‘Yeni Suriye’de sanat ve kültür alanına yönelik baskı endişesi büyüyor

‘Mahbub Kalbek’in yeniden seslendirilmesi Süveyda’nın kültürel kimliğini tartışmaya açarken, Şam’da sanat etkinliklerine yönelik yasaklama toplumun kültür, sanat ve kamusal yaşamına ilişkin endişeleri büyütüyor.

ROCHELLE JUNİOR

Süveyda - Sanatçı Asala’nın “Mahbub Kalbek” adlı geleneksel şarkıyı yeniden seslendirmesi, bir şarkının kendi doğduğu toprakları aşarak daha geniş bir kitleye ulaşmasıyla yeni bir tartışma yarattı.

Şarkıcı ve oyuncu Emani Ebu Assaf, Asala’nın “Mahbub Kalbek”i yeniden seslendirmesinin yalnızca geleneksel bir şarkının yeniden sunulması anlamına gelmediğini, aynı zamanda bölgenin estetik kimliğine ışık tuttuğunu ve kültürel ve duygusal varlığını gösterdiğini söyledi.

Bir şarkıyla bir kültür tanıtılıyor

Süveyda’nın biraz sertlik ve coşku taşıyan bir müzik tarzıyla tanındığını belirten Emani Ebu Assaf, “Mahbub Kalbek”in ise özellikle bu mirasın insani, naif ve duygusal yönünü ortaya çıkardığını ifade etti. Emani Ebu Assaf, bunun, her defasında aynı kelimenin farklı anlamlarda tekrarlanmasına dayanan “tam cinas” olarak bilinen bir dil zekası içermesiyle de bağlantılı olduğunu belirtti. Geleneksel bir şarkının daha geniş bir kitleye ulaşmasının önemli olduğunu kaydeden Emani Ebu Assaf, bunun şarkının ait olduğu toplumun ve kültürel kimliğinin varlığını ortaya koymanın bir yolu olduğunu dile getirdi.

Ortak bir hikayenin kültürel bir belgeye dönüşmesi

Şarkının onu yaşatan çevrede seslendirilmesi ile daha geniş bir kitleye taşınması arasında açık bir fark bulunduğunu sözlerine ekleyen Emani Ebu Assaf, yerel toplumun kelimeleri veya sözlerin toplumsal bağlamını açıklamaya ihtiyaç duymadan şarkıyı dinlediğini, ayrıca şarkının kendi özgün ortamında icra edilmesinin daha doğal ve doğaçlama olduğunu ifade etti. Emani Ebu Assaf, “Bu durumda şarkı, toplum üyeleri arasında ortak bir hikaye, kolektif bir bilinç ve tek bir duygu haline geliyor. Ancak daha geniş bir kitleye, örneğin Asala’nın dinleyicilerine ulaştığında, kökleri belirli bir çevreye bağlı olsa bile insani deneyimin sanat aracılığıyla aktarılabilmesi sayesinde daha kapsamlı bir sanatsal, kültürel ve işitsel belgeye dönüşüyor” dedi.

Emani Ebu Assaf, Asala’nın şarkıyı yeniden seslendirerek bu mirasın daha geniş bir alana yayılmasına katkı sunmasının Süveyda halkına yönelik güzel bir jest olduğunu aktardı. Emani Ebu Assaf, “Ancak lehçeyi seslendirme konusunda tam anlamıyla başarılı olamadı. Özgün çevreden birinin verdiği his, sanatçı ne kadar yetenekli olursa olsun dışarıdan gelen bir sanatçının yorumundan farklı. Bir eser yeni bir kitleye taşınırken lehçenin, duygunun ve eserin özgün bağlamının korunması, mirasın aktarılması sürecinin temel unsurlarından biri olmaya devam ediyor” ifadelerinde bulundu.

Şam’da kültür ve sanata yönelik yasaklar

Öte yandan Şam’da sanat etkinliklerinin yasaklanması yönündeki çağrılar, “Yeni Suriye”de kültür ve sanat alanının geleceğine ilişkin endişeleri artırıyor. Sanat etkinliklerine yönelik bu tür müdahalelerin yalnızca belirli konserler veya sanatçılarla sınırlı kalmayabileceği, zamanla kamusal yaşamın farklı alanlarına yayılarak sanatsal ifade özgürlüğünü ve toplumun kültürel yaşamını etkileyebileceği yönündeki kaygılar öne çıkıyor. Özellikle kadınların kültürel ve sanatsal alandaki varlığı ve kamusal yaşama katılımı da bu baskılardan etkilenebilecek başlıklar arasında yer alıyor.

Şam’da sanat etkinliklerinin yasaklanması yönündeki çağrıların basit bir mesele olmadığını ve son derece tehlikeli olduğunu belirten Süveyda’dan gazeteci Ferah el-Akıl, bu çağrıların eleştiri ve görüş ifade etmenin ötesine geçerek “Yeni Suriye”de kamusal yaşamın biçimine belirli bir yaklaşımı dayatma girişimi olduğunu ifade etti.

Çağrıların tehlikesini artıran unsurlardan birinin bunlara dini bir nitelik kazandırılması olduğuna vurgu yapan Ferah el-Akıl, “Dijital medyada yayılan ve ‘İnşallah yasaklanacak’ gibi ifadeler içeren çağrılar bunun açık bir örneği. Toplumsal veya sanatsal bir meseleye dini bir nitelik kazandırıldığında konu daha hassas bir boyuta taşınıyor. Böylece mesele, kamusal yaşam ve sanatla ilgili bir konu olmaktan çıkıp dini bir konuya dönüşüyor. Dini inançların insanların tutumlarını şekillendirmede önemli bir yere sahip olduğu toplumlarda bu durum kamuoyu üzerinde çok daha büyük bir etki yaratabilir” dedi.

‘Yasaklar sanat alanıyla sınırlı kalmaz’

Ferah el-Akıl, yasaklama girişimlerinin ciddiyetle ele alınmaması ve bunların kontrol altına alınması için çalışma yürütülmemesi halinde zamanla toplum içinde normal ve kabul edilebilir bir duruma dönüşebileceği uyarısında bulundu. Ferah el-Akıl, “Buradaki tehlike, etkinin yalnızca sanat alanıyla sınırlı kalmaması; kültürel ve toplumsal yapıya, ardından da kamusal yaşamın diğer alanlarına yayılabilmesidir. Mesele yalnızca konserlerle ilgili değil, nasıl bir toplum oluşturmak istediğimiz ve kültür, sanat, farklılık ve çeşitlilik için ne kadar alan bırakacağımızla ilgili. Toplumsal ve dini katılık yaklaşımı devam ederse belirli bir noktada durmayacaktır. Bu durumdan en erken etkilenecek kesimlerden biri de kadınlar olacaktır” sözlerine dikkat çekti.

Kadınların çoğu zaman son yıllarda büyük mücadelelerle elde ettikleri kamusal alanların ilk savunucuları olduğunu kaydeden Ferah el-Akıl, sözlerinin sonunda şu hususlara vurgu yaptı:

“Bu alanın daraltılması tehlikeli olur ve bu durum yalnızca kadınları değil, toplumun tamamını etkiler. Bu yaklaşımın eğitim ve kamusal katılım alanlarına yönelik baskıya kadar ilerlemesi, geri dönülmesi zor bir gerçekliğe dönüşmeden önce ciddiyetle ele alınması gereken bir süreçtir. Süveyda ile Suriye geçici yönetimi arasındaki gerilim uzun zaman önce siyasi anlaşmazlıkların ötesine geçti. Bu durum giderek daha derin düşünsel, kültürel, toplumsal ve inanç temelli anlaşmazlıklara dönüştü. Yaşananlar, toplumun günlük yaşamına kadar uzanarak kültür, sanat ve festivallere açık, medeni bir toplumu dini ve toplumsal açıdan daha katı ve tek tip bir yapıya dönüştürme girişimine dönüşüyor. Bunun toplumun yaşam biçimini değiştirecek bir noktaya ulaşmasından endişe ediyorum.”