Sokak röportajı: Kadınlar “güvenlik” istiyor, cezasızlığa isyan ediyor
8 Mart Kadınlar Günü’ne dair İstanbul sokaklarında kadınlara mikrofonu uzattık. Türkiye’nin kadınlar için güvenli bir ülke olmadığına dikkat çeken kadınlar, kadın katillerinin caydırıcı cezalar almamasına da tepkili. Ülkede kadınların taciz, tecavüz, şidd
8 Mart Kadınlar Günü’ne dair İstanbul sokaklarında kadınlara mikrofonu uzattık. Türkiye’nin kadınlar için güvenli bir ülke olmadığına dikkat çeken kadınlar, kadın katillerinin caydırıcı cezalar almamasına da tepkili. Ülkede kadınların taciz, tecavüz, şiddet başta olmak üzere birçok sorun yaşadığını belirten kadınlar, yetkililerin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesini istedi.
ELİF AKGÜL
İstanbul - 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde sokakta kadınlara bir kadın olarak en büyük sorunlarını ve 8 Mart için mesajlarını sorduk. İstisnasız her kadının ilk cevabı “güvenlik” oldu. Kadınlar sokakta yürürken bile kendilerini güvende hissetmediklerini, tehlikenin en yakınlarından geldiğini ifade etti. Erkek şiddetinin cezasız kalması ise bu güvensizlik hissini perçinliyor. Konuştuğumuz kadınlar faillerin adalet karşısında “elini kolunu gezerek dolaştıklarını” söylüyor. Bu durum ise onları umutsuzluğa, geleceksizliğe itiyor. Bir diğer sorun ise gündelik hayatın ilk maddesi olan geçinememek. Yoksulluğu ilk önce kadınlar yaşıyor. İşte sokaktaki kadınların ajansımıza anlattıkları:
“Kadın katilleri 3 ay sonra serbest kalıyor”
Şengül Özyiğit: “Kadınlara saygı istiyoruz. Kadınlar ölmesin ve kadın cinayetlerine artık dur diyelim. Gerçekten çok fazla kadının canı yandı. Mümkünse şu kadın ölümlerine dur diyelim. Yeni yasalar çıksın. Artık hiç kimse suçlanmıyor. İnsanlar buna güvenerek suç işliyor. Cezalandırılan suçlar çok az. Kadın ölümleri görüyoruz. Öldürenler üç ay sonra yine dışarıda oluyor. Tavuk öldürür gibi kadınları öldürüyorlar.”
“Gündüz vakti kadına taciz etmiş”
Esnaf Şehnaz Ünsal: “Daha dün karşılaştım. Kadının biri dükkanıma girdi. ‘Kamera kayıtlarınıza bakabilir miyiz?’ dedi. Normal, benim gibi bir kadın. Arabanın içinden bir adam, gündüz vakti taciz etmiş. Kadın o kadar kızgın, öfkeli ve korkmuştu ki… Eşi gelmiş eşini bekliyordu ve öncesinde bana sokağın hangi sokak olduğunu sormuştu. Sokağın yabancısı olduğu belliydi. Bu nasıl bir şeydir ki? Böyle bir ülkede, gündüz vakti sen hangi cesaretle bunu yapıyorsun?
“Kadınların değeri yok”
Bizim sokağa çıkma, ondan ziyade çalışma, özgürce dolaşabilme özgürlüğümüz yok. Öyle bir şekilde nüksedilmiş ki şimdiye kadar, giyim kuşamına bakarak ‘edepsiz, ahlaksız’ gibi ön yargılar var. Kadın gerçekten el üstünde tutulması gereken Allah'ın yarattığı en güzel varlıklardan biri. Ama ne yazık ki şu günümüze bakıyorum, bu zamana bakıyorum, hiçbir değeri yok. Nice darp edilenler, nice zulme uğrayanlar... Ben çok fazla karşılaşıyorum, bunların olmasını istemiyorum.
“Asıl suçlular dışarıda”
Gerekli önlemler alınmadığı için şiddet artıyor. Adalet düzgün işletilmiyor. Adam eşini darp ediyor, eşine zulmediyor. Mahkeme de iyi halden, yok duruşundan, şundan bundan bırakılıyor. Asıl suçlular dışarıda elini kolunu sallayarak geziyorlar. Şiddetin bir nedeni de eğitimsizlik. Eğitim aile başlar. Çocuk eğitimi nerede görür? Ailede görür. Annede babada ne görürse o. Özellikle bir erkek çocuğu babadan ne görürse ilk başta onu alır. Ama ne yazık ki şimdi bakıyorsunuz evin içinde küfürler kol geziyor. Eşine hakaret ediyor. Çocuk büyüdüğünde aynısını yapmaz mı? Yapar.
“Cezalar caydırıcı değil”
Hukuki açıdan daha fazla caydırıcı cezaların gelmesi lazım. Caydırıcılık olmadan failler şiddet uygulamaya devam ediyor. Ayrıca devletin kadınları bu konuda daha çok desteklemesi gerekiyor. Kadınların hakkını savunan kadınların bu haksızlığa karşı boyun eğmemeleri için, bilinçlendirmesi için onlara yardım gerekli. Ben bu zarara uğrayan kadınların yeterince destek gördüğüne inanmıyorum. Bir gün iki gün sahip çıkıyor devlet, sonra bırakıyor. O kadın nereye gidecek? Yine aynı yere gidecek. Sadece bu değil. Kesin çözümler üretebilecek kurumların ortaya çıkması lazım, kesin bir şekilde onlara yardımcı olabilecek ve onların düzenini kurabilecek. Bizim ülkemizde de ne yazık ki kadınlar kurtuluş olarak evlenmek zorunda kalıyor. Bunlar detaylı bir şekilde incelenmeli, detaylı bir şekilde çözümlenmeli.”
“Eşimi şikayet ediyorum bir saat sonra bırakıyorlar”
Kadıköy sahilinde çiçek satıcısı Mutlu Sivlim: “Kadınların istediği evinde huzur. Ben ev huzurunu istiyorum, eşimle hiç anlaşamıyorum. Eşim uyuşturucu bağımlısı, kurtulup da bize sahip çıkmasını isterim. Kadınlar dayak yemesin eşlerinden, eşleri baksın. En çok kadınlar çalışmasın. Tüm yük üstümüzde, ev temizliği, çocuk bakmak, dayak yemek… Bunların hepsinin kalkmasını istiyorum. En çok da eşlerimiz dayak atmasın, içki içmesin, uyuşturucu kullanmasın. Hiçbir destek de yok. Ben eşimi uyuşturucu içiyor bize işkence yapıyor diye şikayet ediyorum. Polisler alıp bir saat sonra bırakıyor. Ya da bir gün tutup ertesi gün bırakıyorlar. Bırakmasınlar, cezaevine atsınlar. Bir şeylerden korksunlar. Kadınlar bunu ister.”
“Rahat gezebileceğimiz bir İstanbul istiyoruz”
Bir sonra rastladığım grupsa 19 yaşlarında bir grup genç kadın. Videoya çekilmek istemiyorlar. İlk söze “Benim bir derdim yok” diye başlasalar da sonra onlar da aynı sorunları sıralıyor:
“Rahat gezebileceğimiz bir İstanbul istiyoruz” diyorlar. Ataşehir’de Can Götuğ Boz’un bir samuray kılıcı ile Başak Cengiz’i katletmesi onları çok etkilemiş. “Yolda kulaklıkla yürüyemiyoruz, panikliyoruz” diyorlar. Başta “anneler çocuklarını düzgün yetiştirmeli” diye söze başlasalar da, “Kız erkek çocuk diye ayırt ediliyor. Kız çocuklar korkak yetiştirilirken erkek çocuklar savurgan yetiştirildiği için o cesareti buluyorlar” diyorlar ve ekliyorlar: “Hem anne hem babalar erkek çocukları uyarmalı.”
“Failler en yakındakiler”
Bir diğer kameraya konuşmak isteyen genç kadınsa “Kendimi güvende hissetmiyorum. Son iki-üç yıldaki özellikle bu tecavüzler, yan bakmalar dolayı kendimi rahat hissetmiyorum açıkçası. Düzelir mi de bilmiyorum” diyerek umutsuzluğunu şu sözlerle dile getiriyor:
“İnsanlar artık değil evlenip aile kurmaktan ziyade artık sadece kendilerini korumaktan yana. Artık kimse çocuk bile yapmıyor. Yani ki kendini koruyamıyor ki bir de çocuklarını koruyabilsinler. Dışarı çıktığım zaman ‘acaba başımıza bir şey gelebilir mi, acaba durduk yere biri bize sataşabilir mi, başımıza bir şey gelebilir mi?’ diye soruyoruz, eve adım attığımız zaman da ‘Çok şükür bugün de başıma bir şey gelmedi ve eve gelebildim’ diyoruz. Bizi kimden koruyacaklarını bilemiyorlar. Failler kadınların en yakınlarındakiler, yabancıların neler yapabileceklerini tahayyül bile edemiyorum.
8 Mart’a dair dileğim ise; insanların güzel kalpli, iyi huylu olmasını, içlerinde kin, nefret beslememelerini dilerim. Özellik de erkekler için. Dilerim ki hayat öyle bir güzelleşir ki… İnsanların birbirlerine kötü bir zihniyetle değil de, güzel bir şekilde bakmalarını, sevgi ve samimiyetle hoş bakmalarını dilerim.”
“Erken seçim gelmeli”
Son konuştuğumuz Fatma Akçabay ise emekli bir sınıf öğretmeni. “İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırdılar” diye başlıyor ve ekonomiyi, eğitimin çökertilmesini, dışa bağımlılığı yani “geçinememe” durumunu sıralamaya başlıyor:
“Kadın cinayetleri artık had safhada. Bu çok önemli bence. Keşke iktidar değişsin bu o da gelsin. Adalet yok, bitmiş. Özgürlük bitmiş. Her şey bitmiş. Fabrikalar satılmış. Bütün bizi dışarıya bağımlı yapmışlar. Ekonomik koşullardan dolayı seyahat özgürlüğümüz bitti. Ben emekli öğretmenim, arkadaşım da emekli öğretmen. Biz uzun yıllar çalıştık. Gerçekten çok zor geçiniyoruz. Biz hem devlette çalıştık hem özel okulda çalıştık. Özel okulda çalıştığımız için en azından bir birikim yaptık, takviye ettik. Ama onlar bitti artık bitti. Her şey bitti. Eğitimci olduğumuz için bir nebze şanslıyız ama halkımız çok perişan. Tarım bitti. Sağlık bitti, eğitim bitti. Boğaziçi'ni düşünün, ODTÜ'yü düşünün. Bütün büyük üniversitelerimiz artık geride kalmaya başladı. Çünkü her şeyi tek adam sistemi yönetiyor. Çok kalitesiz yönetiliyoruz. En kısa zamanda aslında seçim yapmaları gerekiyor.”