HTŞ-IŞİD zihniyetine karşı kadınların ortak mücadelesi güçlendirilmeli
Rojava’ya ve Kürt kadınlarına yönelik saldırılar, demokratik ulus paradigmasına kadın özgürlüğüne ve halkların ortak yaşamına yönelik saldırılardır. Bu saldırılar karşısında halkların birliğinin ve kadınların ortak mücadelesinin güçlendirilmesi gerekiyor.
ARZEBA BOTAN
1990’lı yıllardan günümüze kadar Ortadoğu’da yaşanan savaşlar ve yaşanan gelişmeler, Üçüncü Dünya Savaşı olarak tanımlanıyor. 1991’de başlayan Körfez Savaşı’nın ve Ortadoğu’ya yönelik askeri ve siyasi müdahalelerin ardından, Kürdistan’ın dört parçasında, özellikle de son yıllarda Rojava’da yaşananlar durmadı. 2001 yılında New York’taki İkiz Kulelere yönelik saldırılarla ABD, “terörizme karşı savaş” adı altında Afganistan’ı işgal ederek El Kaide’ye karşı Taliban’ı hedef aldı. 2011 yılında Tunus, Mısır, Libya ve Suriye gibi Arap ülkelerinde Arap Baharı olarak adlandırılan halk ayaklanmaları başladı. Ardından ABD öncülüğündeki hegemonik güçler Ortadoğu’da kendilerini konumlandırdı. Bu saldırıların devamı olarak IŞİD örgütlendi ve İslam adı altında saldırılarına zemin hazırlayarak kendisini meşrulaştırdı.
Vahşi zihniyet yenilgiye uğradı
2014 yılında Rojava’ya, özellikle Kobanê’ye yönelik saldırılar ve Êzidî kadınlara karşı gerçekleştirilen soykırım saldırıları; kadınların köle pazarlarında satılması, cariye haline getirilmesi, tecavüz ve katliamlarla birlikte, hala canlılığını koruyan ana-kadın kültürüne yönelik bir saldırı olarak geliştirildi. Kürt halkı yıllardır örgütlü bir mücadele ve öncülük geleneğine sahip olduğu için bu süreçte Rojava Devrimi’ni gerçekleştirdi. Kadın Devrimi olarak adlandırılan Rojava Devrimi, Kuzey ve Doğu Suriye Devrimi’ne dönüştü. IŞİD’e karşı direnen temel güç, Kürt güçleri, özellikle de YPJ öncülüğünde Ortadoğu ve Kürdistan’da vahşi zihniyeti yenilgiye uğrattı. Kürt kadınlarının sembollerine yönelik saldırıların nedeni de budur.
Özgür kadın hareketinden intikam alınmak isteniyor
2021 yılında ABD, Afganistan’ı Taliban’a teslim ederek geri çekildi. Kasım 2024’te El Kaide’nin devamı olan HTŞ, Halep’i ele geçirdi ve 8 gün içinde Şam’a ulaştı. Terör suçlamasıyla aranan ve başına ödül konulan Colani, Ahmed Şara adıyla devletin başına getirildi. ABD, İngiltere ve İsrail’in yön verdiği ulus-devlet çizgisindeki hegemonik sistem; ezilen halkları, inançları, kültürleri ve kadınları özgürlük temelinde bir araya getiren demokratik ulus çizgisine, halkların kardeşliğine karşıdır. Demokratik ulus paradigmasının ve demokratik konfederalizme dayanan demokratik entegrasyon sisteminin düşmanı, kadın özgürlüğüne ve demokratik moderniteye de düşmandır. Bu nedenle gerici ve işbirlikçi İslamcı kesimler, Önder Apo’dan, özgürlük paradigmasından ve özgür kadın hareketinden intikam almak istiyor.
Hedef kölelik ile gericilik
Toplumsal özgürlük devriminin ve kadın devriminin etkisi Kürdistan’dan Ortadoğu’ya ve dünyaya yayıldı. HTŞ eliyle Alevilere, Şiilere, Dürzilere, Kürtlere ve kadınlara yönelik yürütülen saldırılar ve düşmanlık ile Taliban’ın politikaları arasında hiçbir fark bulunmuyor. Halkların ve inançların özgürlüğü iddiasıyla 13 yıldır devam eden Rojava mücadelesine karşı, ortaya çıkarılan özgürlük cephesini etkisizleştirmek ve kölelik ile gericiliği hakim kılmak istiyorlar. Bölgede özgür Kürtlerin iradesinin hakim olmasını, halkların kardeşliğinin demokratik ulus kültürü ve bilinciyle gelişmesini istemeyen Türkiye, bu saldırıların planlayıcısı ve yöneticisi oldu. Kürdistan’ın hiçbir parçasında Kürtlerin varlığını ve statüsünü istemiyor.
Tüm ezilen halklar için umut olundu
Aynı zamanda inkar ve imhaya dayalı asimilasyon politikalarını esas alan ulus-devlete ve iktidarcı zihniyete karşı Önder Apo, demokratik ulus çözümünü ve son olarak demokratik entegrasyonu geliştirdi. Bölge halklarını kendi yönetimi altında bir araya getiren bu yöntem, bölgede ve dünyada önemli bir karşılık buldu. Başta Rojava Devrimi olmak üzere Kürdistan’ın tamamında ve Ortadoğu’da demokratik ulus, kadın özgürlüğü ve özgür yaşam için zemin oluştu. Dünyadaki kadınların ve ezilen halkların özgür yaşam umutları büyüdü. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nde demokratik ulus temelinde halkların örgütlenmesi ve demokratik modernite paradigmasının somutlaşması, tüm ezilen halklar için büyük bir umut oldu. Ancak Önder Apo’nun bu çabalarına karşı çıkan hegemonik güçlerin desteği ve ideolojik, siyasi planlamalar doğrultusunda, Suriye ordusu adı altında hareket eden çete grupları Rojava’ya saldırdı.
Erkek egemen sistem, en vahşi kapitalizm aracılığıyla insanlığa saldırıyor
Özellikle özel savaş ve psikolojik savaş yöntemleriyle demokratik ulus paradigmasına karşı güvensizlik yaratmak istediler. Irkçı zihniyetle, yağma ve vahşi saldırılarla eğitilip örgütlenen çete grupları ve bu çetelerle birlikte hareket eden bazı aşiretler, Arap halkını milliyetçilik tuzağına çekmek, halkların birliğine ve ortak yaşamına karşı güvensizlik yaratmak istedi. Özellikle gerici, vahşi ve ırkçı bazı Arap aşiretleri, Suriye’nin geçici yönetimiyle ortak bir anlayış temelinde bilinçli biçimde hareket ederek Hesekê’de karışıklık çıkarıyor ve ırkçı yaklaşımlarla, özellikle de saldırgan bir zihniyetle saldırılar düzenliyor. Bu süreçte onlara böyle bir rol biçildi ve bu zihniyetle öne çıkarıldılar.
Bugün gerçekleştirilen saldırılar, egemen erkek uygarlığını en üst düzeyde temsil eden bir aşamaya ulaştı. Erkek egemen sistem, bugün en vahşi kapitalizm aracılığıyla insanlığa saldırıyor; kadınlara ve çocuklara yönelik saldırılarda bulunuyor. Bu durum, dünya ve insanlık açısından bir varoluş sorunu olarak tanımlanabilir. Üçüncü Dünya Savaşı’nın her yeni aşamasında katliamlar yaşanıyor; topluma, kültüre ve ahlaka yönelik saldırılar geliştiriliyor, kadınlar ve çocuklar katlediliyor. Özellikle kadınlar saldırıya uğruyor ve şiddetle karşı karşıya kalıyor.
Vahşet karşısındaki sessizlik
Bu gerçeklik görüldüğünde, insan hakları ve uluslararası hukuk argümanlarının da değerini yitirdiği, içeriklerinin tamamen boşaltıldığı anlaşılıyor. Tüm dünya IŞİD’in kadınlara yönelik zihniyetini bilmesine rağmen insan hakları kuruluşları ve hukuk kurumları olarak bilinen yapılar hiçbir şey yapmıyor. Aynı zihniyeti paylaşan hegemonik güçler de kendi çıkarları tehlikeye girmesin diye seslerini çıkarmıyor. Bilindiği gibi bu projenin, bu anlayışın ve zihniyetin sahibi bizzat hegemonik güçlerdir. IŞİD ve onların oluşturduğu çete grupları bugüne kadar farklı isimlerle ortaya çıkıyor ve insanlığın başına bela oluyor.
IŞİD yenilgiyi hazmedemiyor
Bilindiği gibi IŞİD, cihatçı ideoloji temelinde kurulmuş radikal bir terör örgütüdür. İnsanlıktan nasibini almamış bu örgüt, özellikle Suriye ve Rojava’da bugüne kadar gizli kalan zihniyetini son saldırılarla açığa çıkardı. IŞİD zihniyeti şiddet, katliam ve zulüm yöntemleriyle tanınıyor. Özellikle bu entegrasyon sürecinde Kürt toplumunun sembollerine ve değerlerine yönelik saldırılarda bulunan bu zihniyet, egemen erkek anlayışıyla kadınlara saldırıyor. Bugün saldırılarda bulunan bu zihniyet, aslında Kürt kadınları karşısında yaşadığı yenilgiyi hazmedemiyor ve vahşice saldırıyor. 2014-2017 yılları arasında bu vahşi zihniyete karşı en fazla mücadele eden ve direnenler Kürt kadınları oldu. Kürt kadınları savaştı ve insanlığı bu ahlak dışı saldırılardan kurtardı. Bu ırkçı ve vahşi zihniyetin en büyük yenilgisi Kürdistan topraklarında başladı ve Kürt kadınları bu kastçı ve katil zihniyete en büyük darbeyi vurdu.
Kürt halkının her yerde seferber olması gerekiyor
Aynı zamanda bu karanlık güçlerin amaçlarından biri de Kürt-Arap çatışmasını geliştirmek, gerici milliyetçi çizgiyi hakim kılmak ve Önder Apo’nun paradigmasını etkisizleştirmektir. Bu temelde Rojava’ya sahip çıkmak, soykırıma karşı durmak, ortak direnişi geliştirmek ve kadın devriminin kazanımlarını korumak için Kürt halkının her yerde seferber olması gerekiyor. Demokratik entegrasyona karşı gerici milliyetçiler, özellikle de HTŞ, halkların birliği ruhunu boşa çıkarmaya ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışıyor. HTŞ çeteleri, sürece ve demokratik ulus paradigmasına karşı güvensizlik yaratarak saldırgan zihniyeti ve vahşi yaklaşımları hakim kılmak istiyor. Güvensizliğe ve tepkilere dönüşen bu eğilim, Kürt halkına ve Kürt kadınlarına yönelik saldırılarla Kürtlerin değerlerini hedef aldı. Kürtler ve Araplar olarak iktidarcı zihniyet aşılmadığı takdirde bu yaklaşımlar IŞİD zihniyetinin planlarına hizmet edecektir. Rojava’da, özellikle de Hesekê’de yaşanan saldırılar devam ediyor. Sorumlu tarafların Kürt halkından ve Kürt kadınlarından özür dilemesi ve mevcut karışıklığı bir an önce gidermesi gerekiyor.
Bugün yaşananlar aynı saldırgan zihniyetin ürünü
Rojava kentlerinde Kürtler, Araplar, Süryaniler ve Asuriler bir arada yaşıyor. Bu bölgelerde demokratik entegrasyonu kalıcı hale getiremezsek halklar arasında yeniden çatışma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız.
Bugün Hesekê’de yaşanan saldırılar ve özellikle 13 Ekim’de meydana gelen olay, aynı saldırgan zihniyetin ürünüdür. HTŞ çetelerinin şehit kadın yoldaşların fotoğrafına yönelik yaklaşımları toplumun ahlakının dışındadır ve gerçekleştirilen saldırı hiçbir şekilde kabul edilemez. Aynı zamanda Rojava’ya yönelik saldırılarını artıran çeteci devlet güçlerine karşı eşsiz bir mücadele ve direniş geliştirilmesi gerekiyor. Kadınlar olarak kıyameti koparmalı ve bu olayı kolayca unutmamalıyız. Hiç kimsenin ve hiçbir gücün Kürt kadın devrimcisine bu şekilde saldırmaya hakkı yoktur. Topluma dayatılan, toplumun kültürünün ve ahlakının dışında kalan bu vahşi saldırılara karşı radikal bir mücadele yürütülmelidir. Özellikle kişiler ve kurumlar eliyle örgütlenen karanlık güçlere karşı, başta kadınlar olmak üzere toplumun tutumunu ortaya koyması gerekiyor. Halk devriminin ve kadın devriminin etrafında kenetlenerek Sakine Cansız’ın ruhuyla yeniden canlanan bir birlik ve direnişle mücadeleyi yükseltmeli, bu ırkçı ve tecavüzcü güçlere geçit vermemeliyiz.