Dima Dabbous: Özgür Koalisyon ortak kadın mücadelesini güçlendiriyor
“Özgür Koalisyon” fikrinin Arap dünyasındaki feminist örgütlerin ortak sorunları tespit etmesiyle ortaya çıktığını belirten Dima Dabbous, bölgesel dayanışmanın artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini söyledi.
ASMAA FATHI
Kahire – Arap bölgesinde kadınların karşı karşıya kaldığı krizlerin derinleştiği bir dönemde, kadın hakları mücadelesi artık tek tek ülkelerin sınırlarını aşan ortak bir mücadele alanına dönüşüyor. Kişisel statü yasalarından aile içi ayrımcılığa, kadınların maruz kaldığı yasal ve toplumsal şiddete kadar pek çok sorun bölge genelinde benzerlik gösterirken, bu tablo deneyim paylaşımını, ortak savunuculuğu ve dayanışmayı güçlendirecek bölgesel feminist ağların önemini artırıyor. Bu anlayışla kurulan Özgür Koalisyon, Arap kadınlarının ortak sorunlarına bölgesel ölçekte çözüm üretmeyi ve dayanışma mekanizmalarını güçlendirmeyi hedefleyen feminist oluşumlardan biri olarak öne çıkıyor. Ajansımızın sorularını yanıtlayan “Eşitlik Şimdi”nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktörü Dima Dabbous, Arap kadınlarının ortak mücadele alanlarını, bölgesel ağların yerel etkisini ve kolektif feminist hareketin karşı karşıya olduğu zorlukları değerlendirdi.
*Özgür Koalisyon fikrini nasıl değerlendiriyorsunuz? Arap feminist örgütlerini ortak bir platformda buluşturan temel ihtiyaç neydi?
“Özgür Koalisyon” fikri, Arap dünyasındaki bir grup feminist örgütün ortak sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu fark etmesiyle ortaya çıktı. Her ne kadar 22 farklı Arap ülkesinden söz etsek de ortak bir tarihimiz, ortak bir kültürümüz ve çoğu zaman yasaları ile toplumsal yaşamı etkileyen ortak bir dini referansımız var. Bu nedenle Arap bölgesindeki kadınların ortak sorunlar etrafında birleştiğini gördük. Bu sorunlara kolektif şekilde müdahale etmenin, tek tek yürütülen çalışmalara kıyasla daha hızlı ve daha güçlü sonuçlar doğurduğuna inanıyoruz. Bugün koalisyon, Mısır, Lübnan, Filistin, Ürdün, Irak, Fas, Cezayir, Tunus ve Bahreyn olmak üzere dokuz Arap ülkesinden yaklaşık 17 kuruluştan oluşuyor. Bu kuruluşların tamamı, bölgesel dayanışma ağlarının artık bir tercih değil, zorunluluk olduğuna inandıkları için bir araya geldi.
*Arap bölgesindeki kadınların karşı karşıya olduğu ortak sorunlar sizce nelerdir?
Örneğin Arap ülkelerindeki aile yasalarına baktığımızda, temel sorunun erkek vesayeti anlayışıyla başladığını görüyoruz. Bu anlayışta erkek her zaman birinci, kadın ise ikinci planda yer alıyor. Aile hukukundaki ayrımcı uygulamaların büyük bölümü de bu yaklaşımdan kaynaklanıyor. Bunun sonucunda kadınlar, velayet hakkına sahip olsalar bile erkeklere kıyasla çocuklarının velayetini çok daha kolay kaybediyor. Yeniden evlendiklerinde çocuklarından mahrum bırakılabiliyorlar, ancak erkekler yeniden evlendiklerinde velayet haklarını kaybetmiyor.
Benzer şekilde boşanma ya da eşin ölümü durumunda, kadın yıllarca çalışmış, aile ekonomisine katkıda bulunmuş ve ortak servetin oluşmasında rol almış olsa bile bu emeği hukuken yeterince tanınmıyor. Sonuçta yalnızca geleneksel miras payıyla yetinmek zorunda kalıyor. Hatta "eşe itaat" anlayışı, 21. yüzyılda olmamıza rağmen bazı Arap ülkelerinin yasalarında hala varlığını sürdürüyor. Kadın aile içinde çalışan, üreten ve ekonomik katkı sunan eşit bir ortak olsa da yasal hakları erkeklerden çok daha sınırlı kalıyor.
İşte Özgür Koalisyon da bu ortak sorunlardan hareketle kuruldu. Çünkü bu sorunların birbirinden bağımsız değil, Arap bölgesinin büyük bölümünde benzer olduğunu düşünüyoruz. Bir Arap ülkesinde elde edilen hukuki kazanımın diğer ülkelerdeki kadınların mücadelesine de katkı sağlayabileceğine inanıyoruz. Örneğin Mısır'da, tecavüz failinin mağdurla evlenmesi halinde cezadan kurtulmasını sağlayan yasal düzenleme kaldırıldığında, biz de bu deneyimi Lübnan, Ürdün ve Filistin'deki çalışmalarımızda örnek gösterdik. Aynı kültürel bağlamı paylaşan Arap ülkeleri olarak ortak bir mücadele yürütebileceğimizi ve benzer değişimleri birlikte gerçekleştirebileceğimizi savunuyoruz.
*Sınır ötesi dayanışmanın yerel sorunlar üzerinde ne ölçüde gerçek bir etkisi olabilir?
Bunun çok somut örnekleri var. Örneğin, Irak'ta ABD işgalinin ardından kişisel statü yasalarında dini düzenlemelere dayalı değişiklikler gündeme geldi. Bu değişiklikler, çok eşliliğin yaygınlaşmasına, kadınların miras haklarının sınırlandırılmasına ve çocuk yaşta evliliklerin yeniden artmasına zemin hazırlayabilecek nitelikteydi.
Lübnan'da ise dini kişisel statü yasalarının kadınlar üzerinde yarattığı ayrımcılık konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahibiz. Bu nedenle edindiğimiz bilgi ve deneyimi Irak'taki ortak kuruluşlarla paylaşabildik. Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler ve BM Kadın Birimi ile iş birliği yaparak uluslararası düzeyde savunuculuk yürüttük. Bu girişimlerle, önerilen düzenlemelerin Irak medeni hukukunda kadınların elde ettiği kazanımları ileriye taşımadığını, aksine geriye götürdüğünü vurguladık.
Bu bölgesel dayanışma sayesinde söz konusu kazanımların bir kısmının korunmasına katkı sunuldu ve dini mahkemelerde çok eşlilik ile çocuk yaşta evlilikleri genişletecek bazı düzenlemelerin önüne geçilebildi. Bu örnek, bölgesel iş birliğinin önemini açıkça ortaya koyuyor. Çünkü bir ülkede edinilen deneyim, başka bir ülkede kadın haklarını koruyan etkili bir araca dönüşebiliyor.
*Bölgesel iş birliğinden söz etmişken, Arap feminist koalisyonu olarak karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdir?
Karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri, koalisyonun tüm üyelerini bir araya getirebilecek bir Arap ülkesi bulabilmek. Bu nedenle toplantılarımızı zaman zaman Türkiye'de yapmak zorunda kalıyoruz. Bunun nedeni Türkiye'nin en yakın ülke olması değil, Arap ülkelerinden gelen katılımcıların büyük bölümünün vize alarak giriş yapabildiği bir seçenek olması. Belirli bir Arap ülkesini tercih ettiğimizde ise çoğu zaman yalnızca dört ya da beş üye toplantıya katılabiliyor, diğerleri vize ve seyahat engelleri nedeniyle gelemiyor. Oysa biz yüz yüze buluşmaların, yıllar içinde edinilen deneyimlerin, uzmanlıkların ve başarı hikayelerinin paylaşılması açısından büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Bir Arap ülkesinde Arap feminist örgütlerinin ortak bir toplantı düzenlemesinin bu kadar zor olması, aslında bölgenin içinde bulunduğu gerçekliği ve karşı karşıya olduğumuz krizi açıkça ortaya koyuyor.
*Ayrıca bazı ağlarda rekabet ve dışlanma gibi kolektif çalışmayı zorlaştıran sorunlar da yaşanabiliyor. Bu durumla nasıl başa çıktınız?
Kadın hakları alanında çalışan herkes, sivil toplum içinde rekabetçi bir ortamın varlığını bilir. Bu rekabetin bir kısmı anlaşılabilir; özellikle fonların yıllar içinde azalmasıyla birlikte, kaynaklara erişim daha da sınırlı hale geliyor. USAID gibi bazı fonların askıya alınması da birçok kurumu daha dar bir kaynak havuzu içinde rekabete zorladı. Bunun yanında, başarıların sahiplenilmesine dair başka bir rekabet türü daha var. Bir yasanın geçirilmesi ya da bir maddenin değiştirilmesi kimi zaman “kimin başarısı” olduğu tartışmasına dönüşebiliyor. Bu da zaman zaman insan hakları çalışmalarının önüne geçen kişisel gerilimler yaratabiliyor.
Biz bu nedenle Özgür Koalisyon içinde farklı bir yapı kurmaya çalıştık. Yatay bir örgütlenme modeli benimsedik; kimsenin diğerinden daha fazla gücü yok. Liderlik komitesinde de her üyenin oyu, örgütün büyüklüğü ya da konumu ne olursa olsun eşit. Bizim için başkanlık bir ayrıcalık değil, bir sorumluluk ve ek bir görev anlamına geliyor. Bu yüzden pozisyonlar üzerinden bir rekabet yürütmüyoruz. Hangi konulara odaklanacağımızı, nerede buluşacağımızı ve önceliklerimizi birlikte belirliyoruz. Bu yatay yapı sayesinde herkesin sürece dahil olduğu ve dışlanmadığı bir çalışma zemini oluşturduk.
*Equality Now’ın Mısır’daki temel çalışma başlıkları neler?
Çocuk evliliğinin suç sayılması için yoğun biçimde çalışıyoruz. Ancak yalnızca yasaları değiştirmek yeterli değil; cezalar artırılsa ya da fiil suç kapsamına alınsa da toplumsal farkındalık değişmediği sürece sorun devam eder. Bu nedenle yalnızca büyük şehirlerde değil, yerel derneklerle iş birliği yaparak uzak ve dezavantajlı bölgelere de ulaşmaya çalışıyoruz. Amacımız yalnızca yasal düzenlemeleri değiştirmek değil, zihniyet dönüşümü sağlamaktır. Ayrıca özel gereksinimli kadınlar ve özel gereksinimli çocukların anneleri gibi kesişimsel açıdan dezavantajlı gruplara odaklanıyoruz. Bu kişiler hem adalete erişimde hem de aile içi haklarını elde etmede çok daha fazla engelle karşılaşıyor. Bu yüzden çalışmalarımızda her zaman en kırılgan ve çoğu zaman göz ardı edilen gruplara ulaşmayı önceliklendiriyoruz.
Arap bölgesinin karşı karşıya olduğu siyasi ve sosyal zorluklar içinde, ulusötesi feminist deneyimler dayanışmayı yalnızca moral destek düzeyinde değil, baskı oluşturma, deneyim paylaşımı ve kadınların yasal ve sosyal kazanımlarını koruma aracı olarak yeniden tanımlama çabası olarak öne çıkıyor. Arap kadınlarının yaşadığı sorunlar ülkeden ülkeye farklılık gösterse de özünde büyük ölçüde benzerlik taşıyor. Bu durum, ayrımcılık, şiddet ve yasal dışlanmayla mücadelede daha etkili yöntemler geliştirmek için bölgesel ağların kurulmasını zorunlu hale getiriyor.