Şengal'e her dönüş, bir yaşam hikayesi taşıyor

Yıllar süren göç ve kamp yaşamının ardından Şengal’e dönen dayê Emşê, “Kapımı öptüm, atalarımın toprağına kavuştum” sözleriyle yurduna duyduğu özlemi dile getiriyor.

GULİSTAN EZÎZ

Şengal – “Şengal’e döndüğümde ilk iş kapımı öptüm. Atalarımın toprağına, yurduma geri geldiğimi söyledi. Derler ya, ‘Yılan bin yıl geçse de yine eski yuvasına döner.’ Burası bizim yuvamız. Allah’tan tek dileğim, beni atalarımın toprağı olan Şengal’e kavuşmadan canımı almamasıydı. Şengal çok güzel…”

Dayê Emşê’nin bu sözleri, yıllar sonra gerçekleşen bir dönüşün yalnızca sevinç değil, derin bir özlem ve acıyı da içinde barındırdığını anlatıyor. Şengal’e yapılan her dönüş, yeni bir yaşam öyküsünü de beraberinde getiriyor. Her geri dönüş, acıyı, öfkeyi ve umudu yeniden görünür kılıyor.

2014 yılında IŞİD’in gerçekleştirdiği ferman nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalan Êzidîler, yıllar sonra yeniden atalarının yurduna dönüyor. Şengal’in birçok köyünde dönüşler artık geri döndürülemez bir sürece dönüşürken, dayê Emşê de yıllar sonra kendi köyü Digur’a kavuştu.

Köyde dolaşıp insanlarla tanışırken dayê Emşê ile karşılaşıyoruz. Yaşı kadar büyük bir yüreği var. Bizi büyük bir sıcaklıkla karşılıyor. Torunları evin bir ucundan diğer ucuna koşturuyor. Bizim için ettiği uzun dualardan sonra sessizlik oluyor. Çocuklar da susuyor. Konuşma hakkı artık annede.

Ferman sırasında evinde tek başına olan dayê Emşê’nin etrafında kimse yoktur. Katliam sırasında kayınbiraderinin ailesi gelip onu alır ve büyük zorluklarla Federal Kürdistan'a ulaştırır.

‘Yerle göğün arasında sığınacak hiçbir yerimiz yoktu’

Fermandan önce Silêmanîye’ye gittiklerini belirten dayê Emşê, sözlerine şöyle devam ediyor:

"Çocuklarımız orada çalışıyordu ve yaşamlarını orada sürdürüyorlardı. Eşim vefat edince her şeyi bırakıp Şêxan'a geldik. Şêxan'a geldiğimizde hiçbir şeyimiz yoktu. Yerle göğün arasında sığınacak hiçbir yerimiz yoktu. Gelinim de bu yaşananlara şahittir. Kayınbiraderimin evine gittik. On gün boyunca onun yanında kaldık. Onların yeri de çadırdı ve dardı. Rüzgar ve yağmur vardı ve perişan haldeydik.

Kardeşim ile gelinimin erkek kardeşi çalışmak için Silêmanîyê’ye gitti. ‘Qasim'ın çadırı boş, gelin oraya yerleşin' dediler. Eşyalarımızı bir çuvala doldurduk. Başımızı koyacak bir döşeğimiz bile yoktu. Gelinim ve görümcemle birlikte o çadıra girdik. İçeride yalnızca bir hasır vardı. Küçük bir yorganı üzerime örttüm. Ayakkabılarımızı başımızın altına koyuyorduk. Eşimin kırkı yaklaşıyordu. O yabancı insanların arasında ne yapacağımızı bilmiyorduk. Kışın soğuğunda bir çadır bulabilmek için sürekli yürüyüp yetkililerin yanına gider, yardım isterdim. Sonunda büyük zorluklarla bir çadır bulmayı başardım.”

Dayê Emşê ile kayınbiraderinin oğlu ile kendilerine tahsis edilen çadırı almak için yetkililerin yanına gider. Kayınbiraderinin oğlu yetkililere dayê Emşê'nin çadırının kendi çadırlarının yakınına kurulmasını ister. Ancak bu talep sert bir şekilde reddedilir. Yetkili, “Bunu yaparsan çadırlarını elinizden alır, sizi de çıkarırım” diyerek tehdit eder. Dayê Emşê, “Çadırı nereye kuracağımızı bilmiyorduk. Aynı görevli, ‘İki gün içinde çadırı kurmazsanız hepsini geri alırım, size hiçbir şey bırakmam’ dedi. O gün akşama kadar yağmur yağdı. Biz de çadırımızı kurduk. O dönemde birçok kişi çadırları satıp parasını cebine koyuyordu. Yoksullar ise çaresizce ortada kalıyordu” sözleriyle yaşadıkları zorluklara dikkat çekiyor.

‘Çocuklar soğuktan ölmesin diye iki üç battaniyeyi dikip bize verdiler’

İnsanların parmaklarının donduğu o kışta dayê Emşê, eşinin kırkını yapabilmek için kampın dışında bir çadır kurar. Dayê Emşê, "Çadırı kurduk, üstüne taş doldurduk ki sabaha kadar uçmasın. Çadırda iki battaniyemiz, iki yastığımız vardı. Altımıza serecek döşeğimiz yoktu. Birkaç parça eşyamız vardı. O çadırda yaşamaya başladık. Kız kardeşim de kampta kalıyordu, yanımıza geldi. Çocuklar soğuktan ölmesin diye iki üç battaniyeyi dikip bize verdi. Sonunda eşimin kırkını yaptım. Altı yıl boyunca o çadırlarda yaşam mücadelesi verdik. Yazın sıcağında kavrulduk, kışın ise soğuktan titredik” diyor.

Şengal’e dönüş

O ana kadar hüznün izleri dayê Emşê'nin yüzünden hiç eksik olmuyor. Yaşamının sonuna kadar da bu acıyı içinde taşıyacağı belli. Ancak konu Şengal olduğunda yüzünde buruk bir gülümseme beliriyor; özlem ve hasretle yoğrulmuş yarım kalmış bir tebessüm…

Şengal’e dönüş anlarını anlatan dayê Emşê, “Şengal’e döndüğümde ilk iş kapıyı öptüm. Atalarımın toprağına, yurduma geldim dedim. Derler ya, ‘Yılan bin yıl geçse de yine eski yuvasına döner.’ Burası bizim yuvamız. Allah’tan hep beni atalarımın toprağı olan Şengal’e kavuşmadan canımı almamasını diledim. Her yer güzeldir, vatan ise bambaşkadır. Allah sizi de iyilik ve güzellik içinde yaşatsın, size zarar gelmesin. Alemlerin Rabbi dünyaya hayırlı bir birlik versin. Eskiden dünya temizdi, iyiydi. İnsanlar da bu kadar kötü değildi; insanlığın başına böyle fermanlar gelmiyordu. Hepsi geçti, gitti. Allah gençlere güç versin, ömürlerini uzun etsin" ifadelerinde bulunuyor.

Aslen Barê köyünden olan üç çocuk annesi dayê Emşê, ailesinin zorla Digur'a yerleştirildiğini belirterek sözlerini şu ifadelerde sonlandırıyor:

"Biz Barê'deydik. Babamız, dedemiz, annemiz, kız kardeşlerimiz hep oradaydı. Bizi zorla alıp bu topraklara getirdiler. IŞİD fermanı gibi ağır bir fermanı başımıza getirdiler. Tatlı sularımızı, Barê'nin pınarlarını, topraklarımızı, bağlarımızı bıraktık. El emeğimiz, alın terimiz hep gitti. Allah bir daha böyle fermanlar göstermesin. Her şey gitti... İnsan bazen çabuk ölse daha iyi diyor. Çünkü her şey küle döndü ve yüreğimize gömüldü. Nerede oğul, nerede kardeş, nerede anne, nerede kız kardeş? Hepsi gitti. Bize yalnızca acılar ve yas kaldı.

Ben, yeryüzünde Êzidîler kadar barışsever ve iyilik isteyen başka bir halk olduğuna inanmıyorum. En büyük dileğim Êzidîlerin Êzidîliklerine sahip çıkmalarıdır. Êzidîler kendi yollarını bilsinler. Hristiyanlar da Müslümanlar da bilsin, bu da güzeldir. Bütün inançlar ve gelenekler güzeldir. Herkes kendi yolunda yürürse hayat daha güzel ve daha huzurlu olur."