Kadın devrimine saldırı, Şam’ın gerçek yüzünü açığa çıkarıyor

Rojava’da kadınların yıllardır bedel ödeyerek kazandığı haklar ve özgürlük mücadelesinin sembolleri hedef alınırken, Hesekê’de yaşananlar tecavüz kültürünün dayatılmasını açıkça ifade ediyor.

ROJBÎN DENİZ

Haber Merkezi - Rojava, kendisini kadın emeği üzerinden var etti. Kadınlar toplumun, savunmanın ve siyasetin her alanında yer aldı. Bu mücadele; savaşlarını tecavüz kültürü üzerinden sürdüren, varlıklarını DAİŞ, El Nusra ve El Kaide gibi çete yapılanmaları üzerinden inşa etmeye çalışan erkek egemen zihniyete karşı verildi. Bu savaşın en somut örnekleri Rakka, Kobanê ve Şengal'de yaşandı. Kadınlar, DAİŞ çetelerine karşı yürüttükleri mücadelede zafer kazandı. DAİŞ, son kalesi olarak gördüğü Rakka'da büyük bir yenilgiye uğradı. Bu, kadınların binlerce yıldır sürdürdüğü mücadelenin bir parçasıydı. Aynı zamanda kadınların tecavüz kültürüne karşı duydukları öfkenin ve direnişlerinin en somut göstergelerinden biriydi. Bu mücadele, kendisini tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kadın emeği üzerinden inşa eden kapitalist modernitenin yarattığı tecavüz kültürüne karşı bir başkaldırı ve büyük bir savaştı. Kadınlar açısından bu savaş, yalnızca fiziksel varlığın değil, ideolojik ve felsefi varoluşun da savunulması anlamına geliyordu.

Suriye’de tecavüz kültürü geliştirilmek isteniliyor

Ortadoğu'da, özellikle Suriye de dincilik düşünce sistemi üzerinden meşrulaştırılmak istenen bir tecavüz kültürü var. Bu kültür Suriye’de kendini Arap milliyetçiliği ve erkek egemen aklın günümüzdeki ifade biçimlerinden biri olan cinsiyetçilik üzerinden yeniden üretiyor. Suriye'de iktidarı ele geçiren bu zihniyet, kendisini güçlünün güçsüzü ezmesi anlayışı üzerinden tanımlıyor ve ilk elden kadınları hedef alıyor. Bu yaklaşımın izlerini Suriye'nin hemen hemen her yerinde görmek mümkün. Êzidî, Alevi, Kürt, Dürzi ve Arap kadınların kaçırılarak işkenceye ve cinsel şiddete maruz bırakılması, Êzidî kadınların pazarlarda satılması da dahil olmak üzere, çağımızın en ağır gerçeklerinden birini gözler önüne seriyor. Bu bizzat tecavüz kültürünü sistemleştirmek isteyenler tarafından gerçekleştirildi. Bugün Suriye'yi yönetenler ile dışarıdan müdahil olan güçlerin tutumları da bu çerçevede ele alınmalıdır.

Tecavüz kültürü, günümüzde cihadist HTŞ’nin çete koalisyonunun izlediği siyasal  oluşumlar üzerinden kendisine bir varlık zemini buluyor. Ulus devletin yeniden, çete yapılanmalarına dayalı bir anlayış üzerinden inşa edilmesinin ardında da bu zihniyetin izlerini görmek mümkün. Kadın düşmanı tecavüzcü kültürün kendisini en somut biçimde çete yapılanmaları üzerinden var etmesi gerçeğinden hareketle yaşananlara bakmak daha doğru olacaktır.

Topluma kendi anlayışını ve zihniyetini dayatan, toplumu tecavüz kültürünün cenderesine çekmek isteyen bir düzen hâkim kılınmaya çalışılıyor. Bu düzen; zor, şiddet, barbarlık ve baskının her türlüsü üzerinden inşa ediliyor. Suriye'nin Hama, Humus, Şam ve Süveyda bölgeleri ile Kürt bölgelerine yönelik saldırılar, bu yaklaşımın en somut ifadeleri arasında yer alıyor. DAİŞ, El Nusra ve El Kaide'den geriye kalan yapılarla bağlantılı silahlı resmi devlet forması giymiş çete gurupları üzerinden, erkek egemen zihniyet örgütleniyor ve bu anlayış topluma yayılmaya çalışılıyor. Saldırıların yaşandığı her yerde bu kültürün izlerini görmek mümkün.

Kürt kadınlarına karşı büyük öfke

Hesekê'de kadın saç örgüsünün “Jin, jiyan, azadî” ile kurduğu anlam bağını temsil eden postere yönelik çetelerin toplu saldırısı, sıradan bir olay olarak değerlendirilemez. Bu saldırıyı tecavüz kültüründen bağımsız düşünmek mümkün değildir. Hesekê'de ve Suriye'nin farklı bölgelerinde yaşananlara bakıldığında, bugün Suriye'yi yönetenlerin erkek egemen tecavüzcü kültürden beslendiği görmezden gelinemez. Kadınlar bunun farkında ve bu saldırılar karşısında sessiz kalmıyor. Kürt kadınlarının öncülüğünde DAİŞ'e karşı verilen savaşta kadınların kazandığı zafer, bu zihniyetin en büyük öfke kaynaklarından biri hâline geldi. Bu öfke, kadın savaşçıların katledilmesi, bedenlerine yönelik saldırılar, saç örgülerinin kesilmesi, bedenlerinin binalardan atılması ve kadınların kaçırılması gibi saldırılarda kendisini gösterdi. Bunlarla da yetinilmedi; kadınların siyasi iradesini yok saymak amacıyla çeşitli siyasi oyunlara ve girişimlere başvuruldu. 

Şam ile Rojava arasındaki entegrasyon sürecinde kadınlara yönelik yaklaşım, bu durumu açıkça ortaya koydu. Kadınları karar alma süreçlerinin ve toplumsal yaşamın dışında tutma, onları tecavüz kültürünün hedefi hâline getirme ve değerlerine yönelik saldırıları sürdürme eğilimi öne çıktı. Entegrasyon sürecinde kadınların temsiliyetine ilişkin elde edilen sınırlı kazanımlar ise kadınların ısrarlı mücadelesi sonucunda mümkün oldu. Ancak kadınlara yönelik düşmanca tutum bununla sınırlı kalmadı. Hesekê’de kadınların değerlerini hedef alan yeni saldırılar gerçekleştirildi; kadın devriminin şehitlerine ait posterler indirilirken bu sembollere yönelik uygunsuz davranışlarda bulunuldu.

Bu görüntüler, kadınların hafızasına kazınan ve çağımızın en barbar uygulamalarından biri oldu. Bu görüntüler tecavüz kültürünün, çeteleşen devlet aracılığıyla topluma nasıl sirayet ettirilmeye çalışıldığının fotoğrafı olarak görülmeli.

Hesekê’de Kürtlerin ve kadınların değerlerine barbarca saldırı

Hesekê’nin Gwêran ve Neşva mahallelerinde yaşanan bu olaylar, kadınlarda ve gençlerde büyük bir öfkeye yol açtı. Bu görüntü, aynı zamanda yaratılmak istenen yeni Suriye'nin nasıl kurulmak istendiğine de iyi bir örnek. Saldırılar, Kürt toplumunun şehitlerine duyduğu bağlılık ve verdiği değer bilinmesine rağmen gerçekleştirildi bu nedenle de Kürt halkına yönelik onur kırıcı bir tutum niteliği taşıyor. Kadınların yanı sıra Kürt toplumunun genelinde de büyük bir öfkeye yol açan bu görüntüler, geniş bir tepkinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bütün bu yaşananlar, kadınların ve Kürt toplumunun hafızasına, değerlerine ve kendi geleceğini belirleme iradesine yönelik bir saldırı niteliğinde. Suriye’de geçici yönetim olarak kendini tanımlayan oluşum, bu kültürün bizzat temsilcileri olup, erkek egemen normlara uymayan kadınların tecavüzü ‘hak ettiğine’ inanıyor ve böyle bir algı yaratıyor.  Bunu da Arap milliyetçiliği üzerinden yaygınlaştırıyor. Hesekê’de kadınlara ve değerlerine karşı saldırıların altında da bu yatıyor.

Şam’da kurumlaşan tecavüz kültürü

Şam yönetimi, bu yöntemle Kürt toplumunun kazanımlarını, kadınların iradesini ve elde ettikleri hakları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak, bir başka ifadeyle sömürmek istiyor. Görünen o ki dış güçlerin ve Türkiye'nin de bu yaklaşıma desteği tam. Savaş ve kriz ortamlarında milliyetçiliği, cinsiyetçiliği ve dinciliği körükleyen; tecavüz kültüründen beslenen yeni ulus devlet inşaları, bu çağın projeleri olarak öne çıkıyor.

Kürtlerin yaşadığı coğrafya merkez seçilerek DAİŞ’in türetilmesi, ana kadın kültürüne bağlı toplumları tecavüz kültürünün araçları olan savaş, işgal ve barbarlıkla yok etmek hedefi güdüyordu. Başka bir ifadeyle, bu çağın savaş anlayışı; tecavüz kültürünü araçsallaştıran çeteler ve devletlerin çeteleşmiş zihniyetleri üzerinden yürütülmekte. Hesekê'ye yönelik saldırıların arkasında da bu hesap ve zihniyet bulunmaktadır. Dikkat edilirse saldırıların doğrudan yöneldiği alanların başında kadınlar ve Kürtlerin kazanımları, değerleri gelmektedir.

Kadınlar, DAİŞ'e karşı verdikleri mücadele sırasında büyük bir deneyim kazandı. Direniş kültürünün kazandırdığı irade ve güç, kadın mücadelesinin haklılığını bu çağda somut biçimde ortaya koydu. Bu mücadele, özellikle Kürt kadınlarının şahsında görünür hâle geldi. Kadınlar, devrimle birlikte bilinçlenerek örgütlendiler ve bir eylem gücüne dönüştüler. Böylece tecavüz kültürüne en büyük darbelerden birini vurdular. Bugün hâlâ canlılığını koruyan Rojavalı kadınların mücadelesi, tecavüz kültürüne geçit vermeyecek bir örgütlülüğe sahip. Kadınların örgütlü öfkesi ve direnişi, yaratılmak istenen yeni Suriye'nin karşısında en büyük direniş kalelerinden biri olarak duracak. Biliyoruz ki tecavüz kültürü aşılmadan toplumsal özgürlüğün ve kadın özgürlüğünün önü açılamaz. Daha da önemlisi, demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi ve demokratik bir Suriye'nin inşa edilmesi mümkün olamaz. Gerçek bir toplumsal özgürlük, kadınların iradesinin tanınmasını, kazanımlarının korunmasını ve erkek egemen zihniyetin aşılmasını gerektirir.