Kadınlara yönelik siyasi tutuklamalar sınır tanımıyor

Uluslararası panelde konuşan katılımcılar, kadınların siyasi nedenlerle tutuklanmasının yalnızca hukuki değil, toplumsal ve psikolojik boyutları olan küresel bir sorun olduğunu vurgulayarak, daha güçlü uluslararası dayanışma çağrısı yaptı.

HANAN HARAT

Fas - Kadınlara yönelik siyasi tutuklamalar, yalnızca bireysel özgürlüklerin ihlali değil; aynı zamanda toplumsal, siyasal ve psikolojik boyutları olan çok katmanlı bir sorun olarak öne çıkıyor. Farklı ülkelerden aktarılan deneyimler, bu sorunun sınırları aşan bir nitelik taşıdığını ve etkilerinin cezaevi duvarlarının ötesine uzandığını gösterirken, çözüm için uluslararası dayanışmanın gerekliliğini bir kez daha gündeme getiriyor.

Dünya genelinde gerilimlerin arttığı ve birçok bölgede özgürlüklerin gerilediği bir dönemde, Faslı kadın örgütü Demokratik Sol Federasyonu Kadınları (FID -Nafid) tarafından uluslararası çevrimiçi bir panel düzenlendi.

Panelde, kadınlara yönelik siyasi tutuklamalar ele alındı ve bu durumun, hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının en belirgin örneklerinden biri olduğu, etkilerinin cezaevi duvarlarını aştığı vurgulandı. “Kadınların Siyasi Tutukluluğu: Arap Dünyasından Örnekler” başlığıyla gerçekleştirilen panelde Fas, Filistin ve Tunus’tan katılımcılar deneyim ve analizlerini paylaşarak, özellikle kadınlar açısından tutukluluğun siyasi, toplumsal ve psikolojik boyutlarının nasıl iç içe geçtiğini ortaya koydu.

‘Kadın meseleleri ayrı düşünülemez’

FID Genel Sekreteri Sanaa Fevzi, konunun seçilmesinin güncelliğine dikkat çekerek, bunun kadın haklarını savunma mücadelesinin demokrasi ve sosyal adalet mücadelesinin bir parçası olduğunu gösterdiğini belirtti. Kadın meselelerinin siyasi, ekonomik ve toplumsal bağlamlardan ayrı ele alınamayacağını vurgulayan Sanaa Fevzi, eşitlik mücadelesinin doğrudan özgürlük ve onur mücadelesiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Sanaa Fevzi ayrıca, siyasi tutuklamaların bölgede özgürlüklerin kısıtlanmasının en önemli göstergelerinden biri olmaya devam ettiğini, özellikle ifade özgürlüğü ve protestolarla bağlantılı davaların arttığını ve adil yargılanma güvencelerinin hala ciddi bir sorun olduğunu belirtti.

Filistin: Bedeni aşan bir tutukluluk

Filistin’den katılanlar, tutukluluk deneyiminin çok daha ağır boyutlarını aktardı. Siyasi aktivist ve Filistin Genel Kadınlar Birliği Üyesi Maysar Attiyani, cezaevlerinde kadınların “çifte şiddete” maruz kaldığını; buna reşit olmayanlar ve hamile kadınların da dahil olduğunu belirtti. Zor koşullarda cezaevinde doğum vakalarına dikkat çeken Maysar Attiyani, bu durumun kadınlar ve çocuklar için çok katmanlı bir acıyı ortaya koyduğunu söyledi. Bu deneyimlerin belgelenmesini bir direniş biçimi olarak değerlendiren Maysar Attiyani, çatışma ortamlarında kadın ve çocukların hedef alınmasının daha geniş bir kontrol sisteminin parçası olduğunu ifade etti.

‘Kadınların hedef alınması sistematik’

Filistin Kurtuluş Cephesi yöneticilerinden Meryem Ebu Dakka ise tutukluluğun kalıcı etkilerine değinerek, “Cezaevlerinden çıktık ama cezaevleri bizi terk etmedi” sözleriyle deneyimin psikolojik etkilerinin sürdüğünü anlattı. Kadınların hedef alınmasının, çatışma bağlamında daha geniş bir şiddet sisteminin parçası olduğunu belirtti.

Fas: Tutukluluğun toplumsal etkisi

Faslı insan hakları aktivisti Latife Cebabdi, “kurşun yılları” olarak bilinen 1960’lardan 1990’ların sonuna kadar süren dönemde yaşanan hak ihlallerini hatırlattı. O dönemde kadın tutukluların, özellikle hamile ve emziren kadınların, insani koşullardan yoksun tutulduğunu belirtti. Latife Cebabdi, tutukluluğun etkilerinin serbest bırakıldıktan sonra da sürdüğünü, bazı kadınların toplumsal damgalanma ve hatta aile içi dağılma ile karşı karşıya kaldığını ifade etti.

‘Tek bir ülkeyle sınırlı değil’

Fas İnsan Hakları Derneği Başkanı avukat Suad el-Berahime ise son yıllarda tutuklama biçimlerinin değiştiğini, artık yalnızca klasik siyasi pozisyonlarla değil, ifade özgürlüğü ve toplumsal protestolarla da bağlantılı hale geldiğini söyledi. Bu durumun tek bir ülkeye özgü olmadığını, bölgesel yapısal dönüşümlerin sonucu olduğunu vurguladı.

Tunus: Beden üzerinde kontrol

Tunus’tan insan hakları aktivisti Fida el-Atmani, kadın tutukluların bedenlerinin cezaevinde kontrol ve ihlal alanına dönüştüğünü ifade ederek tutukluluğun sadece bireyi değil, hafızayı ve mücadele deneyimini de hedef aldığını söyledi.

Ben Ali döneminde yaşadığı tutukluluğa da değinen Fida el-Atmani, bu deneyimin etkilerinin hala sürdüğünü belirterek, tanıklığını “sürekli bir direniş hafızasının parçası” olarak tanımladı.

Sınır ötesi dayanışma çağrısı

Panelin sonunda katılımcılar, kadınlara yönelik siyasi tutuklamalara karşı uluslararası bir dayanışma ağı kurulması, insan hakları savunucularının daha güçlü hukuki mekanizmalarla korunması ve kadınların siyasi temsiliyetinin artırılması çağrısında bulundu. Katılımcılar, farklı bağlamlara rağmen siyasi tutuklamaların benzer sonuçlar doğurduğunu ve bu sorunla mücadelenin yalnızca kınamayla değil, örgütlü ve sınır aşan bir dayanışmayla mümkün olacağını vurguladı.