabullerden kaynaklanıyor olabilir. Bu nedenle söz konusu düşünceyle alay ederek veya kadını suçlayarak mücadele edilemez. Bunun yerine diyalog kurulmalı ve kadına farklı deneyimleri ve bakış açılarını tanıma fırsatı verilmelidir. Mümkün olduğunca çok sayıda kadına ve kız çocuğuna ulaşmamız gerekiyor. Bunun için seminerler, eğitim atölyeleri, konferanslar, medya kampanyaları, dijital platformlar ve yerel topluluklarda gerçekleştirilen yüz yüze buluşmalar gibi çeşitli araçlardan yararlanmalıyız.

Kadın, bilginin yalnızca alıcısı değil, üretiminde de ortak olmalıdır. Kadınların deneyimlerini dinlemek, gerçek ihtiyaçlarını anlamak, sorunların belirlenmesine ve kendi çevrelerine uygun çözümler önermelerine katılmalarını sağlamak önemlidir. Ayrıca farkındalık programları toplumsal, kültürel ve ekonomik farklılıkları gözetmelidir. Çünkü bir çevrede işe yarayan bir yöntem, başka bir çevrede etkili olmayabilir. Nihai amaç yalnızca düşünceleri değiştirmek değil, davranışları ve toplumsal ilişkileri dönüştürmeye katkıda bulunmak, kadınların toplumsal yaşama katılma, karar alma ve haklarını savunma kapasitelerini güçlendirmektir.

*Kadın katliamlarının risk göstergelerini tespit etmek ve suçlar gerçekleşmeden önce erken müdahalede bulunmak için bilimsel araştırma ve verilerden nasıl yararlanılabilir?

Bilimsel araştırma, toplumsal sorunları anlamanın ve uygun çözümler geliştirmenin temel dayanaklarından biridir. Ancak araştırmanın başarısı, bilgilerin güvenilirliğine, verilerin doğruluğuna ve araştırmacının nesnelliğine bağlıdır. Araştırmacı büyük bir sorumluluk taşıyor. Çünkü sunduğu bilgiler temel alınarak kamu politikaları, farkındalık programları veya sahada müdahale planları hazırlanabilir. Verilerin yanlış ya da hatalı olması, uygun olmayan kararların alınmasına, hatta toplumun ve karar vericilerin yanıltılmasına yol açabilir. Bu nedenle her bilimsel araştırmanın ilk adımı, güvenilir bilgilere ve doğru istatistiklere ulaşmak, ardından bunları toplumsal ve coğrafi koşulları dikkate alarak analiz etmektir.

Örneğin güvenilir veriler, belirli bir bölgede kız çocukları arasındaki okuryazarlık oranının düşük olduğunu ortaya koyarsa eğitim ve farkındalık kampanyaları bu bölgeye yönlendirilebilir. Başka bir bölgede kız çocuklarına yönelik zararlı uygulamaların yaygın olduğu belirlenirse aileleri, toplum önderlerini ve ilgili kurumları hedef alan müdahale programları hazırlanabilir. Aynı yaklaşım kadınlara yönelik şiddet için de geçerlidir. Şiddetin türleri, yaşandığı yerler, bağlantılı koşullar ve tekrarlanma sıklığı hakkında doğru veriler elde edildikçe daha etkili önleyici politikalar geliştirilebilir. Kadın katliamları konusunda ise yalnızca suçlar gerçekleştikten sonra kayıt tutmakla yetinilmemeli, tehlikeye işaret edebilecek göstergeler de incelenmelidir. Tekrarlanan tehditler, saldırıların giderek ağırlaşması, geçmişte yaşanan şiddet ve koruma mekanizmaları ile müdahale olanaklarının yeterliliği bu göstergeler arasında yer alıyor.

Bu çalışmalar, ilgili kurumlar, araştırmacılar ve koruma kuruluşları arasında koordinasyon sağlanarak yürütülmeli; mağdurların bilgilerinin gizliliği korunmalı ve güvenlikleri güvence altına alınmalıdır. Doğru veriler yalnızca sorunu tanımlamakla kalmaz; önceliklerin belirlenmesine, kaynakların doğru yönlendirilmesine, uygun müdahalelerin tasarlanmasına ve bu müdahalelerin şiddeti azaltmadaki başarısının değerlendirilmesine de yardımcı olur.

*Jineoloji Düşünce ve Araştırmalar Merkezi, kuruluşundan bu yana neler başardı ve aşmaya çalıştığı temel zorluklar nelerdir? Kadınların korunmasını ve adalete erişimini güvence altına almak için bugün atılması gereken ilk somut adım nedir?

Jineoloji Düşünce ve Araştırmalar Merkezi henüz yeni kurulmuş bir kurum. Yaklaşık beş veya altı ay önce çalışmalarına başladı. Ancak başlangıçtan itibaren teorik çerçeveden uygulamaya geçmeye özen gösterdi. Bu kapsamda kız çocukları, gençler ve kadınlar için eğitim atölyeleri düzenledi; kadın ve toplum meselelerini ele alan farkındalık seminerleri ve konferanslar gerçekleştirdi. Merkez ayrıca medya platformunu geliştirmek, internet sitesini açmak ve kadın, gençlik ve bilimsel araştırma alanlarında çalışan kurumlarla ortaklıklar kurmak için çalışmalar yürüttü. Önümüzdeki dönemde faaliyetlerimizi Yukarı Mısır, Sina, Nil Deltası, Kanal Bölgesi ve batı bölgelerini kapsayacak şekilde genişletmeyi hedefliyoruz. Her bölgenin kendine özgü koşullarına uygun farkındalık ve eğitim programları hazırlamayı planlıyoruz.

Sudan, Yemen, Libya, Suriye, Lübnan, Irak ve Filistin’in de aralarında bulunduğu bazı Arap ülkelerinde kadın meseleleriyle ilgilenen kadınlardan oluşan bir ağımız da bulunuyor. Bu kadınlar arasındaki iletişimi güçlendirmek, deneyim paylaşımını artırmak ve ortak çalışma yöntemleri geliştirmek için çaba gösteriyoruz. Kurumsal çalışmanın sürekli değerlendirme gerektirdiğine inanıyoruz. Olumlu ve olumsuz eleştirileri dinlemek, hatalardan ders çıkarmak ve eksiklikleri düzeltmek önemlidir. Önemli olan kusursuz olduğumuzu iddia etmek değil, gelişebilmek ve sürekli iyileşmektir. Öncelikler konusunda ise eğitimin ve okuryazarlığın artırılmasının kadınların güçlendirilmesi için gerçek bir başlangıç noktası olduğunu düşünüyorum. Okuma ve yazma gibi en temel bilgi araçlarından yoksun bırakılmış bir kadından yasal haklarını bilmesini veya kendisini koruyacak kurumlara ulaşmasını bekleyemeyiz.

Eğitim yalnızca temel bir hak değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik, hukuki ve siyasi güçlenmenin de kapısını açıyor. Bu nedenle kadınların korunması, eğitim olanaklarının sağlanması ve okuryazarlığın artırılmasıyla başlamalı; ardından haklar konusunda farkındalık, eğitim, hukuki güçlenme, koruma mekanizmalarının oluşturulması ve adalete erişimin güvence altına alınmasıyla tamamlanmalıdır. Ayrıca eğitimden en fazla yoksun bırakılan kız çocuklarını ve kadınları hedefleyen sürdürülebilir programlara yatırım yapılmalı, onların eğitim almasını engelleyen ekonomik ve toplumsal sorunlar ele alınmalıdır. Kadınların katılımı olmadan gerçek bir kalkınma, bilgi olmadan etkili bir güçlenme, haklarını güvence altına alan bir adalet sistemi olmadan da eksiksiz bir koruma mümkün değildir.