Gazetecilik dünyanın dört bir yanında hedefte

Dünya verileri basın özgürlüğünde küresel bir çöküşe işaret ederken; Gazze’den Sudan’a, İran’dan Türkiye’ye gazeteciler katlediliyor, tutuklanıyor ve susturuluyor. Basın özgürlüğü son 25 yılın en karanlık döneminden geçiyor.

SARYA DENİZ

Haber Merkezi- 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Birleşmiş Milletler tarafından ifade ve haber alma özgürlüğünün evrensel bir değer olarak korunması amacıyla ilan edilmiş olsa da, günümüzde bu ilkenin dünya genelinde ve özellikle Türkiye’de ciddi biçimde aşındığı bir döneme işaret ediyor. Türkiye’de hapsedilen gazeteciler, sınır dışı ‘operasyonlarda’ katledilenler, tehdit edilenler, Gazze’de bombalanan, Sudan’da tecavüz edilen, İran’da idamla karşı karşıya kalan gazeteciler… hepsi bu dünyanın gerçekliği…

Basın özgürlüğü küresel bir kriz

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde tabloyu özetliyor. 2026 yılı verileri basın özgürlüğü ilkesinin dünya genelinde giderek daha fazla azaldığını ortaya koyuyor. Basın özgürlüğünde son 25 yılın en düşük seviyesine işaret edilirken ülkelerin büyük bölümünde gazetecilik ekonomik, hukuki ve siyasi baskılar altında daralan bir alan haline geliyor. Tüm dünyada 180 ülkenin yarısından fazlası “zor” ya da “çok ciddi” kategorisinde yer alırken, basın özgürlüğündeki gerileme küresel bir yapısal krize dönüşmüş durumda.

Ağır kısıtlamalar yaygınlaşıyor

Bu tabloya bakıldığında farklı coğrafyalardan örnekler krizin boyutlarını daha görünür kılıyor. Kuzey Avrupa ülkeleri görece yüksek sıralarda yer alarak basın özgürlüğünü koruma konusunda istikrar sergilerken, Eritre, Kuzey Kore, Çin, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkeler listenin en alt sıralarında yer alarak en ağır kısıtlamaların yaşandığı alanları temsil ediyor. Amerika kıtasında ise ABD’nin son yıllarda gerileyen sıralaması, gazetecilere yönelik artan baskı ve şiddet vakalarıyla birlikte dikkat çekiyor. Basın özgürlüğünün yalnızca belirli bölgelerde değil, dünya genelinde ekonomik bağımlılıklar, yasal kısıtlamalar ve güvenlik odaklı politikalar nedeniyle sistematik biçimde daraldığı ortaya konuyor.

Çatışma bölgeleri ve hedeflenen gazetecilik

Tüm dünyada çatışma bölgelerinin yaygınlaşması ile birlikte ilk hedef alınanların da ‘dokunulmazlıklarına’ rağmen gazeteciler olduğunu gösteriyor. Özellikle İsrail saldırıları ile birlikte Gazze’de yaşananlar ve bunlara uluslararası kurumların sessizliği anlaşmalara rağmen gazetecilerin nasıl savunmasız ve güvencesiz bırakıldıklarını gösteriyor. Gazze’de İsrail’in yürüttüğü savaş, gazeteciler için kaydedilen dünya üzerindeki en ölümcül dönem olarak tanımlanıyor. Verilere göre saldırıların başladığı 2023 yılının Ekim ayından bu yana katledilen gazeteci sayısı en az 260. Ve neredeyse her an gazeteciler hedef alınıyor. Gazeteci örgütlerine göre bugün Gazze ve Lübnan'da gazetecilerin öldürülmesi tesadüfi değil; basın özgürlüğüne yönelik daha geniş bir saldırının parçası.

En son İsrail ordusunun, Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye vilayetinde ateşkese rağmen düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden kadın gazeteci Emel Halil’in katledilmesi gazetecilerin hedef alınmasının son örneği olarak öne çıkıyor.

Sudan’da karartma

Derin bir insani krizin yaşandığı ülkelerden biri de Sudan. Yıllardır çatışmaların yaşandığı ülkede her alanda insanlık dışı koşullara dikkat çekiliyor. Özellikle kadınlara yönelik kaçırılma, tehdit, tutuklanma ve cinsel saldırı vakaları öne çıkıyor. Ülkede geniş bir basın karartması yaşanıyor.  Sudan, dünyanın en büyük yerinden edilme krizlerinden birini ve çözümsüz kalan çatışmalar nedeniyle büyük insani dram yaşamasına rağmen uluslararası medyada yeterince ilgi görmüyor. Sudan’da verilere göre 32 gazeteci katledildi. Medya çalışanlarına yönelik 556 ihlal belgelendi ve çok sayıda gazete ile radyo istasyonu kapandı. Sudan gazetecilik açısından en riskli ülkelerden biri olarak anılıyor. İnternet ve telekomünikasyon kesintileri de haber akışını sınırlıyor. Sudan’daki durum, küresel ölçekte basın özgürlüğündeki gerilemenin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Protestolar ve savaşın gölgesinde gazetecilik: İran

Basın özgürlüğünün kötü olduğu ülkelerden biri de İran. İsrail- İran savaşında medya merkezlerinin hedef alınması saldırıların sadece askeri hedeflerle sınırlı kalmadığını ve medya boyutunun da devreye girdiğini gözler önüne serdi. Ülkede gazetecilere yönelik saldırılar ‘Jin, jiyan, azadi’ ayaklanmasıyla birlikte şiddetlendi. Gazeteciler tutuklanarak ve idam cezası tehditleri ile susturulmaya çalışıldı. Ülkedeki Ocak ayı protestoları ve onu takip eden İsrail saldırıları ile birlikte yaşanan internet kesintisiyle medyada geniş bir karartma uygulandı. İran’da tutuklu bulunan Kürt kadın gazeteci Pexşan Ezîzî, ülkede gazetecilerin yaşadıklarını anlatan örneklerden yalnızca biri. Pexşan Ezîzî, hala idam cezası tehdidi altında ve işkenceye varan koşullarda cezaevinde tutulmaya devam ediyor.

Baskının yoğunlaştığı ülke: Türkiye

Türkiye’nin durumu ‘basın özgürlüğünün en düşük seviyesi’ şeklinde ifade ediliyor. Türkiye’nin 180 ülke arasında 163. sıraya düşmesi bu küresel tablonun en çarpıcı yansımalarından biri olarak öne çıkıyor. Öte yandan veri Türkiye’ye ilişkin yalnızca sıralamadaki gerilemeyi değil, aynı zamanda basın alanında yapısal bir daralmayı da görünür kılıyor. Ekonomik baskılar, yasal düzenlemeler ve gazeteciliğin kriminalize edilmesine yönelik eğilim, Türkiye’de medya çoğulculuğunu zayıflatan temel dinamikler olarak dikkat çekiyor. Türkiye özelinde siyasal ve kurumsal mekanizmaların medya üzerindeki etkisinin daha belirgin olduğu bir tablo ortaya çıkıyor.

31 gazeteci tutuklu

Ülkeye yönelik değerlendirmeler “eleştirel seslerin çeşitli araçlarla baskı altına alındığı” ve medya alanında çoğulculuğun giderek daha kırılgan hale geldiği yönünde. Bu çerçevede Türkiye, küresel gerilemenin pasif bir sonucu olmanın ötesinde, basın özgürlüğü krizinin yoğunlaştığı merkez ülkelerden biri olarak konumlanıyor. Öyle ki basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye'nin üstünde Irak, altında ise Yemen bulunuyor.

Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) tarafından yayımlanan raporlara göre sadece Mart ayında 5 gazeteci gözaltına alınırken 2 gazeteci tutuklandı. Türkiye’de derneklerin verilerine göre hali hazırda tutuklu gazeteci sayısı 31.

Baskılar artıyor

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü açısından kaygı verici gelişmelerin yaşandığı ifade edilirken demokratikleşme yönünde adımlar beklenirken tam tersi uygulamalar hayata geçiriliyor, baskılar artıyor. Bu durum ülkede basın özgürlüğünün yapısal bir baskı altında olduğunu gösteriyor. Özellikle kamuoyunda “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen yasal düzenlemenin gazetecilik faaliyetleri üzerindeki etkisi daha görünür hale geliyor. ‘Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasının muğlaklığı gazetecilerin haber yapma pratikleri üzerinde caydırıcı bir etki yaratıyor. Gazetecilerin sahadaki haber takip faaliyetlerinin sistematik biçimde engellenirken erişim engelleri ile dijital sansür en sık kullanılan yöntemlerden biri oluyor. Tüm bu tabloya rağmen özgür basın çalışanları hakikati yazmaktan vazgeçmiyor.