İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin 5. yılı: Kadınlar adalet ve güvence istiyor
İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesinin üzerinden 5 yıl geçti. Kadın örgütlerinin verileri, bu süreçte kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerinin arttığını ortaya koyarken, kadın örgütleri sözleşmeye yeniden taraf olunması çağrısında bulundu.
ARJİN DİLEK ÖNCEL
Amed - İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 20 Mart 2021’de tek taraflı olarak feshedildi. Türkiye fesih kararını 23 Mart 2021’de Avrupa Konseyi’ne bildirildi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan karara göre, 19 Mart 2021’deki Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilen sözleşmenin sona erme tarihi 1 Temmuz 2021 olarak belirlendi.
Sözleşmenin sona erme tarihinin üzerinden 5 yıl geçti ancak kadınlar fesih kararından bu yana sözleşmeyi savunmaya devam ediyor.
İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinden sonra yani 2021 Temmuz ayından itibaren kadın katliamlarında ve şüpheli kadın ölümlerinde belirgin bir artış yaşandı. Kadın örgütlerinin aylık yayınladığı raporlar, sözleşmenin iptalinden bu yana binlerce kadının erkekler tarafından katledildiğini ve bu süreçte şüpheli ölümlerin de ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koydu.
Sözleşmeden çekilme kararı, cezasızlık politikalarını artırırken, mahkemelerin kadınları koruyan önleyici tedbir kararı (6284 sayılı Kanun) verme sıklığını da düşürdü.
Sözleşmenin ardından bin 583 kadın katledildi, bin 391 şüpheli ölüm
2021’in son 5 ayında 143 kadın katledildi. Kadın örgütlerinin şiddet çetelelerine göre 2022 yılında 381 kadın, 2023 yılında 315 kadın, 2024 yılında 394 kadın, 2025 yılında ise 299 kadın erkekler tarafından katledildi. 2026 yılının ilk altı ayında (Ocak-Haziran) ise erkekler tarafından en az 151 kadın katledildi.
2021’in son 5 ayında 105 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Yine kadın örgütlerinin ortalama olarak sunduğu verilere göre; 2022 yılında 245 kadın, 2023 yılında 270 kadın, 2024 yılında 259 kadın, 2025 yılında ise 297 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti. 2026’nın ilk 6 ayında ise 170 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
Peki, İstanbul Sözleşmesi neleri kapsıyordu? Neden kadınlar için hayati önem taşıyor? Bu soruların cevaplarını Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi Av. Nazlı Matur ve Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Esra Çiçek ile konuştuk.
Av.Nazlı Matur: İstanbul Sözleşmesi eşitsizliği ‘insan hakları ihlali’ olarak tanımlıyor

İstanbul Sözleşmesi’nin kapsamına dair bilgi veren Av. Nazlı Matur, sözleşmenin kadına yönelik şiddeti ya da ev şiddeti yalnızca ceza hukuku kapsamında değerlendirilecek suçlar olarak değil, kadınlarla erkekler arasındaki tarihsel ve yapısal eşitsizliklerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu olan bir “insan hakları ihlali” ve “ayrımcılık biçimi” olarak tanımladığını belirtti.
Bu tanımın, aynı zamanda önleyici mekanizmaların hayata geçirilmesi için devletlere sorumluluk yüklediğini kaydeden Nazlı Matur, “Bu yaklaşım şiddetle mücadeleyi yalnızca failin cezalandırılmasına indirgemiyor. Şiddetin ortaya çıkmasını önlemeye, risk altındaki kadınları koruma ve suçun etkili bir şekilde kovuşturması yönünde devlete kapsamlı yükümlülükler yüklüyordu. Sözleşmenin en önemli özelliklerinden biri şüphesiz ki, taraf devletlere yalnızca mevzuat oluşturma görevi vermekle yetinmemesi, bu mevzuatın fiilen uygulanmasını sağlayacak kurumsal mekanizmaların kurulmasını da zorunlu kılmasıydı” dedi.
‘Bütüncül bir kamu politikası oluşturulması amaçlanıyordu’
Bu kapsamda sözleşmenin devletlerden yeterli sayıda sığınak, danışma merkezi ve destek hattı oluşturulması, kolluk görevlilerinin ve diğer kamu görevlilerinin eğitilmesi ve mağdurların korunması gibi sorumluluklar beklediğini söyleyen Nazlı Matur “Böylece kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca bireysel başvurulara verilen tepkilerden ibaret olmaktan çıkarılıp, bütüncül bir kamu politikası haline getirmeyi amaçlıyordu” diye belirtti.
‘Israrlı takip’ suçu ilk kez bağımsız bir şiddet sürü olarak tanımlandı
“İstanbul Sözleşmesi'nin dikkat çekici yönlerinden biri de, bugün ‘ısrarla takip’ olarak adlandırdığımız suçun ilk kez uluslararası düzeyde bağımsız bir şiddet türü olarak tanımlamasıydı” diyen Nazlı Matur, sözleşmenin 34’üncü maddesine atıfta bulundu.
Nazlı Matur, “Bu madde kişinin güvenliği konusunda korku duymasına neden olacak şekilde tekrarlanan takip, gözetleme, sürekli iletişim kurma veya rahatsız etme fiillerinin cezalandırılması gerektiğini düzenliyordu. O dönemde Türk Ceza Kanunu'nda ısrarlı takibi doğrudan suç olarak düzenleyen özel bir hüküm bulunmuyordu. Bu nedenle mağdurlar çoğu zaman tehdit, hakaret, kişinin huzur ve sükûnu bozma gibi farklı suç tiplerine başvurmak zorunda kalıyordu. Sözleşme bu alandaki boşluğu görünür kılmış ve devletlere açık bir düzenleme yükümlülüğü getirmiştik. Nitekim Türkiye'nin sözleşmesinin sözleşmeden çekilmesinden sonra 2022 yılında yapılan bir değişiklikle ‘ısrarlı takip’ TCK'nin 123’üncü maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve uzun süredir eleştirilen önemli bir mevzuat eksikliği giderilmiştir.”
Denetim mekanizması olarak GREVIO
Sözleşmenin kadınlar açısından önemli bir diğer yönüne de vurgu yapan Nazlı Matur, sözleşmenin devletlerin yükümlülüklerinin teoriden ibaret görmeyip, güçlü bir denetim mekanizmasına sahip olduğunu kaydetti.
Bu mekanizmaların merkezinde Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu’nun (GREVIO) bulunduğunu ifade eden Nazlı Matur, denetim mekanizmasına dair şöyle konuştu:
“GREVIO, taraf devletlerden bağımsız olarak görev yapan uzmanlardan oluşan bir izleme organıydı. Taraf devletler belirli aralıklarla sözleşmenin hükümlerini nasıl uyguladıklarına ilişkin raporlar sunuyor. Bu kapsamda da GREVIO raporları incelemekle yetinmeyip, kadın örgütlerinin, baroların sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini de değerlendiriyordu.
Gerektiğinde ise ülke ziyaretleri gerçekleştiriyor ve kamu kurumlarıyla sivil toplum temsilcileri ile görüşmeler yapıyordu. Her ne kadar grev yığınının doğrudan bir yaptırım uygulama yetkisi bulunmasa da bu raporlar devlet üzerinde ciddi bir uluslararası denetim ve hesap verebilirlik baskısı oluşturuyordu.”
“İstanbul Sözleşmesi kurumlara yalnızca şiddet sonrası müdahale etme görevi vermiyor. Şiddeti önleme, mağduru koruma, failleri cezalandırma ve şiddetin ortaya çıkmasına neden olan yapısal sorunlarla mücadele etme sorumluluğu da yüklüyordu” diyen Nazlı Matur, sözleşmenin hedefinin şiddet ile mücadeleyi belirli kurumlara değil, devletin bütüncül ve koordineli bir politikası haline getirmek olduğunu söyledi.
Devlet ‘6284 sayılı yasa var’ diyor, peki yasa ve sözleşme arasında nasıl bir fark var?
6284 sayılı kanun ile İstanbul Sözleşmesi’nin kapsamına değinen Nazlı Matur, “6284 bir yasadır ve sadece acil durumlarda pratik koruma önlemleri sağlamaya odaklanır. İstanbul Sözleşmesi ise bu kanunun denetleyicisi konumundaydı. Sözleşmenin sağladığı en büyük güvence devletin önüne uluslararası bir ayna koyması ve uluslararası hukuk normlarıyla bir üst denetim mekanizması oluşturmasıydı. İç hukukta bir yasa siyasi rüzgarlara göre tek bir gecede esnetilebilir, uygulanamayabilir ya da değiştirilebilir. Ancak uluslararası bir sözleşme devlete bu konudaki politikalarını dünya standartlarında tutacağı taahhütünü veriyor. Daha da önemlisi 6284 sayılı kanun şiddet ortaya çıktıktan sonra kadın nasıl kadını nasıl koruyacağını söylerken İstanbul Sözleşmesi şiddeti doğuran toplumsal cinsiyet eşitsizliği kaynaklı kök sebepleri kurutmayı hedefler” diye belirtti.
‘Anayasanın ruhuna açıkça aykırı bir karar’
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının normlar hiyerarşisine ve anayasanın ruhuna açıkça aykırı olduğu değerlendirmesinde bulunan Nazlı Matur, İstanbul Sözleşmesi'ne yeniden dönmek mümkün mü? Sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Evet, elbette mümkün. Bunun için önümüzde iki temel yol bulunuyor. Birincisi; yasama organının iradesi ve yeni bir onay süreci inşa etmek. Yani sözleşmeden çıkış kararı yürütme organı tarafından alınmış olsa da Türkiye halen Avrupa Konseyi'nin kurucu üyelerinden biridir. Meclis yeni bir irade ortaya koyarak, İstanbul Sözleşmesi'ni yeniden onaylamasına uygun bulunan bir kanun teklifi gündeme alabilir ve kabul edebilir. Ardından Cumhurbaşkanının bu kanunu onaylaması ve sözleşmeyi tekrar imzalayarak Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirmesi ile Türkiye sözleşme sözleşmeye resmi olarak tekrar taraf olabilir.
İkinci yöntem ise idari kararın geri alınması
İkincisi ise, siyasi iradenin değişmesi veya mevcut iradenin bu yönde bir politika değişikliğine gitmesi, Cumhurbaşkanı kararı yeni bir Cumhurbaşkanı kararı ile iptal edilebilir veya geri alınabilir. Buradaki asıl mesele teknik hukuki mekanizmaların varlığı değil, siyasi irade ve toplumsal kararlılıktır.”
Nazlı Matur, konuşmasını şöyle tamamladı: “Hak savunucuları kadın örgütleri ve barolar olarak bizler bu geri çekilme kararını hiçbir zaman kabul etmedik. Sözleşmeye geri dönmek sadece hukuki bir prosedürün tamamlanması değil, devletin kadına yönelik şiddet ve mücadelede evrensel bir insan hakları standardına hukukun üstünlüğüne ve uluslararası denetime yeniden tabi olmayı kabul edilmesi anlamına gelecektir. Bu yüzden hukuki zemin her zaman hazırdır. Yeter ki bu yönde bir siyasi irade olsun.”
Esra Çiçek: Türkiye sözleşmeyi ilk imzalayan ülke oldu

Esra Çiçek, 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan sözleşmeyi imzalayan ve parlamentosunda onaylayan ilk ülkenin Türkiye olduğunu hatırlattı.
Esra Çiçek, “Sanki birileri Türkiye'yi bu sözleşmeyi imzalamaya zorladı gibi yanlış bir algı var. Ancak bu böyle değil, Türkiye’de Nahide Opuz Davası vardı. Nahide Opuz Davası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 9 Haziran 2009 tarihli kararıyla, Türkiye'yi ‘aile içi şiddet olaylarında vatandaşlarını koruyamadığı ve cinsiyete dayalı ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle mahkum ettiği’ tarihi bir davadır. Bu süreçte ülkede her geçen gün kadın cinayetleri artıyordu ve önlem alma ihtiyacı duyuldu. Üstelik İstanbul Sözleşmesi hazırlanırken Türkiye zaten buna katkı sundu. Türkiye'den kadınlar bu komisyonlarda yer aldı. Yani kimsenin Türkiye'ye bir şey dayattığı yoktu” dedi.
‘6284 sayılı yasa İstanbul Sözleşmesi’ne işaret ediyor’
İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini çok net tanımladığını belirten Esra Çiçek, sözleşmede toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için ne gibi politikalar uygulanması gerektiğine vurgu yapıldığını söyledi. Sözleşmede kadınları güçlendiren maddelerin yer aldığını ifade eden Esra Çiçek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Sözleşmede göçmen kadınların şiddete uğraması durumunda işleyecek yasal mekanizmalar, LGBTİ bireylerin şiddete uğraması durumunda alınacak önlemler vardı.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması mantığa da uymuyor. Biliyorsunuz sözleşmeden hemen sonra 6284 sayılı yasa çıkarıldı. Bu yasa da İstanbul Sözleşmesi’nin iç hukuktaki karşılığı olarak çıktı. İstanbul Sözleşmesi uluslararası bir sözleşme olarak, 6284 sayılı yasa ise iç hukuk olarak çıktı. 6284 sayılı yasa etkin uygulanmıyor ama hala yürürlükte. Ve 6284 sayılı yasa hazırlanırken, yasanın başlangıç kısmında ‘yasada ilgili hüküm bulunmaması durumunda İstanbul Sözleşmesi maddeleri uygulanır’ diyor. Yani bu da bize şunu söylüyor; herhangi bir davada ilgili hüküm bulunmaması durumunda biz dönüp zaten İstanbul Sözleşmesi'ne bakacağız. Bu nedenle biz resmi olarak çıkılsa da sözleşmeden çıkılmış görmüyoruz. Çünkü yasada ‘İstanbul Sözleşmesi’ diye çok net bir ibare var. Yani o açıdan İstanbul Sözleşmesi biz kadınlar açısından hala yürürlükte.”
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği: Her gün iki kadın öldürülüyor
Bugün kadınların yaşadığı birçok şeyin temelinde “toplumsal cinsiyet eşitsizliği” nin olduğunu söyleyen Esra Çiçek, “Sözleşmede toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve devletlere düşen sorumluluklar çok net tanımlanmakta. ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ diyoruz çünkü Türkiye İstanbul Sözleşmesi'ni imzaladıktan sonra kadın cinayetlerinde ciddi bir azalma oldu. 10 yılı ve diğer yılları kıyasladığımız zaman zaten bu son 4-5 yıla baktığımızda rakamlar artık kadın kırımına dönüşmüş durumda. Eskiden her gün bir kadın katlediliyor diyorduk, bu ikiye çıktı. Günde iki kadın İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı için ölüyor. Oysa kadınların yaşam hakkını savunan hem siyasi tutumlar içerisinde olmak, hem politikalar üretmek gerekiyor. Tabii bu bizi kadınların mücadelesiyle olacak. Biz kadın örgütleri olarak bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
İstanbul Sözleşmesi’nin tüm maddelerine şu linkten ulaşabilirsiniz:
https://istanbulsozlesmesi.org/sozlesmenin-tam-metni/