‘Yenar Mihemed’in katledilmesi hak savunucularını susturma girişimidir’
Tunuslu aktivist Lawahez Al-Samali, Irak’ta Yenar Mihemed’in katledilmesinin kadın hakları savunucularını susturma girişimi olduğunu belirterek, hak savunucularını koruyan yasaların güçlendirilmesini istedi.
İHLAS HAMRUNİ
Tunus – 2 Mart’ta Irak’ın Bağdat kentinde, Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü (OWFI) kurucu üyesi ve başkanı Yenar Mihemed bir suikast sonucu katledildi. Yenar Mihemed’in katledilmesi, insan hakları çevrelerinde ve özellikle Arap bölgesindeki kadın hakları savunucuları arasında büyük tepkilere yol açtı. Kadın hakları için sürekli savunuculuk yapan ve şiddet mağdurlarına destek sağlayan Yanar Muhammed'in katledilmesi, bu alandaki çalışmaların önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
‘Irak’ta önde gelen hak savunucularından biriydi’
Tunus’un Kasserine kentinde Kadınlara Hizmet Eden Gençlik Derneği Başkanı Lawahez Al-Samali, 2 Mart’ta Irak’ta katledilen Yenar Mihemed için, saldırıyı özellikle kadın hakları savunucularını susturma girişimi olarak nitelendirdi. Lawahez Al-Samali, “Yanar Muhammed, Irak’taki en önde gelen insan hakları savunucularından biriydi ve hayatını kadınları, özellikle şiddet mağdurlarını korumaya adadı. Şiddete maruz kalan kadınlara sığınak ve destek sağlayan güvenli merkezler kurmak ve yönetmek büyük önem taşıyor. Bu merkezler, kadınların maruz kaldığı şiddet karşısında korunmalarını sağlıyor ve toplumda var olan sosyal ve kültürel engellerin etkilerini azaltmada kritik bir rol oynuyor” şeklinde konuştu.
Lawahez Al-Samali, Yenar Mihemed’in çalışmalarının sadece saha ile sınırlı kalmadığını, kamusal alanda kadın sorunlarını savunmayı ve kadınları koruma ile temel haklarını güvence altına alma ihtiyacı konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı da içerdiğini söyledi. Lawahez Al-Samali, bu sürekli aktivizmin Yanar Muhammed’i bölgedeki kadın haklarını savunan en önde gelen feminist seslerden biri haline getirdiğini vurguladı.
‘Bu suikastı, münferit bir olay olarak değil’
Suikastla ilgili olarak Lawahez Al-Samali, “Yenar Mihemed’in kaybı, sadece Irak’ta değil, bölgenin tamamında insan hakları ve feminist hareket için büyük bir kayıptır, çünkü bu tür şahsiyetler, kadın sorunlarını vurgulamada ve şiddet ile ayrımcılık karşısında haklarını savunmada hayati bir rol oynamıştır” dedi. Bu tür olayların insan hakları topluluğu üzerinde derin etkiler bıraktığını belirten Lawahez Al-Samali, “Tanınmış bir insan hakları aktivistinin suikastı, münferit bir olay olarak değil, hak ve özgürlük savunucularına yönelik açık bir yıldırma mesajı olarak değerlendirilebilir. Bu tür suçlar, özellikle zor koşullar altında çalışan ve sayısız zorlukla karşılaşan kadın hakları savunucularının sesini susturmayı amaçlıyor” sözlerine dikkat çekti.
‘Hak savunucularını koruyan yasalar güçlendirilmeli’
Bu tür saldırıların, insan hakları aktivistlerinin karşı karşıya kaldığı risklerin boyutunu ortaya koyduğunu belirten Lawahez Al-Samali, “Hak savunucularını koruyan yasalar güçlendirilmeli ve aktivistlere daha fazla koruma sağlanmalıdır. Tunus’ta kadın hakları savunucuları, çalışmalarını etkileyebilecek kısıtlamalar ve sivil toplum üzerinde uygulanan baskılar gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıyadır. Ayrıca bazı yasalar ve önlemler, özellikle ifade özgürlüğünü sınırlayabilecek potansiyel etkileri nedeniyle, birçok kadın insan hakları savunucusu için ‘endişe kaynağı’ olmaktadır. Örneğin 54 No’lu Kararname, yasalar ile hak ve özgürlüklerin korunması arasında bir denge sağlamak için tartışılması gereken bir konudur” dedi.
‘Sivil toplum ve aktivistler desteklenmeli’
Zorluklara rağmen kadın sorunlarını savunmaya devam etmek için aktivistler arasında daha güçlü bir dayanışma ve ortak eylem gerektirdiğini dile getiren Lawahez Al-Samali, kadın haklarını savunmanın yalnızca insan hakları çalışmalarıyla sınırlı olmadığını, toplumda adalet ve eşitlik değerlerini tesis etme sürecinin de önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Lawahez Al-Samali, bu nedenle sivil toplumun ve aktivistlerin çabalarının desteklenmesi gerektiğini aktardı.
‘İnsan haklarını savunmak temel bir gerekliliktir’
Lawahez Al-Samali, “Bu tür suçlar bazı aktivistler arasında korku iklimi yaratabilir, ancak bunun aksine, dayanışma ruhunu ve çalışmaya devam etme kararlılığını güçlendirebilir” diye belirtti. Adalet ve eşitliğe ulaşmaya çalışan her toplumda insan haklarını savunmanın temel bir gereklilik olmaya devam edeceğini vurgulayan Lawahez Al-Samali, bu tür olayların aktivistlerin korunmasını güçlendirmeye motive etmesi gerektiğini, onları çalışmalarından vazgeçirmemesi gerektiğini söyledi.