Pirxûs'ta GES tartışması: Ekoloji Meclisi karşı çıktı, belediye ‘taşlık alanda olabilir’ dedi
Ekoloji Meclisi, GES projesinin ekolojik ve demokratik olmadığını savunurken, Belediye Eşbaşkanı Baran Turan, "İşlevsiz ve taşlık alanlarda GES'e karşı değiliz" açıklamasında bulundu.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Bêdlis - Kürdistan doğası, Güneş Enerjisi Santralleri (GES), Jeotermal Enerji Santralleri (JES), Hidroelektrik Santralleri (HES) ve bunların yanı sıra baraj projeleriyle talan ediliyor. Talana karşı halkın direnişi de sürüyor. Gimgim’da (Varto) ve Kanîreş’te (Karlıova) Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafında yapılması planlanan JES’lere karşı başlatılan direniş ve nöbet eylemi 50 günü aşkın süredir devam ediyor.
Bir direniş de Pirxûs Beldesi’nde sürüyor. Bêdlis’in Xelat (Ahlat) ilçesine bağlı Pirxûs (Ovakışla) Beldesi’nde yaklaşık 380 milyon TL yatırımla Ecogreen Enerji bünyesindeki Ecowind 1 Enerji A.Ş., 5 yıl önce GES projesi için çalışmalarına başladı. Ancak belde halkı GES’in yapılacağı alanın mera olduğunu, hayvancılıkla geçimlerini sağladıklarını belirterek bu projeye karşı çıkıyor. Belde halkı, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) iptali için yargıya başvururken, yargı süreci devam ediyor.
İş makineleri mera alanında, halk belediyeye tepkili
Yargı süreci devam etmesine rağmen mera alanında iş makineleri güneş enerjisi sistemi panellerini kurmak için zemin hazırlama çalışmalarını sürdürüyor. Ondan fazla iş makinesinin girdiği alan talan edilirken, halk topraklarına zarar verecek herhangi bir santral istemediklerini belirtiyor.
Pirxûs Belediyesi’ne de tepki gösteren halk, belediyenin şirketi desteklediğini belirtiyor.
Dünden bugüne Pirxûs halkı projeye karşı çıkmak için birçok eylem yaptı. 24 Haziran’da halkın direnişine jandarma müdahale etti. Müdahale sırasında topraklarını korumak isteyen hamile bir kadın düşük yaparak bebeğini kaybetti. Yaşlı bir erkek ise jandarmanın saldırısına maruz kaldı ve yoğun bakıma kaldırıldı.
Meraların statüsü imar için değiştiriliyor
Amed Ekoloji Meclisi’nden avukat Ahmet İnan, mera alanının “kamu yararına” denilerek imara açıldığını, projenin dava aşamasında olmasına rağmen “yürütme durdurma” kararı olmadığı için iş makinelerinin faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.
Avukat, projenin durdurulması için “ÇED iptali dışında mera tahsis izninin, imar planının ve elektrik tesis iptalinin” yapılması gerektiğini ifade etti.
Eşbaşkan Baran Turan: Proje alanı mera değil taşlık bir alan
Pirxûs Belediyesi Meclisi, 6 Nisan 2026 tarihli toplantısında, beldedeki 3127 parsel üzerinde Ecowind 1 Enerji A.Ş. tarafından kurulması planlanan depolamalı Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesine ilişkin 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planını oy çokluğuyla kabul etti. Kararla birlikte söz konusu alan, "Enerji Üretim Alanı ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Dayalı Üretim Tesisi" olarak planlandı. İmar planları 30 gün süreyle askıya çıkarılırken, karara tepki gösteren bölge halkı alanda nöbet eylemini sürdürüyor. Konuya dair Pirxûs Belediye Eşbaşkanı Baran Turan ile konuştuk.
Baran Turan, belediyenin izin vermemesi durumunda dahi bakanlıktan ruhsat alınarak söz konusu alanın imara açılabileceğini ve santral kurulabileceğini söyleyerek, şöyle devam etti: "Zaten gerekli birçok onayı almışlardı. Orası artık mera alanı değil; statüsü değiştirilerek hazine arazisine dönüştürüldü. Hazine arazileri Milli Emlak'a aittir. Hazine arazisi olduğu için ruhsatı da oradan alabiliyorlar. Biz izin vermesek de yapılabiliyor.
Biz ruhsat izni verdik. Ancak daha sonra toplumun bir kesiminden tepki geldi. Bunun üzerine olağanüstü belediye meclisini toplayarak ikinci bir karar aldık ve ilk meclis kararımızı iptal ettik. Başlangıçta onay vermemiştik. Daha sonra birçok tartışma yürütüldü, halkla bir araya gelindi, Yerel Yönetimler Kurulu ile görüşüldü ve ardından meclis olarak onay verdik. Ancak daha sonra bu onayı geri çektik.
Daha sonra halkla, meclisle ve yerel yönetimlerle görüştük. Projeye engel olamayacağımızı gördük. En azından Pirxûs'un yararına bazı kazanımlar elde edilebilir diye düşündük. Bu nedenle yaklaşımımız değişti. İlk başta tamamen karşıydık, ancak daha sonra yerel yönetimlerle yaptığımız toplantılar sonucunda onay verdik. Şu an daha olumlu bakıyoruz.
Ben GES'e karşı değilim
Burası taşlık ve işlevsiz bir alan. Ben GES'e karşı değilim. Başta 'talan ediyorlar' deniliyordu, biz de öyle düşünüyorduk. Ancak bir enerji ihtiyacı var ve bunun karşılanması gerekiyor. Belediye olarak biz de ileride benzer projeler yapacağız. Vatandaşlar da daha verimli arazilere kendi ihtiyaçları için GES kuruyor. Eğer gerçekten işlevsiz, taşlık ve atıl bir alansa GES'e karşı değiliz. Yerel yönetimlerin tutum belgesi de bu yönde. Ancak otlak ya da insanların geçim kaynağı olan bir alan söz konusu olursa elbette karşı çıkarız.
Yerel yönetimler, projeyi bölgenin kar ve zarar dengesi üzerinden değerlendirdi. Sonuçta burada yapılmasının yararlı olabileceği yönünde bir karara varıldı. Destekleyip desteklemememiz ya da karşı çıkmamız tamamen koşullara bağlıdır. Eğer alan otlaksa ve hayvanlar orada otluyorsa elbette karşı çıkarız. Nitekim böyle bir alan için daha önce de teklif geldi ve kesinlikle karşı çıktık. Ama taşlık ve atıl bir alandaki projeye karşı durmayız. Biz bizzat oradaki çobanla görüştük. Kendisi de buranın otlak olmadığını, yalnızca hayvanların geçiş güzergahı olduğunu söyledi.
Halk onayladı
Pirxûs halkının yüzde 75'i 'yapılsın' dedi. Halka durumu anlattık ve görüşlerini aldık. Halk, 'Pirxûs'un yararına olacaksa yapılmasını istiyoruz' dedi. Ancak bugün görünen karşıtlığın arkasında halkı yönlendiren birkaç kişi var. Bu karşıtlık onların etkisiyle gelişiyor. Halk bize, 'Evimizde rahat bırakmıyorlar, bizi zorla evden çıkarıp eylemlere götürüyorlar' diyor. İnsanları tehdit ederek götürdüklerini söylüyorlar. Bir kadının çocuğunu düşürdüğü ya da yoğun bakım ünitesinin kaldırıldığı yönündeki iddiaların tamamı gerçeği yansıtmıyor. İlçe eşbaşkanımız da özellikle çocuğunu düşürdüğü iddia edilen kadının tespit edilmesi için araştırma yaptı. Böyle bir olayın yaşanmadığı ortaya çıktı."
‘GES’ler ekosisteme zarar veriyor’

Amed Ekoloji Meclisi Üyesi Leyla Çite, Pirxûs’da yapılması planlanan GES’in köyün yaşam alanlarıyla birlikte ekosistemin kendisine zarar vereceğini söyledi.
Toprakları için direnişe geçen halka yönelik saldırıyı hatırlatan Leyla Çite, “Bu kendi yaşam alanlarını savunan köylüye görülen muameleydi. Bir avuç sermayedar şirket çalışanlarını koruyan kolluk kuvvetleri gerçekliği var. Burada devlet ve şirketlerin halkın yaşam alanları, halk özgürlüğü karşısında bir arada nasıl iş birliğin halinde hareket ettiğini görebilmek mümkün” dedi.
Son yıllarda özellikle Kürdistan’da artan GES projelerine dikkat çeken Leyla Çite, şöyle konuştu: “Güneş enerji sistemleri ekolojik minvalde temiz enerji, yenilenebilir enerji adı altında masumlaştırılan bir yerde. Ama biz enerjinin aracına, yöntemine bakılmaksızın ‘Bu enerji kimin ihtiyacı, kimin yararına ve bir doğa alanında, yaşam alanında bu enerji türüne karar veren mekanizma kim?’ diye soruyoruz. Doğaya müdahale biçimine karar veren mekanizmanın demokratik olmadığını, halkın bir karar organına dahil edilmediğini ve sermayenin, rant alanının yararına ve tüketim sermayesi ihtiyacına göre üretildiğini biliyoruz. Bu noktada GES, RES, HES fark etmeksizin aslında o yerelin ihtiyacı olmayan, ekosistemle uyumlu olmayan, yaşam alanlarına, hayvanların alanlarına, biyoçeşitliliğe zarar veren, yerel isteği dışında gerçekleşen her türlü eylemin ekolojik yıkım olduğunu ve ekolojik olmadığını söylüyoruz.”
GES’lerin Kürdistan’da eko kırım tehlikelerinden birine dönüştüğünü kaydeden Leyla Çite, “Devasa GES panelleri kuruluyor. GES panellerinin kimyasal bir kurulum, inşa süreci var. Bu kimyasalın kendi başına daha kurulum aşamasında doğaya verdiği zararlar var. Ama sonrasında GES projesinin mikroklima etkisiyle hava değişikliklerine, iklim değişikliklerine neden olduğu biliniyor. Bu ihtiyaç burada Pirxûs’un enerji ihtiyacına dönük bir üretim mi? değil. Pirxûs halkının dahil olduğu bir demokratik süreçle mi bu karar alındı? Hayır. Bu noktada zaten bunun ahlaki ve ekolojik olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz” sözlerini kaydetti.
‘Eko kırım toplumsal yıkımı beraberinde getiriyor’
Ekolojik yıkımların toplumsal yıkımları da beraberinde getirdiğine ve halkın zaman zaman bu projeler sebebiyle göçe zorlandığına dikkat çeken Leyla Çite, “Yerinden edilen halk derin yoksulluk ve kültürel varlıkların kaybı gibi sorunlar yaşıyor. Önceden savaş ve güvenlik politikalarıyla zarar gören Kürdistan coğrafyasında son yıllarda sermaye ve şirket sirkülasyonlarının etkilerini görmek mümkün.
Halk göçe zorlandığında hafıza, kimlik, tarih gibi yüzyıllık bir sözlü tarih de yok oluyor. Çünkü resmi anlamda yasal zeminde, literatürde yer bulamamış bir halkın bilgi birikiminden bahsediyoruz. Burada çoğu yerel tohumun kaybı, o yerel tohumun isminin, bilgisinin, tarihinin kaybı, hikayesinin kaybı olabiliyor. Buradaki yaşlı kesimin, insanların göçe zorlanması, buradaki aktarımın da aslında bir nevi kesilmesi anlamına gelebiliyor” ifadelerini kullandı.
1990’lı yıllarda boşaltılan ve yakılan köyleri hatırlatan Leyla Çite, “güvenlik politikasıyla” gerçekleştirilen eko kırımların, şekil değiştirmiş “bir özel savaş politikası” olarak devlet sermaye işbirliğiyle gerçekleştirildiğini vurguladı.
Leyla Çite, “Bu artık sadece bizim coğrafyaya özel değil, Türkiye geneline baktığımızda Türkiye'nin tamamının yaşam alanlarının sermayeye, şirketlere peşkeş çekildiğini görüyoruz” dedi.
‘Direnişin öncüsü kadınlar’
Ekolojik direnişlerde kadınların öncü olduğunu belirten Leyle Çite, sermaye ya da bir işbirlikçi şirketler ile kadınların aynı tarafta hiçbir zaman durmadıklarını söyledi. Leyla Çite, “Kürdistan coğrafyasının özü zaten ekolojik yaşam. Özgürlük mücadelesinin kendi doğal toplumsal yaşam pratiği zaten ekolojik. Adına ekoloji diyoruz ama halkın yaşamı bu zaten. Tabii ki de geçmişte bunun kadın odaklı olmaması, feodolite etkisinde olması eleştirilebilir, özel mülkiyet tarafı, hayvanla kurduğu ilişki tarafı eleştirilebilir. Ama önemli olan bugünün birikimiyle birleştirmek o değerleri ve yeni bir özgür yaşam inşa edebilmek” diye belirtti.
Lice ilçesinde maden şirketlerinin aracını durduran kadınları hatırlatan Leyla Çite, “Onun o beyaz tülbenti ya da tek başına kendini siper etmesi aslında birçok erkeğin yapamayacağı bir direniş şekli. Bu Neolitik'ten beri kadının kendi yaşamını başka yaşamlar için, bir ağaç için, bir kuşun özgür uçuşu için, suyun akışı için feda etmesi diğer bütün toplumsal zemine de örnek olacak şekilde. Yine Amed’te Sur’a bağlı Kervanköy'de GES'e karşı direnen bir köy halkı var. Bunun öncülüğünü yürüten köydeki kadınlar, onlarla buluşmaya gideceğiz yakın zamanda. Hakikaten bunun direnişini ören, hiçbir şekilde vazgeçmeyen, büyük bir inatla, kararlılıkla, ‘kaç milyar dolar verirse versin, bu yaşamın bir para karşılığı yok’ diyebilen kadınlar var.
‘Eko kırımlara karşı çok daha güçlü bir toplumsal zemin yaratılabilir’
Leyla Çite konuşmasını şöyle tamamladı: “İlkesel davranabilmek, ekolojik yerel yönetimden, ekolojik perspektiften uzaklaşmamak ve toplumsal sözün gücüne yönelmek gerekiyor. Demokratik mekanizmalar kurmak gerekiyor. Halkın, yerelin söz sahibi olacağı, oradaki projeden, ekonomisinden, politikasından haberdar olacağı toplumsal alanları, meclisleri oluşturmak gerekiyor. Bu minvalde eko kırımlara karşı çok daha güçlü bir toplumsal zemin yaratılabilir diye düşünüyorum.”