Şengal'in 12 yıllık mücadelesi: Soykırımdan öz yönetime
Binlerce Êzidînin katledildiği, kadın ve çocukların kaçırıldığı saldırının ardından Êzidîler, öz savunma ve öz yönetim yapıları oluşturarak hem adalet mücadelesini sürdürüyor hem de yeni bir soykırımın yaşanmaması için örgütleniyor.
RONÎDA HECÎ
Hesekê – Êzidîler tarih boyunca defalarca baskı, sürgün, katliam ve soykırımlarla karşı karşıya kaldı. Bu nedenle Êzidîlerin hafızasında “ferman” sözcüğü yalnızca bir devlet emrini değil, aynı zamanda Êzidî toplumunu yok etmeyi amaçlayan saldırı ve katliamları ifade ediyor. Tarih bu topraklarda Êzidîlere hiçbir zaman merhametli olmadı. Bu kadim inanç birçok felaket ve acı yaşadı. Bölgeye gelip egemenlik kurmak isteyen her güç, bunu Êzidîler üzerinden gerçekleştirmeye çalıştı.
Şengal: Êzidîlerin tarihsel yurdu
Şengal, Musul’a yaklaşık 80 kilometre uzaklıkta, Suriye ve Türkiye sınırlarına yakın bir bölgede yer alıyor. Bu konumu, Şengal’i Irak ile Suriye arasında stratejik bir geçiş noktası haline getiriyor. Bölge, adını aldığı Şengal Dağı ile tanınıyor. Yüzyıllardır Êzidî toplumunun yaşam merkezi olan Şengal, dini, kültürel ve toplumsal önemi nedeniyle çok sayıda Êzidî aileye ev sahipliği yapıyor. Şengal Dağı, tarih boyunca Êzidîler için birçok kez sığınak oldu. Saldırılar sırasında halk, kendini korumak için dağa sığındı. 2014’teki soykırım saldırısı sırasında da on binlerce kişi canını kurtarmak için Şengal Dağı’na kaçtı.
Êzidîlerin tarihinde çok sayıda saldırı ve ferman kaydedildi. Êzidîlerin toplumsal hafızasına göre, IŞİD’in 2014 yılında gerçekleştirdiği saldırı “74. Ferman” olarak adlandırılıyor. Bu adlandırma, tarih boyunca Êzidî toplumuna yönelik gerçekleştirilen 74’üncü büyük katliam ve soykırım olması nedeniyle kullanılıyor.
3 Ağustos 2014 öncesinde Şengal
Fermandan önce Şengal’de yaşam olağan akışı içinde sürüyordu. Halk tarım, hayvancılık ve ticaretle geçimini sağlıyor, çocuklar okula gidiyor, Êzidî toplumu ise inançlarını ve geleneklerini özgürce yaşatıyordu. Ancak 2014 yılında IŞİD’in Irak ve Suriye’de hızla yayılmasıyla birlikte Şengal üzerindeki tehdit giderek büyüdü.
3 Ağustos: Tarihi değiştiren gün
1 Haziran 2014’te Ürdün’ün başkenti Amman’da ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) temsilcilerinin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıda, IŞİD’in Suriye ve Irak’a yönelik organize saldırı planlarının hazırlandığı, böylece söz konusu tarafların kendi çıkarları doğrultusunda bu iki ülkenin iç işlerine müdahale etmeyi amaçladığı belirtildi. Til Ezir patlamalarının üzerinden 7 yıl geçtikten sonra, 3 Ağustos 2014’te IŞİD Şengal’e kapsamlı bir saldırı başlattı. Bu saldırıdan önce de Güney Kürdistan Bölgesi yönetimi ile Türkiye hükümeti arasında bir toplantı yapıldı. Toplantının ardından 3 Ağustos sabahı KDP’ye bağlı Peşmerge güçleri Şengal’den çekildi ve IŞİD ağır silahlarla, önceden hazırlanmış geniş kapsamlı bir plan doğrultusunda Şengal’e saldırdı. Bu saldırının hedefi yalnızca bir bölgeyi ele geçirmek değil, Êzidî toplumunun varlığını ve kimliğini ortadan kaldırmaktı.
Saldırı nasıl başladı?
Saldırının ilk saatlerinde Şengal’e bağlı çok sayıda köy ve kasaba birkaç saat içinde IŞİD’in kontrolüne geçti. Irak hükümet güçleri ile Peşmerge güçlerinin geri çekilmesi ve yeterli güvenliğin sağlanamaması nedeniyle binlerce aile evlerini terk etmek zorunda kaldı. Çok sayıda erkek köylerde gözaltına alındı ve birçok yerde toplu infazlarla öldürüldü. Kadınlar, genç kızlar ve çocuklar ailelerinden koparıldı. Büyük bölümü Musul, Rakka ve IŞİD’in kontrolündeki diğer bölgelere götürüldü.
Şengal Dağı trajedisi
IŞİD saldırısının ardından on binlerce kişi Şengal Dağı’na sığındı. Burada günlerce susuz, aç ve sağlık hizmetlerinden yoksun şekilde yaşam mücadelesi verdi. Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM) göre, çok sayıda çocuk ile yaşlı susuzluk, açlık ve aşırı sıcak nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu tablo, uluslararası raporlarda 2014 yılının en büyük insani trajedilerinden biri olarak değerlendirildi.
Kadınlar: IŞİD’in hedefindeki kesim

IŞİD’in Şengal’de işlediği en ağır suçlardan biri cinsel kölelikti. Kaçırılan kadınlar ve kız çocukları yaşlarına göre ayrıldı; birçoğu Rakka ve Musul’daki köle pazarlarında satıldı ya da cinsel şiddete maruz bırakıldı. Çocuklar annelerinden koparıldı. IŞİD’lilerin taleplerini kabul etmeyen bazı Êzidî kadınlar ise öldürüldü. Birleşmiş Milletler raporlarına göre IŞİD, cinsel köleliği hem bir savaş yöntemi hem de bir toplumu yok etme aracı olarak kullandı.
Êzidî halkının korunmasında YPG, YPJ ve HPG’nin rolü
74.Ferman’ın başlamasının ardından IŞİD’in Şengal’e saldırması ve birçok bölgeyi ele geçirmesiyle Êzidî halkı büyük bir insani felaketle karşı karşıya kaldı. Irak hükümet güçleri ile Peşmerge güçlerinin bazı bölgelerden çekilmesi sonucu binlerce sivil korumasız kaldı. Bu süreçte YPG ve YPJ güçleri, Şengal Dağı’nda mahsur kalan siviller için bir kurtarma koridoru açtı. YPG, YPJ ve HPG, Şengal’den Rojava’ya uzanan insani koridoru oluşturarak binlerce kişinin katliam tehlikesinden kurtarılmasını sağladı. Aynı zamanda sivillerin korunmasına katkıda bulundu ve insani yardımların bölgeye ulaşmasının önünü açtı.
IŞİD’e karşı yürütülen savaş sürecinde YPG ve YPJ, örgütün kontrolündeki bölgelerin kurtarılması için düzenlenen operasyonlarda da yer aldı. Özellikle Rakka ve çevresindeki operasyonlarda, IŞİD tarafından kaçırılan ve cinsel köleliğe maruz bırakılan çok sayıda Êzidî kadın kurtarıldı. Bu süreçte YPJ’nin rolü, birçok Êzidî kadın için hem umut hem de direnişin sembolü haline geldi.
Veriler ve rakamlar
Birleşmiş Milletler (BM) ve insan hakları kuruluşlarının raporlarına göre:
*Yaklaşık 6 bin 417 kadın ve çocuk kaçırıldı.
*Şengal'deki soykırımın ilk günlerinde 5 binden fazla sivil katledildi.
*Yaklaşık 360 bin ila 400 bin Êzidî yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı.
*Şengal'de 80'den fazla toplu mezar tespit edildi.
Bugün de binlerce kişi hala kayıp ve akıbetleri bilinmiyor.
‘YPJ, kadınların kurtarılması ve korunmasında örnek oldu’

Konuya dair ajansımıza konuşan Suriye Êzidîler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Leyla İbrahim, 3 Ağustos fermanının yalnızca tarihsel bir olay olmadığını, aynı zamanda Êzidî toplumunun yüreğinde hala kanayan bir yara olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Şengal Fermanı'nın üzerinden 12 yıl geçti. Bu vesileyle tüm şehitleri saygıyla anıyoruz. Ne yazık ki bu, Êzidî toplumuna yönelik gerçekleştirilen en ağır fermanlardan biriydi. Bugün hala çok sayıda kadın ve çocuğumuz kayıp. Bu fermanın amacı Êzidî toplumunu yok etmekti. Çünkü Şengal, Êzidîlerin varlığının temeli ve tarihsel yurdudur.”
Aradan 12 yıl geçmesine rağmen çok sayıda kaybın akıbetinin hala bilinmediğini vurgulayan Leyla İbrahim, uluslararası girişimlerin yetersiz kaldığını ifade ederek şöyle devam etti:
“Êzidî toplumunun tarihinde birçok ferman yaşandı ancak ne yazık ki bunların hiçbiri yeterince sahiplenilmedi. Biz, Suriye Êzidîler Birliği olarak uluslararası topluma ve insan hakları örgütlerine sürekli çağrıda bulunuyoruz. Kayıp kişilerin bulunmasını ve akıbetlerinin açıklığa kavuşturulmasını istiyoruz. Ne yazık ki bu trajedi karşısındaki sessizlik bugün de sürüyor.”
Kurtarma güçlerinin rolüne de değinen Leyla İbrahim, YPG ve YPJ'nin binlerce Êzidî kadın ve çocuğun kurtarılmasında temel bir rol oynadığını belirterek şunları söyledi:
“Êzidî kadınlarını ve çocuklarını IŞİD teröründen kurtaran YPG ve YPJ oldu. Özellikle YPJ için tüm operasyonların temel amacı Êzidî kadınlarını kurtarmaktı ve bu uğurda büyük fedakarlıklar gösterildi.”
Konuşmasının sonunda Êzidî toplumunun öz örgütlülüğünün önemine dikkat çeken Leyla İbrahim, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Kürtlerin bir sözü vardır: 'Kevirê ku te neêşîne, wê te şiyar bike’ Yaşanan tüm acılara ve fermanlara rağmen Êzidî toplumu bugün daha örgütlü ve birlik içindedir. Şengal Özerk Yönetimi'nin kurulması, YBŞ ve YJŞ'nin oluşturulması ile toplumun kendi kendini örgütlemesi, Êzidî toplumunun gelecekte benzer saldırılara karşı kendisini koruyabilmesi açısından tarihi adımlardır."
Mala Êzîdiyan: Tarihi, görevleri ve Êzidî toplumunun korunmasındaki rolü
Mala Êzîdiyan, 2012 yılında kurulan toplumsal bir kurumdur. Kuruluş, toplumsal çalışmalar yürütmek, Êzidî kimliğini korumak ve toplumun sorunlarına çözüm üretmek amacıyla faaliyet göstermektedir. 3 Ağustos 2014'teki Şengal Fermanı ve Êzidîlere yönelik soykırımın ardından kurumun görev ve sorumlulukları daha da genişledi.
Êzidî toplumunun büyük bir travmayla karşı karşıya kaldığı bu süreçte Mala Êzîdiyan, işlenen suçların belgelenmesi, mağdurların haklarının savunulması ve hayatta kalanlara destek sunulmasında önemli bir rol üstlendi. Kurum özellikle IŞİD'in elinden kurtarılan kadınlar ve çocuklar, kayıp kişiler, katledilenlerin aileleri ve Êzidî toplumunun haklarının yeniden tesis edilmesi için çalışmalar yürütüyor.
Aynı zamanda hukuki ve diplomatik alanda da faaliyet gösteren Mala Êzîdiyan, Êzidîlere karşı işlenen suçların tanınması ve Şengal Fermanı'nın soykırım ile insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi için girişimlerde bulunuyor. Kurumun temel çalışma alanlarından biri de Êzidîlerin kültürünü, dilini, tarihini ve toplumsal hafızasını korumak. Çünkü kuruma göre kimliğin korunması, toplumun varlığını sürdürebilmesinin temel koşullarından biri olarak görülüyor.
Şengal bugün hangi durumda?

2014 yılındaki soykırımdan önce Şengal, 400 binden fazla Êzidî'nin yaşadığı bir bölgeydi. Ancak IŞİD'in saldırısı, nüfusun büyük bölümünün göç etmek zorunda kalmasına ve bölgede önemli bir demografik değişime yol açtı. Bugün de Êzidîler, tüm güvenlik ve insani sorunlara rağmen toplumlarını yeniden inşa etmeye, örgütlenmeye ve topraklarını korumaya çalışıyor.
Şengal'in IŞİD'den kurtarılmasının ardından, Şengal Savunma Birlikleri (YBŞ) ile Şengal Kadın Birlikleri (YJŞ) kuruldu. Bu güçler, Êzidî halkının korunması ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasında önemli rol üstlendi. Aynı zamanda Êzidîler, kendi toplumsal kurumlarını ve yönetim yapılarını oluşturarak toplumsal yaşamı yeniden düzenlemeye ve Şengal'in geleceğine ilişkin kararlarda söz sahibi olmaya başladı.
Buna rağmen Şengal'deki durum hala karmaşıklığını koruyor. Bölgedeki evlerin ve altyapının büyük bölümünün yıkılmış olması ile temel hizmetlerde yaşanan eksiklikler nedeniyle birçok aile henüz geri dönemedi. Buna karşın Êzidî toplumu, kendi örgütlü yapısıyla güvenliğini sağlamayı ve bir daha benzer bir soykırımla karşı karşıya kalmamayı hedefliyor.
Kadınların öncülüğünde Êzidî halkı bugün dünya genelinde hukuk ve adalet mücadelesi yürütüyor. Bu süreç, soykırımın mağduru bir toplumdan haklarını talep eden, faillerin yargılanmasını ve hesap vermesini isteyen örgütlü bir topluma dönüşümün simgesi olarak değerlendiriliyor. Bu dönüşüm, Êzidî halkının yakın tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri olarak öne çıkıyor.