Kobanê’de teslimiyete karşı direniş devam ediyor

Cihatçı saldırılar, ihlal edilen anlaşmalar ve ağır bir abluka altında kalan Kobanê’de halk, teslimiyet dayatmasını reddetti. 200 bin göçmene kapılarını açan kent, “ya imha ya boyun eğme” dayatmasına karşı direnişi seçti.

SİLVA EL İBRAHİM

Haber Merkezi - Kuzey ve Doğu Suriye’de son dönemde tırmanan askeri hareketliliğin merkezlerinden biri olan Kobanê, bir kez daha tarihsel bir eşikte duruyor. Demokratik ulus projesini tasfiye etmeyi ve Kürt halkının siyasal iradesini kırmayı hedefleyen kuşatma ve anlaşma ihlalleri, kenti ağır bir insani krizle karşı karşıya bıraktı. Ancak Kobanê, hem askeri hem siyasi baskıya rağmen teslimiyet dayatmasını reddederek direniş hattını korudu. Yırtılan bir “teslimiyet belgesi” ve halkın seferberliği, kentin yalnızca askeri değil, siyasal bir irade mücadelesi verdiğini bir kez daha ortaya koydu.

Kobanê, kuşatmanın şiddetine rağmen boyun eğmedi ve 200 bin yerinden edilmiş insana kucak açtı; onlar için barınma merkezleri tahsis etti. Kuşatma ve en basit yaşam koşullarının tükenmesine rağmen, barınma merkezlerindeki yerinden edilenler yardım ya da gıda kolileri talep etmedi; aksine onurlu bir yaşam, evlerine güvenli dönüş ve yıllar süren devrim boyunca yaşadıkları sürekli savaşların ve verdikleri fedakârlıkların ardından haklarının anayasada güvence altına alınmasını talep ettiler.

Nefesi direniş, soluğu hayat olan bir şehir… Enkazının altında Osmanlıların hayallerinin kalıntıları gömülüdür ve kırık taşları, toprağın sevdalıları Adûle ve Zeynep el-Asr’ın öncülük ettiği kahramanlık destanlarına tanıklık eder. Dervişi Kobanê’dir, anası Miştenur’dur; Arîn burada bedenini kum taneleriyle birleştirmiştir. Kendisinden daha büyük bir mabede sahip bir şehir… İçinde, oğulları ve kızlarıyla temsil edilen Kürdistan yatar; dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ı direniş, şehadet ve zafer tablosunda bir araya getiren Kobanê’dir. İşgalcilerin siyah bayrağı surlarında parçalanmıştır.

Demokratik ulus projesi hedefteydi

Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerini hedef alan son çatışmalarda, bu saldırılardan Kobanê kenti de etkilendi. Söz konusu saldırılar, demokratik ulus projesini sona erdirmeyi, Kürt halkını yok etmeyi ve davasını bir yüzyıl daha toprağa gömmeyi amaçlıyordu. Suriye Demokratik Güçleri barış için diyaloğu bir yol olarak seçmiş olsa da, anlaşmaları aşmak ve ihanet, Heyet Tahrir el-Şam cihatçılarının bilinen bir özelliği oldu. İlk ihlal, 1 Nisan anlaşmasına yönelikti; bu anlaşma Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerini kapsıyordu ve sonuçları anlatılmaya gerek bırakmayacak kadar açıktı: savaş suçu seviyesine varan ihlaller, halkın yerinden edilmesi ve geride kalanlara yönelik katliamlar.

Saldırı, işgal ve anlaşma ihlalleri

10 Mart anlaşması ise, bölge bileşenleri arasında mezhepçiliği güçlendirmeyi hedefleyen bir askeri tırmanışla sonuçlandı; Arap aşiretlerinin Kürt halkına karşı kışkırtılması yoluyla bu amaç güdüldü. Bugün, yüzyıllardır Kürtlerin ve Arapların birlikte yaşadığı şehirler, Kürtlerden neredeyse arındırılmış durumda; kılıç ve ölüm tehdidi altında zorla göç ettirildiler. Şimdi çoğunluğu Kobanê kentindeki ve Cizîre Kantonu’ndaki barınma merkezlerinde yaşıyor. Toprağına tutunanların kanı döküldü, başları bedenlerinden ayrıldı; hayatta kalanlar ise baskı ve tehdit altında. Son tırmanış, Suriye Demokratik Güçleri’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesini öngören Deyr Hafir anlaşmasının delinmesiyle başladı; ancak cihatçılar, Türkiye’nin talimatlarıyla saldırılarını sürdürerek Kobanê ve Haseke surlarına kadar ulaştı. Suriye Demokratik Güçleri, kan dökülmesini önlemek için çatışmadan kaçındı. Bu saldırılara, DAİŞ çetelerinin hücrelerinin yeniden canlandırılması ve Hol Kampı’ndaki DAİŞ ailelerinin büyük bölümünün ve Şeddadi hapishanelerindeki çetelerin kaçırılması eşlik etti.

Teslimiyeti kabul etmedi

Kobanê kırsalında, Heyet Tahrir el-Şam cihatçılarının girdiği 80’den fazla köy, sakinlerinin çoğu zorla göç ettirildikten sonra yağma ve talana maruz kaldı. Köylerde kalanlar ise öldürüldü ve aşağılandı; köyüne geri dönmeye çalışanlar gerçek mermilerle karşılaştı.

Saldırıları durdurmak amacıyla Suriye Demokratik Güçleri Komutanı General Mazlum Abdi, geçici Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara “Colani” ile görüştü. Görüşmede, 18 Ocak tarihli anlaşmanın maddeleri sunuldu; bu maddeler Rojava Devrimi’ni tasfiye etmeyi öngörüyordu. Ancak Mazlum Abdi, anlaşma metnini yırtarak anlaşmayı reddetti ve “Onurumla ölürüm, halkımı ve onurumu satmam; Rojava’ya gidecek ve savaşı ilan edeceğim” dedi. Colani bu şekilde bölge halklarını imha ile boyun eğme arasında bir tercihe zorlayarak teslimiyeti dayatmaya çalıştı. Buna karşılık halk, Suriye Demokratik Güçleri’nin bu sistematik politikaya karşı tutumunu memnuniyetle karşıladı ve genel seferberlik çağrısına yanıt vererek köylerinde ve mahallelerinde güçlere destek olmak için silahlandı.

Halkın bu imhaya karşı duruşu, 2014’te DAİŞ’i yenilgiye uğratan Kobanê’nin, onun benzerlerini de yeneceğine dair sarsılmaz bir inanca dayanıyordu. Türkiye’nin desteğiyle saldırılar şiddetlendi; savaş uçakları Xirab Reşk ve Kasamiye’de bütün ailelere yönelik katliamlar gerçekleştirdi. Buna Kobanê kentine yönelik ağır bir kuşatma eşlik etti; cihatçılar kentin suyunu, elektriğini, internet ağını, ticari hareketliliğini ve ilaç tedarikini tamamen kesti.

Yardıma ihtiyaç olsa da temel talep onurlu dönüş

Kobanê, kuşatmanın şiddetine rağmen boyun eğmedi; Rakka, Tabka ve Ayn İsa kentlerindeki Kürtlerden ve Tel Semen Kampı’nda barınan Tel Abyad/Girê Spî göçmenlerinden olmak üzere 200 bin yerinden edilmiş kişiyi kabul etti. Ayrıca cephe hatlarına komşu olan Kobanê kırsalından gelen göçmenler de kente sığındı. Okullar ve anaokulları barınma merkezlerine dönüştürüldü; bu durum 72 bin öğrenciyi eğitim sürecinden mahrum bıraktı.

Kuşatmanın ilk günlerinde, dondurucu soğuk ve sağlık merkezlerinde özellikle diyabet, tansiyon ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklara ait ilaçların tükenmesi nedeniyle, ayrıca diyaliz ve kanser tedavilerinin aksaması sonucu beş çocuk hayatını kaybetti.

Kuşatma ve en temel yaşam koşullarının tükenmesine rağmen, barınma merkezlerindeki göçmenler yardım ya da gıda kolileri talep etmedi; aksine onurlu bir yaşam, evlerine güvenli dönüş ve devrim yılları boyunca yaşadıkları kesintisiz savaşlar ile verdikleri fedakârlıkların ardından haklarının anayasada güvence altına alınmasını talep ettiler.

Kuşatma günlerinde Kuzey Kürdistan halkından, Kürdistan Bölgesi’nden, Birleşmiş Milletler’den ve Kızılhaç’tan gıda yüklü sevkiyatlar gönderildi; ancak bunlar kentteki halkın ve göçmenlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmedi. Halk, yardımlardan ziyade kentin üzerindeki kuşatmanın kaldırılmasına, ticari hayatın yeniden başlamasına, ilaçların ve bebek mamalarının kente girişine ihtiyaç duyduklarını vurguladı.

Kuşatmanın kaldırılması anlaşma maddelerinden biri

Halkın ortaya koyduğu direniş ve savunmada ısrar etmesi, cihatçıların şartlarına boyun eğmemesi ve devrimlerini, kent yönetim deneyimlerini ve kenti koruma iradelerini tasfiye etmeyi amaçlayan, “anlaşma” adı altında dayatılan teslimiyeti reddetmeleri üzerine; taraflar 29 Ocak’ta, Rojava’daki Kürtlerin beklentilerine daha uygun bir başka anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Ancak Şam’daki geçici hükümet, anlaşma maddelerini uygulamada hâlâ oyalayıcı bir tutum sergiliyor; anlaşma hükümlerinde kuşatmanın kaldırılması yer almasına rağmen Kobanê kenti hâlâ ağır bir abluka altında bulunuyor.

Kürtler, taraflar arasında daha önce imzalanan tüm anlaşmaların ihlal edilmesi nedeniyle sözde geçici hükümete olan güvenlerini yitirmiş durumda. Bu nedenle halk, anlaşmanın tüm maddeleri hayata geçirilinceye kadar mahallelerini korumak için nöbetleşe görev yapmayı sürdürüyor; geceleri uyanık kalarak yaşamlarını tehdit edebilecek olası bir tehlikeye karşı teyakkuz hâlinde bekliyor.