Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan Yıldız Önen: Barış desteklenmeli
Türkiye’de Kürt sorununun çözümü noktasında geliştirilen sürece ve Suriye’deki anlaşmaya dikkat çeken Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan Yıldız Önen, Türkiye’deki barış çabalarının göçmenler için de desteklenmesi gerektiğini söyledi.

SERPİL SAVUMLU
Haber Merkezi- Dünyada yaşanan ekonomik ve politik gelişmeler büyük göç dalgalarının da kapılarını aralıyor. Bu göç dalgası farklı coğrafyalarda hem insanların yaşamlarını sürdürme mücadelesini hem de toplumların bu değişime nasıl ya da ne şekilde uyum sağladığını gösteriyor. Özellikle çatışma ve savaşlar insanları zorunlu göçe zorlarken, çok başka sorunları ve insani krizleri de beraberinde getiriyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütü’nün “2024 Dünya Göç Raporu” dünya genelinde en az 281 milyon uluslararası göçmen olduğunu ve yerinden edilenlerin en az 117 milyon olduğunu açıklıyor. Dünyaya bakarken Ortadoğu’da yaşanan çatışmalı süreçler ise bugün yaşanan insani krizin en yakıcı olanı şeklinde tarif ediliyor. İnsanlar göç yollarında yaşamlarını yitiriyor, saldırıya maruz kalıyor, vardıkları noktalar da en ağır şartlarda temel insan haklarından mahrum bir şekilde yaşama tutunmaya çalışıyor. Kadınlar ve kız çocukları ise yaşananların en ağırıyla muhatap oluyor.
Avrupa’da yükselen sağ ve ırkçılık
Rotası Avrupa’yı gösterenler ise yükselen aşırı sağ ve göçmen karşıtlığıyla karşı karşıya. Esasen tüm dünyaya özellikle son yıllarda hakim olan ırkçı siyasetle birlikte göçmen politikaları sürekli değişiyor. Siyaset tarafından dizayn edilen bu politikalarda göçmenler korumasız ve her türlü haktan yoksun birer köle olarak görülüyor. Avrupa’nın ‘yeni düzen’ arayışı Amerika’nın Trump yönetimiyle birlikte göçmenlik meselesi kullanışlı bir gündem ve politika haline geliyor.
Türkiye’deki durum
Türkiye ise Suriye’de 2011 yılında başlayan savaştan bu yana göçmenlik meselesi önemli gündemlerden biri. Ülkede Suriyeliler ile ilgili yasal koruma yok. Ancak kimileri geçici koruma statüsünde bulunuyor. Geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı ise yaklaşık 3 milyon. Öte yandan Suriyelilerin içinde bulunduğu göçmen sayısı ise 5 milyon olarak ifade ediliyor. Türkiye’de göçmenler üzerinden çalışma yaşamından eğitime, sağlıktan seçime pek çok tartışma yürütülüyor. Ve hala tüm bu başlıklardaki sorunlar alt başlıkta yanıtlanmaya muhtaç birçok soruyu işaret ediyor.
Son bir yıldaki örnekler
Türkiye’de göçmenlerin yasal bir korumaya sahip olmaması onların çok fazla hak ihlaline maruz kalması anlamına geliyor. Bu insanların yaşam standartlarını düşürürken bir yandan ülkede ırkçılık giderek yükseliyor. Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’na göre; son bir yılda göçmenlere yönelik birçok saldırı gerçekleştirildi:
“Antep'te Suriyeli çocuk Ahmed 12 Ocak’ta öldüresiye dövüldü. Cinsel tacize uğradı, yaşamını yitirdiği düşünülerek yol kenarına atıldı. Yoldan geçenler tarafından ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. 31 Mart’ta yeniden seçilen Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ırkçı uygulamalarını genişletti, yerel seçimlerde göreve gelen pek çok belediye başkanı yeni ırkçı uygulamalar başlattı. 30 Haziran’da Kayseri Danışmentgazi mahallesinde 6 yaşındaki bir çocuğun istismar edildiği iddiası, ırkçılar tarafından Suriyelilere yönelik bir nefret dalgasına dönüştürüldü. Irkçılar mahalledeki Suriyelilerin evlerine, işyerlerine, arabalarına saldırdı. Ardından iki gün sonra Hatay, Gaziantep, Konya, Urfa gibi pek çok kentte benzer görüntüler ortaya çıktı. Saldırılardan sonra mağdur durumdaki 150 Suriyeli aile hukuksuz bir şekilde sınır dışı edildi. 2 Temmuz’da Antalya Serik ilçesinde gece yarısı kaldığı evin basılması sonucu bıçaklanan 17 yaşındaki Suriyeli çocuk Ahmet Elhamdan hayatını kaybetti. Bursa’nın İnegöl ilçesinde 16 yaşındaki E.G, 23 yaşındaki Suriyeli Hani Kasım’ı defalarca bıçakladı. Kasım, kaldırıldığı hastanede 2 Eylül’de hayatını kaybetti. 21 Eylül’de İstanbul-Gaziosmanpaşa’da bir oyun parkında arkadaşlarıyla oyun oynarken maskeli iki kişi tarafından saldırıya uğrayan 15 yaşındaki Suriyeli Abdullatif Davvara hayatını kaybetti. İstanbul Esenyurt’ta bir grup ırkçı genç, sağır ve dilsiz 10 yaşındaki Suriyeli çocuğa kabloyla işkence yaptı, kulağını penseyle kesmeye çalıştı."
Neden 21 Mart?
21 Mart'ı Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü nedeni ile tüm yaşananları ve Türkiye’deki tabloyu Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan Yıldız Önen’le konuştuk.
BM Genel Kurulu, 26 Ekim 1966 tarihinde kabul edilen sayılı kararla, 21 Mart'ı her yıl anılacak Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü olarak ilan etti. Tarihin 21 Mart olarak seçilmesinin nedeni 1960 yılında, polisin Güney Afrika'nın Sharpeville kentinde apartheid "geçiş yasalarına" karşı düzenlenen barışçıl bir gösteride ateş açması ve 69 kişinin yaşamını yitirmesiydi. 1966'da Güney Afrika'daki apartheid politikasına son verme mücadelesini simgeleyen günü ilan eden Genel Kurul, uluslararası toplumu her türlü ırk ayrımcılığını ortadan kaldırmak için çabalarını iki katına çıkarmaya çağırdı.
‘Türkiye’de ırkçılık yeni başlamadı’
Yıldız Önen, Türkiye’de ırkçılığın yeni başlayan bir olgu olmadığını belirterek, “Biz özellikle Suriyeli mültecilerle çalışırken bunu sık sık dile getirmek zorunda kalıyoruz. Türkiye’de ırkçılık 2013’te Suriye’den yoğun bir şekilde gelinmesiyle başlamadı. Daha önce gayrimüslimlere, Alevilere, Kürtlere, Lazlara, Çerkeslere esasında pek çok halka ve dini inanca yönelik de sık sık katliam boyutuna varan bir ırkçılık var Türkiye’de. Ama 2013’ten itibaren Suriyelilerin yoğun bir biçimdeki yoğun derken milyonlarca diye ifade etmek gerekiyor. En son 2024’te İçişleri Bakanı bir açıklama yapmıştı. 2 milyon 800 bin civarında Suriyeli göçmen olduğunu söylemişti. Ama tabi ki sadece Suriyeli değil yaklaşık 4 ya da 5 milyon bir göçmen nüfustan bahsediliyor Türkiye’de şu anda hali hazırda bulunan. Yeni bir açıklama yapıldı son birkaç yıl içerisinde 1 milyona yakın insan Suriye’ye geri dönüş yapılmış deniyor” dedi.
‘Irkçılık Suriyelilere yönelmiş durumda’
Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesiyle ırkçılığın dalga dalga yükseldiğini anlatan Yıldız Önen, tüm dünyada böylesi bir eğilimin olduğunu ifade etti. Yıldız Önen, şunları söyledi:
“Üstüne üstlük sadece Türkiye’de değil bütün dünyada şu anda çok büyük bir ırkçılık var. Trump’ın ikinci defa Amerika’ya başkan seçilmesiyle birlikte bu birazda Avrupa’ya yayılmaya başladı. Yaklaşık bir ay önceydi Münih’te bir Avrupa aşırı sağ partilerin, faşist partilerin bir buluşması oldu. Nasıl Trump ‘Amerika’yı büyük yapacağım’ diyorsa bu aşırı sağ parti liderleri de ‘Avrupa’yı büyük yapacağız’ gibi bir slogana sahipler. Avrupa’daki bu aşırı sağcı faşist liderlikler Amerika ve Avrupa’yı göçmenlerden ve saf ırk olanlardan temizlemek gibi bir fikre sahipler. Bu bize 1930’ların Hitleri ve Mussolini’yi çağrıştıran cümleler. Maalesef bu tür siyaset Türkiye’de de yansımasını görüyor. Yani 2013 öncesi Kürtlere, Alevilere olan ırkçı yaklaşımlar şimdi de Suriyelilere ve her türlü göçmene yönelmiş durumda.”
‘Durum iç açıcı değil’
Basın açıklamalarında da yaşanan ırkçı yaklaşımların ve hayatın sonlanmasıyla sonuçlanın olayları paylaştıklarını anlatan Yıldız Önen, linç girişimlerinin de yanı sıra özellikle geri gönderme merkezlerinde insanlık dışı koşulların yaşandığını söyledi. Yıldız Önen, “Gönüllü geri gönderme’ diye zorunlu olarak yaklaşık 500 binden fazla Suriyeli birkaç sene içerisinde Suriye’ye gönderildi. Dolayısıyla bugünlerde Türkiye’deki göçmenlere ilişkin karne hiç de iç açıcı değil. Bu iç açıcılığın devam etmeyeceğine dair de daha net bir tutum hükümetten maalesef görmedik” diye ifade etti.
‘Suriye henüz güvenli bir ülke değil’
Esad yönetiminin düşmesinin ardından ve Suriye’de yeni bir hükümet kurulması sonrasında ‘Suriyeliler dönüyor’ kampanyasının yapıldığını dile getiren Yıldız Önen, şu değerlendirmede bulundu:
“O zaman da biz basın açıklaması yaptık ve bu tür söylemlerin Suriyelileri tehlike altına aldığını söylemiştik. Çünkü Esad düşmüş olmasına rağmen Suriye henüz yaşanabilecek güvenlikte bir ülke değil. İsrail sık sık bombalıyor. Alevilere yönelik katliamlar var. Suriye insan hakları kaynaklarına göre yaşamını yitirenlerin sayısı 1600’ün üzerine çıkmış durumda. Dolayısıyla güvenli olmayan bir ülkeye geri dönüş tabi ki söz konusu değil. Burada siyasetçilerin büyük rol oynadığını düşünüyorum.”
‘Siyasetçilerin etkin bir rolü var’
Esasen 2019 yılını ırkçılığın yükseldiği tarih olarak ifade eden Yıldız Önen, seçimlerin ve seçimlerdeki söylemlerle şekillenen bir durumun ortaya çıktığını ifade etti. Yıldız Önen, “Türkiye’deki bütün olumsuz sorunların tek bir sebebi göçmenlermiş gibi anlatılmaya çalışıldı. Kira artışı göçmenler yüzünden, işsizlik göçmenler yüzünden, sağlık ve eğitim hizmetlerindeki başarısızlık, kalitesizlik göçmenler yüzünden oluyormuş gibi bir propagandayla günah keçisi ilan edildiler. Daha önce de Kürtler, Aleviler ve diğer azınlıklar günah keçisi olarak ilan ediliyorlardı. Buradan siyasetçilerin etkin bir rolünün olduğunun farkına varmak gerekiyor. Bu bireylere yansımıyor ama tabi ki siz 24 saat televizyonlarda ‘bütün bu işlerin sorumlusu göçmenler’ derseniz insanlar da ister istemez bir süre sonra aynı söylemi tekrarlıyorlar” şeklinde konuştu.
Bu konuda medyanın da rolüne değinen Yıldız Önen, “Ana akım medyada sürekli olarak Suriyelilerin suç işlemesi ya da ‘Neden Suriye’ye dönmüyorlar’ diye başlık yapıldığında ‘dönmeleri gerekir ama dönmüyorlar’ denilerek onları suçlu konumuna sokan paylaşımlar yapıldığında da süreç çok olumsuz bir şekilde etkileniyor” dedi.
‘Süreç sonuçlanırsa Suriye’ye dönerler’
Yıldız Önen, yine de bardağın dolu tarafını görmek istediğini belirtirken, “Suriye’deki süreç olumlu bir şekilde sonuçlanırsa, şu anda bahsettiğimiz askeri operasyonlar bitirilirse, güvenli bir hale getirilirse tabi ki başta Suriyeliler olmak üzere pek çok göçmenin kendi ülkesine dönme ihtimali yüksek. Zaten Suriyeliler bunu çok sık da dile getiriyorlar” dedi. Türkiye’de Ekim ayından bu yana devam eden barış söylemlerinin ve Suriye’de imzalanan anlaşmanın önemine işaret eden Yıldız Önen, bu sürecin Suriyelilerin kendi ülkelerine özgürce ve güvenli bir şekilde dönmelerini sağlayacağını belirtti. Yıldız Önen, “Türkiye’deki ırkçılığın, Türkiye’deki Suriyelilerin ve diğer göçmenlerin güvenliklerinin arkasındaki en önemli şey maalesef siyasetin kendisi. O yüzden konuşmamın başında Trump’ın yaşadığı Avrupa’da sağcı liderlerin olduğu bir dünyada maalesef hiçbir göçmen yaşadıkları ülkede kendilerini güvende hissedemiyorlar” dedi.
‘Sürecin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum’
“Türkiye’de ırkçılığın en önemli sebeplerinden birinin Kürtlerin haklarının tanınmamış olmasıydı” diyen Yıldız Önen, son olarak şöyle konuştu:
“Kürtlerin bir halk olarak bir millet olarak tanınmamış olması ve bunlar üzerindeki baskılardan kaynaklanıyordu. Hatırlarsınız bir Kürt genç otobüs durağında Kürtçe şarkı dinlediği için saldırıya uğramıştı ki bu çok da uzak bir tarih değildi. 1980’ler ve 90’larda bunların çok daha fazlasını yoğun olarak yaşadığımız bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bu barış sürecinde en önemlisi Kürtlere dönük olan ırkçılığı geri iteceği için bence göçmenlere dönük ırkçılığı da geri itecektir. O yüzden son derece önemli bir adım olacaktır. Ortadoğu’ya barışın gelmesi ise insanların hem daha özgürce kendi ülkelerine geri dönmelerine olanak sağlayacaktır. Hem de şunu unutmamak gerekiyor; bahsettiğimiz Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Sünniler hep beraber yüz yıllardır aynı topraklar üzerinde yaşıyoruz. Dolayısıyla savaşların bitiyor olması, silahların bırakılıyor olması bütün devletler açısından halkların bir arada kardeşçe yaşamalarının önünde de büyük bir olanak sağlayacaktır. O yüzden hem buradaki sürecin hem Suriye’deki sürecin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ekim ayından bu yana Türkiye’de sürdürülen barış sürecinin halkların bir arada barış içerisinde özgürce yaşamaları için olanak sağlayacağını düşünüyoruz ve bu süreci destekliyoruz.”