Gazze’de sanatla hayata tutunma: Savaşın ortasında renklerle direniyoruz
Gazze’de düzenlenen kolektif sanat etkinliği, aylar süren savaşın ardından sanatın hem psikolojik iyileşme hem de direniş aracı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Zorlu koşullara rağmen bir araya gelen sanatçılar, umut ve dayanışma mesajı verdi.
RAFIF ESLEEM
Gazze- Gazze’de düzenlenen bir sanat etkinliğine katılan sanatçılar, sanatın savaşın yarattığı ağır psikolojik yükten kurtulmak ve duyguları yeniden ifade edebilmek için vazgeçilmez bir alan olduğunu vurguladı. Katılımcılar, kolektif üretimin kendilerine güç verdiğini ve tüm imkansızlıklara rağmen fırça ve renklerle direniş mesajı taşıdıklarını belirtti.
“Qıta Meş Belka” (Yıkıntı Değil) adlı atölye çalışması 28-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirildi. Gazze Şeridi’nde ayakta kalabilen tek sanat atölyesinin iş birliğiyle düzenlenen etkinlik kapsamında, “Kurtuluşun Geride Bıraktıkları” başlıklı kolektif bir resim festivali organize edildi. Nadir görülen bu etkinlikte 64 sanatçı bir araya geldi; eserler El-Bureyc Kampı’nda sergilenerek yıkım altındaki bir kentte yaşamın insani ve sanatsal boyutunu yansıttı.

Resimle psikolojik iyileşme
Sanatçı ve etkinliğin organizatörü Sirin Samra, projenin üç yıllık bir aranın ardından sanata geri dönme ihtiyacından doğduğunu söyledi. İlk etapta 15 sanatçıyla başlayan çalışma, resim aracılığıyla psikolojik iyileşmeyi hedefliyordu. Gazze’de ayakta kalan son atölyenin sahibi Ghanim el-Dan da mekanını bu çalışma için sanatçılara açtı.
Zamanla genişleyen projede sanatçı sayısı 15’ten 64’e yükselirken, çalışma süresi de iki aydan altı aya çıktı. Süreç sonunda ortaya çıkan 150’den fazla eser, savaş, kayıp ve umut temalarını bireysel hikâyeler üzerinden yansıttı.
Sanatçıları bir araya getirmek ise en büyük zorluklardan biri oldu. Ulaşımın neredeyse durma noktasına geldiği ve hareketliliğin ciddi şekilde kısıtlandığı Gazze’de, farklı bölgelerden sanatçıların buluşması büyük çaba gerektirdi. Ayrıca sınır kapılarının kapalı olması nedeniyle malzeme temini de oldukça zorlaştı. Proje, herhangi bir kurumsal destek olmadan, tamamen bireysel çabalarla hayata geçirildi.
Sergi alanı yoktu, kendileri yarattılar
Sergi için üç bitişik alan hazırlandı; açık araziler temizlendi, tablolar duvarlara asıldı ve hatta atölyeye yakın bir hukuk bürosu sergi salonuna dönüştürüldü. Organizasyon ekibi, halkın ilgisinin beklentilerin ötesinde olduğunu ve etkinliğin topluma güçlü bir direniş mesajı verdiğini belirtti.

‘Sanat, sessizliğin yerine konuşuyor’
Katılımcı sanatçılardan Rana Abu Amune, bu deneyimin güzel sanatlar eğitimindeki pratik eksikliği gidermesine katkı sunduğunu söyledi. “Sessizliğin Fısıltısı” adlı eseriyle katılan sanatçı, mor tonların ve katmanlı anlatımın psikolojik baskıyı ve içsel sıkışmışlığı yansıttığını ifade etti.
Sanatçılar, savaşın en zor günlerini, açlığı ve ateşkes anını birlikte yaşadıklarını; tüm bu duyguların eserlerine doğrudan yansıdığını belirtti.
Kadın, kayıp ve savaş
Sergiye katılan bir diğer sanatçı Balsam Halis, iki eser sundu. “Kefen Taşıyan” adlı çalışmasında Gazze’yi kaybın yükünü omuzlayan bir kadın olarak betimlerken, “Kurşunların İzleri” adlı eseri savaşın kadınlar üzerindeki etkisini anlatıyor.
Sanatın evrensel bir dil olduğuna dikkat çeken Balsam Halis, malzeme eksikliği nedeniyle sanatçıların boya ve araç gereçleri birbirleriyle paylaşmak zorunda kaldığını söyledi.

Öfke, direniş ve umut
Sanatçı Sara Saade, “Aba” adlı eseriyle öfkenin direnişe dönüşümünü ele aldı. Ayrıca Sudan’daki kıtlıkla ilgili küresel bir görselden ilham alarak bunu Gazze gerçekliğiyle birleştiren bir çalışma da üretti.
Selma Ebu Husa ise kuşatma mağdurları ve enkaz altında kalan insanlara odaklanan eserlerle sergide yer aldı. Sanatçı, ilk kez kırmızı toprak, tel ve karton kullanarak heykel çalışması yaptığını, bunun nedeninin ise profesyonel malzemelere erişememek olduğunu belirtti.
Sanatla hayata dönüş
Sanatçı Nefin Hüseyin, eserlerinde özgürlük, belirsizlik, siyaset ve din gibi temaları savaş öncesi yaşama duyulan özlemle birleştirdiğini ifade etti. Sanatın içsel duyguları dışa vurmanın bir yolu olduğunu belirten Nefin Hüseyin, üretim için geri dönüşüm yöntemlerine başvurduklarını söyledi.
Basma el-Cerrah ise kişisel kıyafetlerini kullanarak eserler üretti. “Yok Olanların Gölgesi” adlı çalışması kayıp acısını işlerken, “Dağılışın Mirası” adlı eseri 1948’den bu yana Filistinlilerin yaşadığı zorunlu göçü ele alıyor.
Basma el-Cerrah, Gazze’deki kadın sanatçıların en zor koşullarda bile umut, yaşam ve direniş mesajı verebildiğini vurguladı.