Mizah ve cinsiyet algısı: Kadını küçümseyen anlatılar yaygınlaşıyor

Dijital medyada erkeklerin kadın kılığına girerek ürettiği mizah, kadın kimliğini alaya alan ve ataerkil kalıpları yeniden üreten bir içerik biçimine dönüşüyor.

SARAH POURKHEZARİ

Kirmanşan - Renkli bir şal ya da çarşaf giyip kadın kılığına girerek izleyiciyi güldürmeye çalışan erkeklerin sayısı özellikle dijital medyada giderek artıyor. Kadın gibi görünmenin tek başına komik olduğu varsayımına dayanan bu anlayış, mizahı sanatsal üretimden ve yaratıcılıktan uzaklaştırarak kadın kimliğini bir eğlence unsuruna indirgedi. Özellikle Instagram ve Telegram gibi platformlarda içerik üreten bazı erkekler, toplumsal gözlemler ya da zekice eleştiriler yerine ataerkil kalıpları yeniden üreten skeçlerle öne çıkıyor.

Mizah adı altında kadınlar aşağılanıyor

Bu içeriklerde kadınlar çoğunlukla basit, yüzeysel ve zekadan yoksun kişiler olarak resmediliyor. Kadın kılığına giren erkekler; süpürge, tencere ve mutfak eşyaları gibi yalnızca kadınlarla özdeşleştirilen nesneleri kullanırken, skeçlerin büyük bölümü mutfak ya da ev ortamında geçiyor. Böylece kadınların yaşam alanı evle sınırlandırılıyor; farklı kimlikleri, yetenekleri ve toplumsal rolleri ise görünmez kılınıyor.

Toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında ise bu mizah anlayışı, kadınlara yönelik köklü önyargıları yeniden üretiyor. Kadın karakterler, ciddi meseleleri konuşamayan, yalnızca önemsiz konularla ilgilenen kişiler olarak sunuluyor. Sonuç olarak bu içerikler yalnızca cinsiyetçi kalıpları pekiştirmekle kalmıyor, kadınların toplumdaki yerini daraltan, küçümseyen ve yanlış temsil eden bir bakış açısını da yaygınlaştırıyor.

Kirmanşan'da kadın hakları aktivisti Farangis K., “Ataerkil bir toplumda kadın olmak yalnızca biyolojik bir özellik değildir. Kadın olmak; birçok davranışa, faaliyete ve hatta nesneye yüklenen toplumsal bir etikete dönüşüyor. Böyle bir yapıda kadınlara atfedilen her şey değersizleştiriliyor ve bu ayrımcı anlayış kültürün ve gündelik yaşamın her alanına nüfuz ediyor. Bu zihniyetin en açık örneklerinden biri de erkeklerin komik videolarda kadın kılığına girmesidir. İnsanları güldürmek amacıyla yapıldığı söylenen bu davranış, aslında kadınların aşağı görüldüğüne ve onları taklit etmenin alay konusu olduğuna dair köklü bir anlayıştan besleniyor” dedi.

Erkeklere ‘kadın kıyafeti’ giydirilmesi anlayışı

Farangis K., geçmişte erkek suçluların kadın kıyafetleri giydirilerek aşağılanmasının da aynı anlayışın ürünü olduğunu belirterek, “Örneğin 2013 yılında Merivan'da görülen bir davada bir hakim, bir hükümlüyü kadın kıyafeti giymeye zorladı. Kadın kıyafetleri giydirilerek şehirde dolaştırıldı. Çünkü kadın olmak ya da kadına benzemek, bir erkek için en büyük aşağılanma olarak görülüyordu” ifadelerini kullandı. Bu bakış açısının gündelik dile de yansıdığını söyleyen Farangis K., “Bir erkeği aşağılamak için 'Sen kadın gibisin' denmesi, kadın kimliğinin zayıflık, değersizlik ve alay konusu olarak görüldüğünü gösteriyor. Kadın olmak yalnızca bir insan kimliği değil, ataerkil toplumda küçümsenen kültürel bir kavrama dönüştürülüyor” diye konuştu.

Kadınların düşük bir statüye indirgenmesi, ataerkil toplumun sembollerinde, anlatılarında ve kültürel mekanizmalarında derinden kök salmıştır. Bu inanç sadece resmi yapıları değil, edebiyatı, anekdotları, öyküleri ve hatta günlük dili bile etkilemiştir. Son yıllarda hükümet, bazı suçluları kadın kıyafetleri giymeye zorlamıştır. Bu davranış, kadınsı olmanın insani bir özellik değil, aşağılama ve itibarsızlaştırma aracı olduğunu açıkça göstermektedir. Bu görüş, klasik Fars edebiyatında da birçok kez tekrarlanmıştır. Birçok anlatı metninde, erkeklerin kadın kıyafetleri giymesi aşağılayıcı bir eylem ve erkeklerin sosyal statüsünün düşüşünün bir işareti olarak sunulmaktadır.

Bu yaklaşımın izleri İran edebiyatında da görülüyor. Örneğin Obaid Zakani'nin Delgoşa Risalesi'nde, zor bir durumdan kurtulmak için kadın kıyafeti giymeye zorlanan bir erkek toplum tarafından alaya alınır ve yargılanır. Eserde yer alan “Kadın kıyafetleri giydiler ve insanlar ona güldüler” ifadesi, yalnızca mizahi bir anlatım değil, kadınları aşağı gören ve kadınla özdeşleştirilmeyi bir aşağılanma biçimi olarak sunan ataerkil anlayışın tarihsel bir yansıması niteliği taşır.

Cinsiyetçi kalıpların güncel bir yansıması

Bu bakış açısının günümüzde de farklı biçimlerde sürdüğü görülüyor. Dijital medyada erkeklerin izleyiciyi güldürmek amacıyla kadın kılığına girmesi, İran edebiyatı ve kültüründe yüzyıllardır varlığını sürdüren cinsiyetçi kalıpların güncel bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Böylece ataerkil zihniyet yalnızca varlığını korumakla kalmıyor, sokak gösterilerinden görsel hicve, gündelik şakalardan dijital içeriklere kadar yeni araçlarla yeniden üretilmeye devam ediyor.

Kadın kıyafetleri giymenin erkekler açısından aşağılayıcı görülmesi yalnızca popüler mizah ya da erkek egemen edebiyatla sınırlı değil, hukuki düzenlemelerde de karşılık buluyor. Bu ayrımcı anlayışın örneklerinden biri, 2012 yılında Tahran'da yaşanan bir olayda görüldü. Kimliği açıklanmayan 24 yaşındaki bir erkek, kadın kıyafetleri giydiği gerekçesiyle güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak tutuklandı. Daha sonra kamuoyuna yansıyan mahkeme kararında, bir erkeğin kadın kıyafeti giymesi yalnızca yasak bir davranış olarak değil, aynı zamanda "kamu ahlakını bozmak" ve "yolsuzluğu teşvik etmek" kapsamında suç olarak değerlendirildi. Mahkeme, bu gerekçelerle sanık hakkında cezai hüküm verdi. Söz konusu karar, ataerkil bir toplumda kadın kıyafeti giymenin erkekler açısından ne denli "utanç verici" ve "tehdit" olarak görüldüğünü ortaya koyarken, bu anlayışın yalnızca toplumsal algıda değil, hukuki uygulamalarda da yeniden üretildiğine işaret ediyor.

Ataerkil düzene yönelik bir tehdit olarak değerlendiriyor

Bu anlayışta erkeklerin kadın kıyafeti giymesi, kişisel bir tercih olarak değil, hukuki yollarla denetlenmesi ve bastırılması gereken bir davranış olarak görülüyor. Böylece bireylerin bedenleri ve giyim tercihleri üzerinde toplumsal ve hukuki bir denetim kurulurken, cinsiyet kimliği de katı ve tek boyutlu bir çerçeve içinde tanımlanıyor.

Bu bakış açısı, cinsiyet normlarının dışına çıkan her davranışı ataerkil düzene yönelik bir tehdit olarak değerlendiriyor ve bireysel tercihleri cezalandırılması gereken bir ihlal olarak ele alıyor.

Genel olarak son yıllarda bazı erkeklerin, kadınların statüsünü desteklemek amacıyla kadın kıyafeti giydiği ve bu tutumun geçmişte Merivan’da bir suçlunun aşağılanmak için kadın kıyafeti giydirilmesine bir tepki olarak ortaya çıktığı ifade ediliyor. Bu çerçevede, bazı erkeklerin “Annemin kıyafetlerini giymek yanlış değil” gibi sloganlarla protestolar düzenleyerek kadınların onurunu savundukları da görülüyor. Öte yandan, ataerkil düşünce yapısının etkisini sürdürdüğü kesimlerde ise kadın kıyafetleri kimlik ve insanlık sembolü olarak değil, aşağılanma, mizah ve alay aracı olarak görülmeye devam ediyor. Bu yaklaşım, kadınların toplumsal konumunu uzun süredir devam eden baskı mekanizmaları üzerinden değerlendiren anlayışın halen varlığını koruduğunu gösteriyor.

Baskıya rağmen toplumsal değişim ve direnişin aktif öznesi oluyorlar

Yıllarca birçok erkek tarafından zayıf olarak görülen kadınlar, “Jin, jiyan, azadî” hareketiyle bu klişe imajın ataerkil bir yanılsamadan ibaret olduğunu ortaya koydu. Bu süreçte, tarihin en sert rejimlerinden birinin temellerini sarsan kadınlar, ataerkil bir toplumda her yönden baskı altına alınmalarına rağmen yaşamı ve özgürlüğü savunan hareketlerin öncüsü olabileceklerini gösterdi.

Bu deneyimler, kadınların yalnızca mağduriyet üzerinden tanımlanamayacağını, aksine toplumsal değişim ve direnişin aktif öznesi olduklarını ortaya koyuyor. Kadınların yaşadığı günlük mücadelelerden doğan bu güç, tahakkümün en katı yapılarıyla dahi karşı karşıya gelebilecek bir potansiyel taşıyor. Bu nedenle, kadın kıyafetleri ya da cinsiyet üzerinden yapılan aşağılamaların bu gerçekliği gölgeleyemeyeceği söylenebilir.