Mağrip: Beş ülke, tek kriz ve kadınların ödediği bedel (1)
Fas ekonomisi büyüyor ve yeni istihdam olanakları yaratılıyor. Ancak kadınlar ile erkekler arasındaki çalışma, gelir, sosyal koruma ve aile yaşamına ilişkin eşitsizlikler varlığını sürdürüyor. Kadınlar, ekonomik ve sosyal kırılganlığın bedelini ödüyor.
Fas: Ekonomi büyüyor ancak kadınlar kırılganlığın bedelini ödüyor
HANAN HARITE
Fas - Fas’ta mevcut en güncel yıllık veriler, kadınlar ile erkekler arasında iş gücü piyasasında geniş bir farkın devam ettiğini ortaya koyuyor. 2025’te kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 19 olurken erkeklerde bu oran yüzde 68,5 olarak kaydedildi. Kadınların işsizlik oranı ise yüzde 20,5’e yükseldi. Bu veriler, ekonominin istihdam yaratmaya devam ettiği bir dönemde ortaya çıktı. Ekonomi aynı yıl 193 bin yeni iş imkanı yarattı, ancak genel göstergelerdeki iyileşme, kadınların iş gücüne katılımındaki farkı ortadan kaldırmadı.
Fas’tan Tunus’a, Cezayir’den Libya’ya ve Moritanya’ya kadar Mağrip ülkeleri, bir ülkeden diğerine farklılık gösteren bir dizi ekonomik sorunla karşı karşıya. Bu krizlerin başlıca nedenleri arasında ekonominin yeterince çeşitlenmemesi ve belirli sektörlere büyük ölçüde bağımlı olunması yer alıyor. Cezayir ve Libya ekonomileri büyük ölçüde petrol ve gaza dayanırken, Moritanya demir ve altın fiyatlarındaki dalgalanmalardan etkileniyor. Fas ve Tunus ise tarım, turizm ve dış talep koşullarından etkileniyor. Özellikle gençler arasındaki işsizlik ve yeterli istihdam olanağının yaratılamaması da sosyal ve ekonomik baskıların artmasına neden oluyor. Bunlara fiyatların, enerji ve gıda maliyetlerinin yükselmesi, borçlar ve mali açık, yatırım ve verimliliğin düşük olması ile kuraklık ve iklim değişikliğinin etkileri de ekleniyor.
Dosyamızda Mağrip ülkelerinde ekonomik krizin ve enflasyonun kadınlar üzerindeki etkisine odaklanıyor, fiyat artışları ve satın alma gücündeki düşüşün kadınların yaşam koşulları, istihdam olanakları, işsizlik ve ücretler üzerindeki sonuçlarını ele alıyor. Ayrıca ekonomik ve sosyal krizlerin derinleştiği bir dönemde kadınların iş gücü piyasasında karşılaştığı sorunları ve bunların ülkeden ülkeye nasıl farklılaştığını inceliyor.
İlk araştırmamız Fas olacak. Çünkü rakamların arkasında gelir kaybı, istikrarsız çalışma ve sosyal korumanın yetersizliğiyle karşı karşıya kalan kadınların hikayeleri bulunuyor. Bu süreçte aile içindeki bakım sorumlulukları da devam ediyor. Ekonomik kırılganlık yalnızca işin kaybedilmesiyle başlamıyor; birçok kadın için iş gücü piyasasına girmekte yaşanan zorluklarla daha önce başlıyor ve işin niteliğinden daha sonra sahip olabilecekleri sosyal haklara kadar uzanıyor.

Geliri korumak bir mücadeleye dönüştüğünde
Amine Talibi için hastalık sonrası işe dönüş, daha önceki mesleki yaşamına geri dönüş anlamına gelmedi. Kemoterapi ve radyoterapi tedavisi gören 50 yaşındaki kadın, tekstil fabrikasına geri döndü, ancak hastalanmadan önce alıştığı çalışma temposuna artık ayak uyduramıyordu. Tekstil sektöründe 20 yıldan fazla çalışan Amine Talibi, Ulusal Sosyal Güvenlik Fonu’na kayıtlıydı. Emekli maaşı da dahil sosyal haklarını kapsayan sosyal güvenlik primlerinin kendi payı maaşından kesiliyordu. Maaşı temel gelir kaynağıydı ve aynı zamanda daha önceki işinden sınırlı bir maaş alan annesinin geçimini sağlıyordu. Yaptığı iş, saat başına belirli sayıda dikiş parçasını tamamlamasını gerektiriyordu.
Fabrikaya döndüğünde ise hastalığın ve tedavinin etkileri nedeniyle gerekli üretim oranına ulaşmakta zorlandı. Gelir kaynağına duyduğu ihtiyaç ve annesine karşı sorumluluğu arasında kalan Amine Talibi, çalışma temposuna dayanma gücü artık eskisi gibi olmamasına rağmen çalışmayı sürdürmek zorunda kaldı. Daha sonra ikinci kez kansere yakalandı ve yaşamını yitirdi. Amine Talibi’nin hikayesi, Faslı kadın çalışanların tamamının deneyimini özetlemiyor, ancak gelir ihtiyacı ve aile sorumluluğunun, bedenin artık çalışmaya daha az dayanabildiği durumlarda dahi çalışmayı sürdürmeyi nasıl bir zorunluluk haline getirebildiğini gösteriyor.
İşsizlikten önce başlayan fark
Kadınlar ve erkekler arasındaki ekonomik fark işin kaybedilmesiyle değil, çok daha önce, iş gücü piyasasının kapısında başlıyor. 2025’te kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 19’da kalırken, erkeklerde bu oran yüzde 68,5 oldu. Kadınların istihdam oranı yüzde 15,1, erkeklerin istihdam oranı yüzde 61,1 olarak kaydedildi. Kadınlar arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 20,5’e ulaşırken erkeklerde yüzde 10,8 olarak kaydedildi. Veriler, Yüksek Planlama Komiserliği’ne ait.
Aynı dönemde Fas ekonomisi 2024-2025 yılları arasında 193 bin istihdam olanağı yarattı. Bunların 203 bini kentlerde yaratılırken kırsal bölgelerde 10 bin istihdam kaybedildi. Yeni istihdamın büyük bölümü ücretli çalışmada gerçekleşti. Ücretli işlerin sayısı 249 bin artarken ücretsiz işlerin sayısı 55 bin azaldı. Ancak bu istihdam olanaklarının sektörlere göre dağılımı farklılık gösterdi. Hizmetler sektöründe 123 bin, inşaat ve bayındırlık sektöründe 64 bin, sanayide 46 bin istihdam yaratılırken tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörlerinde 41 bin istihdam kaybedildi. Bu rakamlar tek başına kadınların belirli sektörlerde “ilk işten çıkarılanlar” olduğunu söylemeye olanak vermiyor. Çünkü toplam veriler, kaybedilen işlerin her seferinde cinsiyet ve sektöre göre ayrıntısını vermiyor. Ancak özellikle faaliyetlerinin bir bölümü tarım, mevsimlik işler, sanayi ve hizmetlere bağlı olan kadınlar açısından önem taşıyan sektörel bir dönüşüme işaret ediyor.

Tekstil: Üretim hızının ayakta kalma kapasitesinin sınandığı yer
Burada mesele sanayi sektörünün yarattığı işlerin sayısından ziyade, kadınların bu sektörde yaptığı bazı işlerin niteliği ve bu işlerde kalma kapasitelerini belirleyebilecek koşullarla ilgili. Tekstil sektörü, özellikle çalışmanın devamlılığının belirli üretim oranlarına bağlandığı durumlarda bunun açık bir örneğini oluşturuyor. Bu tür işlerde fiziksel kapasite, çalışmayı sürdürmenin koşullarından biri haline geliyor. Amine Talibi’nin deneyimi de bunu ortaya koyuyor. Onun açısından sorun yalnızca hastalık sonrasında işini korumak değildi, aynı zamanda sağlık durumunun artık eski temposuna ayak uydurmasına izin vermediği bir çalışma sistemine geri dönmekti. Deneyimi, ekonominin yarattığı işlerin sayısını aşan bir soruyu gündeme getiriyor: Çalışma kapasiteleri değiştiğinde, aileyi geçindirmek için gelir gerekli olmaya devam ederken kadın çalışanların başına ne geliyor?
Tarım: İşsizlik ortaya çıkmadan gelirin ortadan kalkması
Tarım sektöründeki istihdam kayıpları, ekonomik faaliyetlerin bir bölümünün mevsimlik, ücretsiz veya istikrarsız çalışmaya bağlı olduğu kırsal bölgelerdeki kadınlar açısından özel bir önem taşıyor. Ancak tarımda veya mevsimlik bir işte faaliyetini kaybeden kadın, işsizlik istatistiklerinde görünmüyor. Kadın fiilen bir gelir kaynağını kaybediyor ancak istatistiklerde işsiz olarak görünmüyor.
Kayıt dışı çalışmada kadınlar
Kadınların kırılganlığı yalnızca mevcut gelirleriyle sınırlı değil. Kayıt dışı çalışma süreçleri, iş gücü piyasasına düşük katılım ve ailevi yükümlülüklerle bağlantılı çalışma kesintileri, emekliliğe kadar uzanan sonuçlar doğurabiliyor. Yüksek Planlama Komiserliği’nin kayıt dışı sektör, toplumsal cinsiyet ve yaşlılık üzerine yaptığı bir araştırmaya göre bu süreçler, mali haklar açısından biriken eşitsizliklere yol açabiliyor. Mesele yalnızca bildirimi yapılmayan ve sosyal korumadan yararlanmayan işlerle sınırlı değil, kadınların iş gücü piyasasının dışında karşılıksız olarak yaptığı çalışmalar da buna dahil.
Ekonomik, Sosyal ve Çevre Konseyi’nin dayandığı verilere göre, kadınlar karşılıksız ev işleri ve bakım faaliyetlerine günde ortalama beş saat ayırırken erkeklerde bu süre 43 dakika. Konsey, bu çalışmanın değerinin ekonomik hesaplamalara dahil edilmesinin ulusal ekonomideki önemini ortaya koyduğunu belirtiyor. Karşılıksız ev işlerinin değeri gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 19,4’üne denk gelirken, bunun 16,4 puanı kadınların katkısından kaynaklanıyor. Ayrıca çalışan kadınların yüzde 24’ü yarı zamanlı çalışırken erkeklerde bu oran yüzde 2,9. Bu süreçlerin etkileri daha sonra emeklilik döneminde ortaya çıkıyor. İleri yaştaki kadınların yalnızca yüzde 6,7’si emekli maaşından yararlanırken, erkeklerde bu oran yüzde 33,6. Dolayısıyla kadın açısından mesele yalnızca mevcut gelirle ilgili değil, bugün yaptığı çalışmanın kendisine sosyal haklar ve emeklilik döneminde gelir bırakıp bırakmayacağı da önem taşıyor.

Leyla’nın hikayesi
Yaklaşık bir yıl önce 36 yaşındaki Leyla M., elektronik ürünlerin satıldığı bir mağazadaki işini kaybetti. Aylık yaklaşık 3 bin dirhem kazanıyordu, ancak bir anda kendisini sabit bir gelirden yoksun buldu. Üstelik araç taksitlerini ödemek zorundaydı. Leyla’nın beklemek için fazla bir zamanı yoktu. Alternatif bir gelir kaynağı aradı ve sonunda bir ulaşım uygulaması üzerinden çalışmaya başladı. Her gün çalışıyor ve bazı günlerde toplam geliri yaklaşık 300 dirheme, yani 30 dolara ulaşabiliyor. Ancak bu rakam fiilen elinde kalan miktarı göstermiyor. Çünkü yakıt, bakım, sigorta ve araçla bağlantılı diğer masraflar bu gelirden düşülüyor.
Leyla, sabit bir aylık maaştan günlük olarak değişen bir gelire geçti. Geliri yaptığı yolculukların sayısına ve aracını çalıştırabilme durumuna göre değişiyor. Hikayesi, uygulamalar üzerinden çalışmanın mutlaka kötü bir seçenek olduğu anlamına gelmiyor, ancak ücretli bir işin kaybedilmesinin kadını daha esnek fakat önceki işine göre daha az istikrarlı olabilecek bir alternatif aramaya itebildiğini gösteriyor. Onun açısından mesele artık yalnızca işsizlik değildi; yükümlülükleri ve geliri elde etmek için yaptığı masrafları karşılamaya yetecek günlük geliri nasıl sağlayacağıydı.
Bakım sorumluluğu ekonomik bağımsızlığın önünde engel
Bu zorluklar, kadınların aile içinde üstlendiği bakım sorumluluklarından ayrı düşünülemez. Ekonomik, Sosyal ve Çevre Konseyi, diğer etkenlerin yanı sıra kadınların ekonomik katılımının düşük olmasını karşılıksız ev işleri ve bakım çalışmalarının ağırlığı, kreş hizmetlerinin yetersizliği, ulaşım zorlukları, bazı çalışma koşullarının uygun olmaması ve bazı sektörlerde kadın istihdamına yönelik talebin sınırlı olmasıyla ilişkilendiriyor. Bu durum, Fas ailesinin yapısındaki değişimle birlikte daha fazla önem kazanıyor. Konseyin 2025 yılına ait yıllık raporunda yer verdiği verilere göre, geçimini kadınların sağladığı hanelerin oranı 2014’te yüzde 16,2 iken 2024’te yüzde 19,2’ye yükseldi. Tek ebeveynli hanelerin ise yüzde 90,7’sinin başında kadınlar bulunuyor. Bu göstergeler, giderek daha fazla kadının doğrudan ekonomik ve ailevi sorumluluklar üstlendiğini, buna karşın istikrarlı gelir, sosyal koruma ve emekli maaşına erişim fırsatlarının erkeklere kıyasla daha düşük olduğunu gösteriyor.
Ekonomik bağımsızlık
Fiyatlardaki artışın otomatik olarak aile içi şiddette artışa yol açtığı söylenemez ve kadınlara yönelik şiddet yalnızca ekonomik faktörlere indirgenemez. Ancak ekonomik bağımsızlığın bulunmaması, bazı kadınların şiddetle karşılaştıklarında kırılganlığını artırabilir. Bağımsız bir geliri, alternatif bir konutu veya yeterli kaynakları olmayan bir kadının şiddet içeren bir ilişkiden ayrılmak ya da koruma talep etmek istediğinde seçenekleri daha sınırlı olabilir. Burada ekonomik kriz ile haklar krizi kesişiyor: Yasal bir hakkın bulunması, fiilen korumaya erişimin tüm kadınlar için aynı kolaylıkta olduğu anlamına gelmiyor.
Fas’ta 2018’den bu yana kadınlara yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin 103.13 sayılı yasa bulunuyor. Bunun yanı sıra kamu kurumlarında destek ve takip mekanizmaları ile hukuki, psikolojik ve sosyal hizmetler sunan dernekler ve danışma merkezlerinden oluşan bir ağ bulunuyor. Bu merkezler, şiddetle karşı karşıya kalan veya hayatlarını tek başlarına yeniden kurmak için yeterli kaynaklara sahip olmayan kadınlar açısından özel önem taşıyor. Bu tür durumlarda ekonomik destek korumadan ayrı düşünülemez. Kadının kendi kararlarını bağımlılıktan uzak şekilde alabilmesi için bir gelir kaynağına veya kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak bir faaliyete ihtiyacı olabilir.
Gelir krizden çıkışın bir parçası
Zeynep El-İsmailî El-Alevî’nin hikayesi, şiddet ile ekonomik bağımlılık arasındaki ilişkinin başka bir yönünü ortaya koyuyor. Evlendikten ve şiddete maruz kaldıktan sonra Zeynep kendisini bağımsız bir geçim kaynağından yoksun buldu ve psikolojik açıdan zor bir sürece girdi. Daha sonra Kadın Hakları Birliği Federasyonu’na başvurdu ve burada psikolojik ve sosyal destek aldı. Ancak yardım bununla sınırlı kalmadı. Dernek, akik taşından çanta üretimi şeklinde gelir getirici bir faaliyet başlatmasına yardımcı oldu. Deneyimi, ekonomik bağımsızlığın şiddet sonrasında hayatı yeniden kurmanın bir parçası haline gelebileceğini gösteriyor. Psikolojik, sosyal ve hukuki destek önemli, ancak bir gelir kaynağına sahip olmak, kadının önündeki seçeneklerin alanını genişletebilir.
Sebte: Hayal kırıklığının başka bir krize dönüşmesi
Bu ekonomik ve sosyal kırılganlık, bazı gençleri hayal kırıklığı ile sonuçlanan göçe yöneltiyor. Temmuz 2026’nın sonlarında Sebte kentinde olağanüstü bir toplu geçiş dalgası yaşandı. Kente girenlerin sayısına ilişkin tahminler farklılık gösterirken İspanyol makamları daha sonra yaklaşık 69 bin 500 kişinin Fas’a geri gönderildiğini açıkladı. Aynı dönemde paylaşılan verilere göre ölümlerin sayısı İspanya tarafında 72, Fas tarafında ise 11 olarak kaydedildi. Aynı dönemde sosyal medyada yayılan video ve paylaşımlar, bazı gençlerde Sebte’ye ulaşabilecekleri ve İspanya’da kalabilecekleri yönündeki umutları artırdı.
Ancak kadınlar ve kız çocukları bu tür durumlarda ek risklerle karşı karşıya kalabiliyor. Bu dalga sırasında yapılan takip çalışması, özellikle reşit olmayan bazı kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı özel kırılganlığı ortaya koydu. Kabul merkezlerinin aşırı dolu olması nedeniyle bazı kız çocukları sokaklarda kalmak zorunda kaldı. Bu veriler belirli adli olayların kesinleştiği anlamına gelmiyor ancak göç süreçlerinde kadınların ve kız çocuklarının karşılaşabileceği ek risklere işaret ediyor.
Göçün kadınlar üzerindeki etkisi
Göçün bedelini her zaman yalnızca ayrılan kişi ödemiyor. Aile içinde kadın, göç kararının veya bu kararın başarısızlığının günlük sonuçlarıyla karşı karşıya kalabiliyor: Bakıma ihtiyaç duyan çocuklar, devam eden masraflar, düzensizleşebilecek veya tamamen kesilebilecek gelir ve aile üyelerinden birinin akıbetine ilişkin kaygı. Kadın, eşinin veya aileden birinin sağladığı gelirin yokluğunu telafi etmek zorunda kalırken karşılıksız ev işlerinin ve bakım yükünün önemli bir bölümünü de üstlenmeye devam ediyor. Göç girişiminin başarısız olması durumunda aile başlangıç noktasına dönebilir, ancak bu kez ek yüklerle karşı karşıya kalır. Kadın ise günlük yaşamı yeniden düzenleme ve ailenin bütünlüğünü koruma sorumluluğunun bir bölümünü üstlenir. Bu nedenle göçe kadınlar açısından bakmak, sınırları geçen kadınların sayısıyla sınırlı değil. Buna, göçmenlerin geride bıraktığı ve göç kararlarının yanı sıra ekonomik krizlerin sonuçlarını üstlenen kadınlar da dahil.
Maliyetin tamamı işsizlik rakamlarında görünmüyor
Bu hikayeler ve rakamlar, kadınların ekonomik kırılganlığının işsizlik oranına indirgenemeyeceğini gösteriyor. Fas ekonomisi 2025’te yüzde 4,9 büyüdü ve 193 bin yeni istihdam olanağı yarattı, ancak kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 19’da kalırken erkeklerde bu oran yüzde 68,5 oldu. Kadınların işsizlik oranı ise yüzde 20,5 olarak kaydedildi. Aynı zamanda kadınlar ev işlerinin ve bakım faaliyetlerinin önemli bir bölümünü karşılıksız olarak yürütürken kesintili mesleki süreçler veya kayıt dışı çalışma, daha düşük sosyal koruma ve emeklilik hakkına yol açabiliyor. Bunun maliyeti yalnızca ailelerle sınırlı değil. Ekonomik, Sosyal ve Çevre Konseyi, kadınların ekonomik entegrasyonundaki yetersizliğin yıllık maliyetine ilişkin yaklaşık 25,3 milyar dirhemlik bir tahminde bulunuyor. Bu rakam hükümetin doğrudan yaptığı harcamaları değil, kadınların ekonomik faaliyetlere düşük katılımıyla bağlantılı ekonomik fırsat maliyetini ifade ediyor.
Buna karşılık Konsey, kadınların iş gücüne katılım oranının 9 puan artırılmasının 2035’e kadar gayrisafi yurt içi hasılayı yaklaşık yüzde 3 artırabileceğini belirtiyor. Fas, 2035’e kadar kadınların iş gücüne katılım oranını yüzde 45’e çıkarmayı hedefliyor. Bu da 2025’te kaydedilen oranla arasındaki farkın hala geniş olduğu anlamına geliyor. Konsey ayrıca okul öncesi eğitim hizmetlerinin genişletilmesinin 51 bin 903 istihdam olanağı yaratabileceğini ve bunların 46 bin 713’ünün kadınlara yönelik olabileceğini belirtti. Bu veriler, bakım ekonomisini ekonomik tartışmanın farklı bir noktasına taşıyor. Bakım yalnızca kadınların üstlendiği bir aile sorumluluğu değil; düzenlenmesi ve yatırım yapılması halinde istihdam, gelir ve sosyal koruma olanaklarına dönüşebilecek bir alan.
Büyüme yetmediğinde
2026’da Fas’taki çelişki, büyümenin veya istihdamın tamamen yokluğu anlamına gelmiyor. Ekonomik göstergeler iyileşti ve ekonomi yeni istihdam olanakları yarattı, ancak bu durum kadınlar ve erkekler arasındaki iş gücü piyasasındaki büyük farkı ortadan kaldırmadı. Bu nedenle ekonomik toparlanmayı kadınlar açısından ölçmek için gayrisafi yurt içi hasıla ve yaratılan yeni işlerin sayısından daha fazlasına bakmak gerekiyor.
Burada “Ekonomi kaç iş yarattı?” sorusu yerine “Bu işlere kimler erişebildi? Kimler bu işlerde kalabildi? Kim bağımsız bir gelire sahip? Kim hastalandığında çalışmaya devam edebiliyor? Kim sosyal korumadan yararlanıyor? Ailenin kaynakları azaldığında bakım işlerini kim üstleniyor?” soruları sorulmalı.
Kadınların iş gücü piyasasına katılımını artırmayan, güvencesiz çalışmayı azaltmayan ve bakım maliyetini ele almayan büyüme, büyük ekonomik göstergeleri iyileştirebilir ancak kadınların günlük yaşam koşullarını aynı ölçüde değiştirmeyebilir. Belki de en anlamlı soru “Ekonomi büyüyor mu?” değil kadınların bu büyümeyi aile içinde üzerlerine düşen ek bir maliyet olarak değil, ekonomik bağımsızlık, sosyal güvence ve krizlerle başa çıkma gücü olarak yaşayıp yaşayamadıklarıdır.