Bir nesil tehlikede: Savaşların ortasında büyüyen çocuklar
Dünya genelindeki çatışma bölgelerinde çocukların çektiği acılar artarken, bombalama, yerinden edilme, yetersiz beslenme, askere alma ve zorla evlendirme arasında milyonlarca çocuk, bugünü ve geleceğini tehdit eden sert bir gerçeklikle karşı karşıya.
GHADİR AL-ABBAS
Haber Merkezi – Dünyanın çeşitli bölgelerindeki silahlı çatışmalar, çocukların yaşam, güvenlik ve eğitim haklarının yaygın bir şekilde ihlal edilmesine maruz kaldıkları için en çok etkilenen grup olduğunu gösteriyor. Savaşların etkileri, uzun vadeli psikolojik, sosyal ve sağlık boyutlarına uzanıyor ve bu nedenle etkilerinin incelenmesi, tüm bir neslin geleceğini tehdit eden zorlukların büyüklüğünü anlamak için elzem.
Savaşlar ve silahlı çatışmalar, son on yıllarda Ortadoğu ve Afrika'nın karşı karşıya kaldığı en ciddi zorluklar arasında yer alıyor ve yaygın yıkıma, altyapının çökmesine ve milyonlarca sivilin yerinden edilmesine neden oluyor. Ancak, bu çatışmalarda en çok etkilenen grup, kırılganlıkları ve büyümeleri için güvenli ve istikrarlı bir ortama tamamen bağımlı olmaları nedeniyle çocuklar olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Gazze, Lübnan, Sudan, İran, Yemen, Suriye, Afganistan ve Afrika ülkelerindeki savaşlar, ağır kayıplara, artan yetersiz beslenme oranlarına, kötüleşen ruh sağlığına ve eğitimin aksamasına ek olarak, çocukların askere alınması ve çocuk evliliği gibi tehlikeli olayların yayılmasına yol açmıştır.
İnsan kayıpları ve çocuklara karşı ihlaller
Son zamanlarda ABD ve İsrail tarafından yürütülen açık cephe savaşına karışan İran'da, bombalamalar ve çatışmalar yüzlerce çocuğun ölümüne neden olmuştur. Uluslararası veriler, şiddet dalgalarının yaklaşık 244 çocuğun ölümüne ve bin 767 çocuğun yaralanmasına yol açtığını göstermektedir. Minab'daki Şacara Tıp Fakültesi'nin bombalanması, 168 çocuğun hayatını kaybettiği büyük bir trajedi olmuştur. İnsan hakları örgütleri ayrıca, yaralı çocukların yaygın olarak tutuklanmasını ve onları tedavi etmeye çalışan sağlık personeline yönelik saldırıları da belgelemiştir.
Lübnan'da sivil kayıpların sayısında önemli bir artış yaşandı. Çatışmaların başlangıcından bu yana bin 422'den fazla kişi öldü ve 4 bin 294 kişi yaralandı; bunların arasında yüzlerce çocuk da bulunuyor. İnsani yardım kuruluşları, bombalamalar sonucunda her gün bir okul sınıfı dolusu çocuğun öldüğünü veya yaralandığını tahmin ediyor. Beş hastane ve 49 sağlık merkezi hizmet dışı kaldı ve ambulanslar doğrudan hedef alındı.
Gazze'de ise trajedi her geçen gün daha da kötüleşiyor. UNICEF'e göre 16 bin çocuk öldü ve 50 binden fazla çocuk yaralandı. Ancak bu rakamlar tek başına felaketin boyutunu yansıtmıyor. Hastaneler dolup taşıyor, temel ilaçlar neredeyse yok denecek kadar az ve birçok çocuk normal şartlarda tedavi edilebilecek yaralanmalardan ölüyor. Çocuklar ayrıca altyapının neredeyse tamamen çöktüğü bir ortamda temiz su ve gıda kıtlığı çekiyor ve 1.1 milyondan fazla çocuk acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor.
Yemen'e baktığımızda, çocuklar için en uzun ve en yıkıcı çatışmalardan birini görüyoruz. BM raporlarına göre, çatışmanın başlangıcından bu yana 11 binden fazla çocuk katledildi veya yaralandı.
İnsan hakları raporlarına göre, Suriye'de 2011'den beri 29 binden fazla çocuk katledildi. Ek olarak 6.5 milyon çocuk acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Tekrarlanan yer değiştirmeler çocukların psikolojik sağlığını paramparça etti. Yüz binlerce çocuk, sürekli bombardıman ve aile üyelerinin kaybı sonucu ciddi psikolojik travma yaşıyor.
Afrika
Doğal kaynakların savaşın izleriyle iç içe geçtiği Afrika'da, milyonlarca çocuk çocuklukla hiçbir benzerliği olmayan bir gerçeklik yaşıyor. Sudan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Somali, Mali, Nijerya, Kamerun ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi uzun süreli çatışmalar yaşayan ülkeler, gençlerin hayallerini yutan ve hayatlarında ve geleceklerinde derin izler bırakan şiddet döngüsünden muaf değiller.
Sudan, dünyanın en kötü insani krizlerinden birini yaşıyor. Birleşmiş Milletler raporları, 13 milyondan fazla çocuğun acil yardıma ihtiyaç duyduğunu ve ülkenin dünyanın en büyük çocuk yerinden edilme krizini yaşadığını gösteriyor. Yüz binlerce çocuk akut yetersiz beslenmeden muzdarip ve su ve sanitasyonun olmadığı aşırı kalabalık kamplarda bulaşıcı hastalıklar yaygın. Uluslararası kuruluşlar, silahlı çatışmalarda çocukların askere alınması vakalarını belgeliyor.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde durum daha da vahim. Bu ülke, silahlı gruplar tarafından çocukların askere alınma oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Somali'de, on yıllarca süren çatışmalar eğitim ve sağlık altyapısının çökmesine yol açtı. Çocuklar gıda güvensizliği nedeniyle yetersiz beslenmeden muzdarip ve genellikle tehdit altında olan veya yıkılan okullara erişmekte zorlanıyorlar. Savaşın etkileri, kuraklık ve yoksullukla birleşince, hayatta kalmayı günlük bir mücadele haline getiriyor.
Mali, Nijerya, Kamerun ve Orta Afrika Cumhuriyeti, çatışma bölgelerindeki çocuklar için en kötü yerler arasında yer alıyor. Silahlı saldırılar, mezhepsel şiddet ve terörizmle iç içe geçerek okulların kapanmasına ve kaçırma ile zorla askere alma olaylarının artmasına yol açıyor. Çocuklar sürekli korku içinde yaşıyor, eğitimden, sağlık hizmetlerinden ve yeterli gıdadan mahrum bırakılıyor; yerinden edilme ise aile bağlarını daha da kötüleştiriyor ve istikrarsız ortamlar yaratıyor.
Afganistan
Afganistan, on yıllarca süren çatışmalar yaşayan ülkelerden biri ve çocuklar bu savaşlardan en çok etkilenen ve savunmasız kalan kesim oldu. İstikrarsız güvenlik koşulları, ekonomik çöküş ve temel hizmetlerin azalması, çocukların yaşamlarını ve geleceklerini tehdit eden sert bir ortam yarattı. Çatışma devam ettikçe, şiddet ve yoksunluk içinde büyüyen bir neslin tamamı için psikolojik, sosyal ve sağlık sonuçları birikiyor.
Çocukların savaşa entegrasyonu ve felaket etkisi
Silahlı çatışmalardaki en vahim ihlallerden biri, çocukların doğrudan askere alınması veya tehlikeli görevlerde kullanılması yoluyla savaşlara entegre edilmesidir. Çocuklar, hayatın anlamını bile kavrayacak kapasiteye sahip olmadan önce, savaş ortamının bir parçası haline geliyor ve ateş hattına itiliyorlar.
Birleşmiş Milletler raporları, son yıllarda binlerce çocuğun, bazıları on yaşında olmak üzere, askere alındığını gösteriyor. Bu çocuklar muhafız, mühimmat taşıyıcı veya hatta ön cephe savaşçısı olarak kullanılıyor. Diğer durumlarda ise istihbarat toplama veya malzeme taşıma gibi lojistik görevlere zorlanıyorlar; bu görevler savaşın kendisinden daha az tehlikeli değil.
Uluslararası kuruluşlar, bazı çocukların yoksulluk ve açlık nedeniyle, diğerlerinin ise silah zoruyla veya baskıyla askere alındığını belirtiyor. Yalnızca Yemen'de, Birleşmiş Milletler savaşın başlangıcından bu yana 4 binden fazla çocuk askere alma vakasını belgeledi; gayri resmi tahminler ise gerçek sayının çok daha yüksek olabileceğini gösteriyor. Sudan'da güvenlik boşluğu, çeşitli silahlı gruplar tarafından çocukların askere alınmasında artışa yol açarken, Suriye'de savaş yıllarında birçok bölgede binlerce çocuk askere alındı.
Afganistan'da çocuklar, zorlama, ekonomik teşvikler veya denetimsiz dini okullar aracılığıyla çatışmalarda kullanılmak üzere askere alınıyor. Son uluslararası raporlar, hareketin asker alımını önlemek için komiteler kurduğunu açıklamasına rağmen, 2024 yılı itibariyle binlerce çocuğun Taliban saflarında kaldığını gösteriyor. Birleşmiş Milletler, 2023 yılında 120 çocuğa karşı en az 400 ihlal vakası belgeledi; bunlar arasında asker alımı ve silahlı operasyonlarda doğrudan kullanım vakaları da bulunuyor. 2025 yılında çeşitli BM ve insani yardım raporları yayınlanmış olsa da, Afganistan'daki çocuk asker sayısı hakkında yeni istatistikler içermiyorlar.
İran yetkilileri çocuk asker sayısı hakkında resmi rakamlar açıklamasa da, uluslararası kuruluşlar son iki yılda yüzlerce çocuğun lojistik ve güvenlik görevlerinde yer aldığını, bunların bazılarının şehirlerin hassas bölgelerinde gerçekleştiğini doğruluyor. Asker alımı yaşı bu yıl fiilen 12'ye düşürüldü ve bu da küçüklerin tehlikelerinin farkında olmadıkları faaliyetlere dahil olmalarının önünü açtı.
Savaşların çocukların eğitimine etkisi
Eğitim sistemi, çatışma bölgelerinde hızla çökme riski en yüksek sektörlerden biridir ve bedelini ilk ödeyenler genellikle çocuklardır. Eğitim, milyonlarca çocuğun erişemediği bir lüks haline gelmiştir. Okulların yıkılması, ailelerin yerinden edilmesi, öğretmenlerin kaybı ve eğitim kurumlarının sığınaklara veya askeri kışlalara dönüştürülmesi, eğitimin devamını neredeyse imkansız hale getirmiştir.
Birleşmiş Milletler raporları, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da 28 milyondan fazla çocuğun savaşlar nedeniyle okul dışında olduğunu göstermektedir. Yalnızca Suriye'de 2,4 milyon çocuk eğitim sisteminin dışında kalırken, savaşın başlangıcından bu yana okulların üçte biri hasar görmüş veya yıkılmıştır. Yemen'de iki milyondan fazla çocuk eğitimden mahrum kalmış ve 2 bin 500'den fazla okul yıkılmış veya askeri amaçlarla kullanılmıştır. Sudan'da, yaygın yerinden edilme milyonlarca çocuğun eğitimini aksatmış, binlerce okul çatışmalar nedeniyle kapatılmış veya sığınaklara dönüştürülmüştür.
Gazze'de ise eğitim neredeyse tamamen durmuştur. Düzinelerce okul yıkıldı veya hasar gördü, diğerleri ise yerinden edilmiş insanlar için barınaklara dönüştürüldü. Bir zamanlar sınıflarına dönmeyi hayal eden çocuklar, şimdi kitapsız, öğretmensiz ve güvenli bir öğrenme ortamından yoksun, korku ve yıkımın ortasında kapana kısılmış durumdalar. Lübnan'da, bombalama ve yerinden edilme, geniş alanlarda eğitimi aksattı; ayrıca çok sayıda yerinden edilmiş çocuğun akını nedeniyle eğitim sistemi büyük bir baskı altında.
Afganistan'da savaş, binlerce okulun kapanmasına ve eğitim kalitesinin düşmesine, ayrıca kız çocuklarının eğitimine kısıtlamalar getirilmesine yol açtı. Veriler, 2021 ile 2024 yılları arasında 1,4 milyon kız çocuğunun ortaöğretimden mahrum kaldığını, milyonlarca çocuğun ise yoksulluk, yerinden edilme veya saldırı korkusu nedeniyle okul dışında kaldığını gösteriyor.
Eğitim kaybı ayrıca çocuk işçiliği ve silahlı çatışmalara katılım riskini artırıyor ve daha iyi bir gelecek şanslarını azaltıyor. Eğitim sadece temel bir hak değil; yoksulluğa, şiddete ve aşırıcılığa karşı ilk savunma hattıdır. Çocuklar bundan mahrum bırakıldığında, toplum bir nesli kaybetme tehdidiyle karşı karşıya kalır.
Yerinden edilme ve yetersiz beslenme
Yerinden edilme, savaşın en ciddi uzun vadeli sonuçlarından biridir ve yüz binlerce çocuk insanlık dışı koşullarda yaşamaktadır. Her yeni çatışma dalgasıyla birlikte aileler evlerini terk etmek zorunda kalmakta ve çocuklar temiz su, sağlık hizmeti ve yeterli gıdadan yoksun, aşırı kalabalık kamplarda kendilerini bulmaktadır. Sudan'da 4,5 milyon, Yemen'de ise 4 milyon çocuk yerinden edilmiştir. Bu arada, 1,7 milyon Suriyeli çocuk su ve sanitasyondan yoksun kamplarda yaşamaktadır.
Bu acımasız gerçeklik, özellikle Sudan, Yemen, Suriye ve Gazze'de çocuklar arasında akut yetersiz beslenme oranlarında benzeri görülmemiş bir artışa yol açmıştır. BM raporları, milyonlarca çocuğun ciddi gıda kıtlığından muzdarip olduğunu ve binlercesinin açlıktan ölme riski altında olduğunu göstermektedir.
Yemen'de 2,2 milyon çocuk akut yetersiz beslenmeden muzdarip olup, bunların 540 bininin hayatı acil tehlike altındadır. Sudan'da yaygın yerinden edilme, krizi daha da kötüleştirdi; milyonlarca çocuk temel ihtiyaçlardan yoksun kamplarda yaşıyor ve bu durum yaygın yetersiz beslenme ve bulaşıcı hastalıklara yol açıyor. Gazze'de ise abluka ve altyapının tahrip edilmesi, ciddi gıda ve su kıtlığına neden olarak çocukları hastalıklara ve yetersiz beslenmeye karşı daha savunmasız hale getirrken, Gazze'deki çocukların yüzde 95'i gıda güvensizliğinden muzdarip. Lübnan'da da yerinden edilme yaygınlaştıkça, 822 bin 600'den fazla insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bunların arasında en temel güvenlikten bile yoksun, zorlu koşullarda yaşayan 300 bin çocuk da bulunuyor.
Yerinden edilme, çocukları sadece gıdadan mahrum bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda güvenlik duygularını da ellerinden alıyor. Kamplarda yaşam, mahremiyet eksikliği, oyun oynayabilecekleri güvenli alanların yokluğu, artan hastalık oranları ve ev, okul ve arkadaşlarını kaybetmenin psikolojik stresi anlamına geliyor. Savaşlar devam ettikçe, yerinden edilme geçici bir durumdan kalıcı bir gerçekliğe dönüşüyor ve çocukları sağlıklı fiziksel ve zihinsel gelişimlerini engelleyen bir ortamda yıllarını geçirmeye zorluyor.
Çocuk evliliği
Çocuk evliliği, silahlı gruplara katılmaktan daha az tehlikeli değildir. Ailelerin yoksulluktan kaçmak veya kızları için sahte bir koruma duygusu aramak için bir araç haline gelmiştir. UNICEF raporları, çatışma bölgelerinde çocuk evliliği oranlarının keskin bir şekilde arttığını göstermektedir. Yemen'de kız çocuklarının yüzde 32'sinden fazlası 18 yaşından önce, yüzde 9'u ise 15 yaşından önce evlendiriliyor. Suriye'de, bazı bölgelerde mülteciler arasında bu oran yüzde 36'ya ulaşmıştır. Lübnan'da, Suriyeli mülteciler arasında bu oran yüzde 27'ye ulaşırken, Lübnanlı kadınlar arasında daha düşüktür. Sudan'da, tahminler kız çocuklarının yüzde 34'ünün 18 yaşından önce evlendirildiğini ve çatışma bölgelerinde önemli bir artış olduğunu göstermektedir.
Bu rakamlar, çocukların yaşadığı trajedinin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Silahlı gruplara katılım onları eğitimden mahrum bırakmakta ve ciddi psikolojik ve fiziksel travmalara maruz bırakmaktadır; çocuk evliliği ise kız çocuklarını erken gebelik komplikasyonları, aile içi şiddet ve eğitimlerinin kalıcı olarak kesintiye uğraması gibi sağlık riskleriyle dolu bir hayata itmektedir.
Ortadoğu'dan Afrika ve Asya'ya uzanan bu kasvetli coğrafyada, siyasi çıkarlar veya silahlı çatışmalarla körüklenen her savaşta en büyük kaybedenler çocuklar gibi görünüyor. Sayılar sadece istatistik değil; yaşam, güvenlik ve eğitim gibi temel haklarından mahrum bırakılmış küçük çocukların yüzleridir. Bu çocukların kaderi şansa bırakılmamalı ve bir nesil şiddet, yerinden edilme ve açlığın enkazı altında ezilirken dünya kayıtsız kalamaz.
Geleceklerini kurtarmak imkansız değil. Çözümler, çocukları korumanın bir tercih değil, uluslararası toplum ve savaşan uluslar için ahlaki ve yasal bir yükümlülük olduğunu kabul etmekle başlar. Çocuklarını kaybeden uluslar yeniden yükselme yeteneklerini kaybederken, onları koruyan ve umutlarını yeniden canlandıran toplumlar barış ve kalkınma için sağlam bir temel inşa eder.