Iraklı anneler: Velayette ‘çocuğun üstün yararı’ esas alınmalı
Velayet nedeniyle çocuklarından ayrılan Iraklı annelerin tanıklıkları, çocukların psikolojik etkilerine dikkat çekerken, hak savunucuları ise yasal düzenlemelerin çocuğun üstün yararını esas alacak şekilde gözden geçirilmesini istedi.
RAJA HAMİD
Irak - Irak'ta velayet uygulamaları yeniden tartışma konusu olurken, çocuklarından ayrılan anneler "Önce çocuğun üstün yararı" sloganıyla seslerini duyurmaya çalışıyor. Çocukların annelerinden koparılmasının ağır psikolojik sonuçlar doğurduğunu savunan anneler ve hak savunucuları, velayetle ilgili tüm kararların ebeveynler arasındaki hukuki anlaşmazlıklardan değil, çocuğun üstün yararı ilkesinden hareketle alınması gerektiğini vurguluyor.
Çocuklarından ayrılan kadınların yaşadıkları ise bu tartışmayı somut örneklerle gözler önüne seriyor.
2014 yılında evlenen M.A., evlendikten sonra eşinin daha önce başka bir kadınla ilişki yaşadığını, ancak ailesinin bu evliliğe izin vermediği için kendisiyle evlendiğini öğrendiğini anlattı. M.A., “Hamileliğimin ilk ayından itibaren bana şiddet uygulamaya başladı. Sürekli ailemin evine gidip geri dönüyordum. Kızım doğduktan sonra da başka kadınlarla ilişkileri devam etti. Bana karşı her konuda ihmalkardı. Eşimin bana davranışlarını babasına anlattığımda da şiddete uğradım. Beni öldürmeye çalıştı. Hala vücudumda darp izleri var. Ev kıyafetlerimle sokağa atıldım ve sonrasında kardeşim gelip beni ailemin evine götürdü" dedi.
Caferi hukuku ve çocukların velayet sorunu
2020 ile 2025 yılları arasında ailesinin yanında yaşadığını ve bu süreçte eşinin kendisine nafaka ödemediğini söyleyen M.A., "Çalışarak kızımın tüm bakım ve eğitim masraflarını karşıladım. Onu özel okula gönderdim ve başarılı bir öğrenci oldu. Caferi Yasası çıktıktan sonra eşim evlilik sözleşmemizi Caferi hukukuna geçirdi ve beni hukuken belirsizlik içinde bırakmaya çalıştı. Boşanabilmek için tüm haklarımdan feragat ederek anlaşmalı boşanmayı kabul ettim. Ancak boşanmanın hemen ardından bu kez de kızımın velayetini elimden almak için dava açtı" ifadelerini kullandı.
188 sayılı Kişisel Statü Yasası kapsamında boşandığını dile getiren S.F. ise, "Çocuğum 11 yaşındayken velayeti elimden alındı. Ayrılığımızın üzerinden yıllar geçmesine rağmen evlilik sözleşmemiz 2025 tarihli 1 sayılı yasa kapsamında Caferi hukukuna geçirildi. Tek çocuğumu büyütmek ve okutmak için verdiğim bütün emeğin ardından velayeti bir gecede elimden alındı. O günden bu yana ne onu gördüm ne de sesini duydum" sözlerine dikkat çekti.
‘Çocuğu annesinden ayırmak onu psikolojik olarak etkiliyor’
Çocuğundan bir anda ayrılmasının hem kendisi hem de oğlu için ağır sonuçlar doğurduğunu ifade eden S.F., "Yıllarca birlikte yaşadığı annesinden bir çocuğu bu şekilde ayırmak onu psikolojik olarak etkiliyor. Oğlumun psikolojik ve sağlık sorunları yaşadığını, tedavi için hastaneye götürüldüğünü öğrendim. Çocuğumun belirli sürelerle benim yanımda kalabilmesi için dava açtım. Ancak baba her duruşmada erteleme talep ediyor ve her erteleme bir ay sürüyor. Çocuğumu ne zaman göreceğimi ya da sesini ne zaman duyacağımı bilmiyorum" şeklinde konuştu.
‘Çocuğun üstün yararı gözetilmeli’
Modern hukukun öncelikle “çocuğun üstün yararı” ilkesine dayanması gerektiğini vurgulayan kadın ve çocuk hakları savunucusu Tahira Dahil Tahir, bu ilkenin çocuğun psikolojik istikrarını, güvenliğini, bakımını ve sağlıklı biçimde yetiştirilmesini esas aldığını söyleyerek, velayetin cinsiyet temelli önyargılar ya da geleneksel kalıplarla belirlenmemesi gerektiğini ifade etti. Mevcut yasalar ile toplumsal gerçeklik arasında çelişkiler bulunması halinde çocuk haklarını güvence altına alacak yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini dile getiren Tahira Dahil Tahir, "Çocuğun zihnine yerleştirilmesi gereken temel mesaj, anne ve babanın onun korunması ve bakımı konusunda ortak sorumluluğa sahip olduğudur. Bu nedenle her hukuki karar, yetişkinler arasındaki anlaşmazlıkların değil, öncelikle çocuğun psikolojik ve sosyal yararının korunmasını hedeflemeli; çocuk ebeveynler arasındaki çatışmanın bir tarafı haline getirilmemelidir" dedi.
‘Anneyle kurulan duygusal bağ sağlıklı gelişimin temeli’
"Annenin bir okul olduğu" yönündeki sözün, annenin yalnızca bakım veren kişi olarak görülmesi anlamına gelmediğini belirten Tahira Dahil Tahir, annenin çocuğun kişiliğinin, değerlerinin ve güven duygusunun şekillendiği ilk ortam olduğunu söyledi. Özellikle yaşamın ilk yıllarında anneyle kurulan duygusal bağın sağlıklı gelişimin temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Tahira Dahil Tahir, halk kültüründe hayır ve bereketin anneyle özdeşleştirilmesinin de annenin şefkat, bakım ve psikolojik istikrar sağlayan rolüne yönelik toplumsal farkındalığı yansıttığını ifade etti. Bunun babanın ya da diğer aile bireylerinin rolünü küçümsemek anlamına gelmediğini vurgulayan Tahira Dahil Tahir, çocuğun hem anne hem de babasıyla güvenli bir ilişki kurmaya ihtiyaç duyduğunu ve her iki ebeveynin de gelişiminde vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu dile getirdi.
‘Amaç, taraflardan birini diğerine üstün kılmak değil’
Velayetle ilgili her kararın bilimsel, psikolojik ve sosyal değerlendirmelere dayanması gerektiğini kaydeden Tahira Dahil Tahir, çocuğun ancak üstün yararı gerektirdiği durumlarda ebeveynlerinden biriyle doğal ve güvenli ilişkisinden mahrum bırakılabileceğini söyledi. Amaçlarının taraflardan birini diğerine üstün kılmak olmadığını ifade eden Tahira Dahil Tahir, asıl hedefin çocuğun temel aile bağlarını koruyarak güvenli ve istikrarlı bir ortamda büyüme hakkını güvence altına almak olduğunu kaydetti.
Tahira Dahil Tahir, "Annenin velayetten uzaklaştırılması, yıkılmış hisseden çocuklar yetiştirmemize neden oluyor. Halk arasında söylenen 'Annesiz ev haraptır' sözü, babanın daha az önemli olduğu anlamına gelmez; bu ifade annenin toplumun ortak hafızasında şefkatin, bakımın ve istikrarın kaynağı olarak görülen duygusal ve eğitsel konumunu yansıtır" diye ekledi.
‘Ortak sorumluluğa ilişkin toplumsal farkındalık artırılmalı’
Çocuk psikolojisi açısından yalnızca maddi ihtiyaçların karşılanmasının sağlıklı bir kişilik gelişimi için yeterli olmadığını söyleyen Tahira Dahil Tahir, "Çocuk aynı zamanda duygusal güvene, güçlü bağlara ve hayatındaki en önemli kişilerden birinden mahrum bırakılmadığını hissetmeye ihtiyaç duyar. Çocuğun üstün yararı gerektirmediği halde velayet kararlarıyla anne ya da babasıyla kurduğu doğal ilişkinin koparılması veya zayıflatılması, tüm maddi imkanlar sağlansa bile çocuğun güvenli dünyasının bir bölümünü kaybetmiş gibi hissetmesine yol açabilir" ifadelerini kullandı.
Anne ve babanın çocuk bakımındaki ortak sorumluluğuna ilişkin toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çeken Tahira Dahil Tahir, "Aile dayanışmasını güçlendiren, ruhsal huzuru destekleyen, aile içi şiddeti reddeden, özür dileme kültürünü yaygınlaştıran ve sorunların akılcı yöntemlerle çözülmesini teşvik eden bir anlayışı benimsemeliyiz. Çocukların sağlıklı gelişimi için modern ebeveynlik ve çocuk yetiştirme yöntemlerinin benimsenmesi büyük önem taşıyor" diyerek sözlerini tamamladı.