Hermine Hurdad: İran’da kadın hareketi baskılara rağmen gücünü koruyor

Hermine Hurdad, İran’daki kadın hareketinin örgütlülüğüne ve sürekliliğine dikkat çekerek, kadınların eylemliliğinin hiçbir baskının ya da iktidarın propaganda planının durduramayacağı derin bir dayanışmaya ulaştığını vurguladı.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi - Son günlerde ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı tarafından İran’a yönelik dile getirilen tehditler, yakın gelecekte bir savaşın yaşanma olasılığına işaret ediyor.

Araştırmacı ve siyasi aktivist Hermine Hurdad olası bir savaşın toplum, özellikle de kadınlar üzerindeki sonuçlarının ne olacağını ve savaşın gerçekleşmemesi durumunda kadınların nasıl bir tabloyla karşılaşacağına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

*Bölgesel tehditler mevcut güvensizlik ortamını derinleştirirken; son günlerde internette yaşanan ciddi kesintiler, yavaşlamalar ve zam haberleri kaygıları daha da artırdı. Tüm bu koşulları göz önüne aldığınızda tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? İktidar bu krizi nasıl yönetmeyi hedefliyor ve İran’ı önümüzdeki süreçte hangi senaryolar bekliyor?

İslam Cumhuriyeti, kendi beceriksizliğini ve yetersizliğini örtbas etmek için kriz yaratmaya başvuran, toplumu askıda ve baskı altında tutarak krizlerden beslenen bir iktidardır. Mevcut şartlarda ve savaşın ağır gölgesi altında ülkenin önünde üç senaryo bulunuyor: Birincisi; savaş koşulları bahane edilerek güvenlikçi atmosferin tırmandırılması ve internetin sınırlandırılmasıdır. Bu durum, VPN satışlarından gelir elde edilirken toplum üzerindeki denetimin de artırılmasını sağlıyor. İkincisi; sivil mücadelelerin askıya alınması, geçim sıkıntısının artması ve dış saldırı nedeniyle bazı kesimlerin zorunlu olarak iktidarla hizalanmasıyla sonuçlanacak kapsamlı bir savaşın patlak vermesidir. Üçüncüsü ise; iktidar katmanlarındaki çatlaklar ve rejim içindeki bazı kesimlerin toplumsal huzursuzluk dalgasının üzerine oturma çabasıdır.

Ancak geçmiş deneyimler gösteriyor ki, rejim organları beka kaygısı yaşadıkları kritik anlarda tek bir vücut gibi hareket etmekte ve iç çelişkilerini bir kenara bırakmaktadır. Bu tutum, halkı iktidar alanının dışında tutmakta ve rejim hedeflerinin bir aracına dönüştürmektedir.

*Hava sahası kısıtlamalarının yanı sıra, daha önce İslam Cumhuriyeti ile paralel hareket eden Irak ve Pakistan gibi komşu ülkelerin de sınır kapılarını kapattığına şahit oluyoruz. İktidar bunun "teknik sorunlardan" kaynaklandığını iddia etse de rejim bölgede giderek yalnızlaşıyor. Bu derinleşen tecrit ve yalnızlaşma; halk açısından ve iktidarın geleceği açısından ne tür sonuçlar doğuracaktır?

Bu durumun halk üzerindeki sonuçları ile iktidar üzerindeki sonuçlarını birbirinden ayırmamız gerekir: Kürdistan, Belucistan, Huzistan ve Batı Azerbaycan gibi sınır bölgelerinde kolber ve küçük esnafın geçimi sınır ötesi ticarete bağlıdır. Sınırların kapatılması ve sınır bölgelerinin sürekli bombalanması, halk ile aktivistler üzerinde dayanılmaz bir geçim ve güvenlik baskısı yaratmıştır. İstihdam yaratma ve geçim sağlama imkanı bulunmayan iktidar, bu baskıları uzun süre sürdüremez; çünkü bu durum daha derin toplumsal patlamalara yol açacaktır.

Bölgesel düzeyde ise komşulardan hiçbiri İslam Cumhuriyeti’nin tutumundan kaynaklanan istikrarsızlıkları istememektedir. Pakistan, Tahran ve Washington arasında arabuluculuk yaparak istikrar arayışındadır. Arap-ABD hattına yönelen ve Devrim Muhafızları’nın Batı’nın terör listelerine alınmasıyla yüzleşen Irak, Tahran ile daha fazla birlikte hareket edecek durumda değildir. Ekonomik çarkları istikrar üzerine kurulu olan Basra Körfezi ülkeleri ve Katar da iktidarla yürütülen sonuçsuz diplomasiden bıkmış durumdadır. Sonuç olarak bu tablo, gerek iç geçim boyutunda gerekse uluslararası ilişkilerde sürdürülebilir değildir.

*İktidarın Ukrayna’yı hedef alan son iddiaları bölgesel gerilim politikasının sürdüğünü gösteriyor. Ancak içerde, internetin kesilmesi ve Werîşe Muradî hakkında verilen idam kararının onaylanmasıyla derinleşen bu yeni baskı dalgası en çok hangi toplumsal kesimleri ve sivil aktivistleri hedef alacaktır?

Küresel boyutlar ve "Jin, Jiyan, Azadî" isyanı hakkında çok önemli bir noktaya değindiniz; öyle ki Afganistan spor takımlarının üyeleri bile şampiyonluk kürsüsünde idamlara hayır ve "Jin, Jiyan, Azadî" sloganları attı. Böyle bir atmosferde iktidarın baskısı belirli bir kesimle sınırlı kalmamakta, her türlü hareketliliği hedef almaktadır; geçim şartlarını protesto eden sendikal gruplardan, eşitlikçi her adımı suç sayılan kadın aktivistlere kadar.

Kürdistan, Huzistan ve Belucistan gibi sınır bölgelerinde ise sivil talepler doğrudan siyasi yapıyı hedef almakta ve siyasi mücadele ile arasında çok ince bir çizgi bulunmaktadır. Öte yandan, Zahedan halkının Mevlevî Abdülhamid’in cuma namazları sonrasındaki haykırışları veya Kanlı Cuma olayları gibi kendiliğinden gelişen protestolar, iktidarın önceden planlanmamış ayaklanmaları bile ne kadar şiddetle bastırdığını göstermektedir.

Gerçekte, birkaç kişilik en küçük grupların oluşumu bile güvenlik müdahalesiyle karşılaşmaktadır. İktidar, toplumu rehin almıştır; yıllarca süren yurt dışına çıkış yasağı kararları ve ülkenin devasa bir hapishaneye dönüştürülmesi bunun somut göstergesidir. Böyle bir ortamda her türlü hareketlilik baskı altına girmekte ve bu baskılar gelecekte daha da artacaktır.

*Kadın mücadelesi, iktidarın tüm siyasi baskılarına rağmen İran’ın en güçlü sivil dinamiklerinden biri. Bölge ölçeğinde benzersiz bir örgütlülüğe ve dinamizme sahip olan İranlı kadınlar, bu kriz koşullarında nasıl bir rol oynayacak ve ülkenin geleceğinin yeniden inşasında nasıl bir sorumluluk üstlenecek?

İran kadın hareketi, hiçbir zaman durmamış, ülke genelinde ve bölgede küçük gruplardan oluşan bir ağ kurmuş dinamik ve kesintisiz bir harekettir. Bu gruplar kritik anlarda birleşmekte ve birbirlerini desteklemektedir. Özellikle "Jin, Jiyan, Azadî" isyanının ardından kadınların eylemliliği; sokakta halkın desteğiyle şarkı söyleyen bir kadından, kurumlardaki kadınların dayanışmasına kadar her düzeyde daha görünür hale gelmiştir.

Bu kapsayıcı ve kararlı hareket öyle bir dinamizme sahiptir ki, yalnızca baskı veya iktidar kuşatması altında ezilmekle kalmamakta; aynı zamanda iktidarın hareketi araçsallaştırma ve göstermelik biçimde kullanma çabaları da işlevini yitirmekte ve artık karşılık bulmamaktadır.