Gülistan Kılıç Koçyiğit: Güvenlik politikalarına neden bu kadar bütçe ayırıyorsunuz?

2027 bütçesinde savunmaya harcanan paya dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeyiz. Madem bu güvenlik politikalarına bu kadar bütçe ayırıyorsunuz, bunun barışla bağını nasıl kuruyorsunuz diye sormamız gerekiyor” dedi.

Ankara- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuştu.

İstanbul ve diğer kentlerde yaşanan sel felaketine değinen Gülistan Kılıç Koçyiğit, iktidarın kentlerde yarattığı tahribatın ve alınmayan önlemlerin can kayıplarını beraberinde getirdiğini belirtti.

‘Halkların iklim zirvesine çağrı yapıyoruz’

Gülistan Kılıç Koçyiğit, “AKP iktidarı ekolojik krizi de fırsata çevirip kentleri rant alanlarına çevirmenin yollarını arıyor. Bir de bütün bunların içerisinde şimdi COP 31’e Türkiye ev sahipliği yapacak. Bu anlayışla COP 31’de ne anlatmayı düşünüyorsunuz? Yani her yer talan edilmişken, gerçek anlamda insan yaşamı, doğa hiçbir şekilde önemsenmezken, kentlerin altı üstüne getirilmişken, yağmur suyunun toprakla buluşacağı neredeyse 1 metrekare alan kalmamışken, kentleri betona gömmüşken gidip COP 31’de ne anlatacaksınız, neyi ifade edeceksiniz? Bunu merak ediyoruz. Orada, COP 31’in içerisinde özellikle alternatif olarak düzenlenen halkların iklim zirvesine çağrı yaptığımızı ve asıl önemli olanın orada yan yana gelmek ve bütün bu iktidar ve rant ilişkilerinden arınmış bir iklim politikasını, bir çevre politikasını, bir doğa politikasını benimsemek olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Halklar yan yana gelmeli ve doğayla barışık, doğayla uyumlu bir kent ve yaşam inşa etmek için de yan yana gelip kendi planlarını, kendi düşüncelerini ortaya koymalı” sözlerini kullandı.

2027 bütçe görüşmeleri

Haftaya Meclis’te görüşmelerine başlanacak olan 2027 bütçesine dair konuşan Gülistan Kılıç Koçyiğit, iktidarın yine kendi bütçesini dayattığını ifade etti. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Demokratik bütün devletlerde bütçenin temel kaynağı halktır. Ama bütçe önceliklerinin belirlenmesinde de halkın görüşüne başvurulur ve bütçe süreçlerine halk dahil edilir. En önemlisi de bu, temsil sistemi üzerinden olur. Birçok gelişmiş demokraside de meclisler bütçeye müdahil olurlar. Bütçe hakkını gözetirler. ‘Parayı ben veriyorsam paranın nerede kullanılacağını da denetleme hakkı bendedir ya da temsilcilerimdedir’ anlayışı oturmuş, yerleşik bir kuraldır. Ama gelelim görelim ki AKP iktidarı çok açık ve net bir şekilde kendi bütçesini sarayda hazırlıyor, getiriyor, Meclis’e sunuyor. Bütçenin içerisine baktığımız zaman bütçe kalemlerinde her yıl bir önceki yılı aratacak bütçe teklifleriyle karşılaştığımızı görüyoruz. Şimdi vergi yükü halkta, emekçinin sırtına vergi yüklüyorlar. Kamu kaynaklarını faize aktarıyorlar. Savunma harcamalarını artırıyorlar. Sermayenin çıkarlarını ise maksimum düzeyde koruyorlar. Evet, karşımızdaki 2027 bütçesi de tıpkı 2026 ve ondan önceki bütçeler gibi aslında sermayenin bütçesidir” diye belirtti.

‘Vergide çok büyük bir eşitsizlik var’

Faize ve sermayeye giden milyonlar olduğunu söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Ne yapsak doyuramıyoruz. Ne yapsak açığı kapatamıyoruz. Ne yapsak borcu kapatamaz bir hale gelmişiz. 2027 yılında gelir vergisi gelirlerinin 5 trilyon 533 milyar liraya ulaşması bekleniyor. Bu, toplam bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 23,6’sı. Bu ülkede çalışanlar daha maaşlarını almadan paraları kaynağında kesilecek. Gelir vergisi diye Hazine’ye geçecek. Kamu emekçileri, özel sektör çalışanları, maaşla çalışan herkes gelir vergisi ödüyor. Ama bugün 2027 bütçesine de baktığımız zaman şirketlerden alınması beklenen kurumlar vergisi sadece ve sadece 2 trilyon 223 milyar. Bu tutar, emekçilerin ödediği paranın yüzde 40’ına denk geliyor. Yani arada bu kadar büyük bir uçurum, arada bu kadar büyük bir fark var. Vergiyi yoksul ödüyor. Vergiyi asgari ücretli ödüyor. Oysaki vergi sisteminde çok temel bir ilke var. Az kazanandan az, çok kazanandan çok alınır. Burada çok büyük bir eşitsizlik olduğunu; bir taraftan gelir vergisiyle ezilen yoksulun, emekçinin, ücretlinin, diğer taraftan dolaylı vergiler ve özellikle KDV, ÖTV üzerinden ikinci bir baskının altında olduğunu ve alım gücünün gün geçtikçe düştüğünü görüyoruz. Cebinde bir çay içme parasını zor bulan insanlar, akşam evine ekmek götürmek için sabahtan akşama kadar çalışan insanlar, işte bu KDV’nin ve ÖTV’nin kaynağını oluşturuyorlar. Bunları ödeyen insanlar oluyorlar. O anlamıyla açık ve net söyleyelim: Bu vergi sistemiyle, bu bütçe anlayışıyla toplumu daha fazla yoksullaştırmaktan başka bir yere varılamıyor” diye belirtti.

Gülistan Kılıç Koçyiğit konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu ülkedeki her 100 liranın 17 lirası faize gidiyor. Buna dur diyen var mı? Hayır. Niye? Çünkü faizciler aynı zamanda yandaşlar. Çünkü faizciler aynı zamanda bu iktidardan beslenenler. Onun için faiz giderleri için ayrılan paranın da arttığını görüyoruz ki bunun bütçeye maliyeti çok açık ve net. Peki, bu faiz giderleri nerelerde kullanılabilirdi? Tarlasını ekemeyen çiftçiye ödenebilirdi. Gübre parası olarak, mazot parası olarak verilebilirdi. Sabahtan akşama kadar bir öğün yemek bulamayıp aç karınla sınıfa giren ve açlıktan sınıfta bayılan öğrencilere verilebilirdi. 28 bin liraya mahkûm edilen asgari ücretliye verilebilirdi. Şimdi diğer bir bölüm, aslında en önemlilerinden birisi de sosyal hizmetlere ayrılan pay. Bu payın arttığını görüyoruz. İnsan içinden diyor: ‘Ya, ne kadar iyi bir hükümet, değil mi? Sosyal hizmetlere, sosyal refaha da para ayırıyor.’ Hayır, değerli arkadaşlar, seçim geliyor. Bir seçim yatırımı yapıyorlar. İkincisi, bu ülkede sosyal yardımlara ayrılan bütçenin büyüklüğü, o ülkede yardıma muhtaç insan sayısının ne kadar yüksek olduğunu gösterir. AKP hükümeti bugün Türkiye’de yoksullukla mücadele etmiyor. Yoksulluğu yönetiyor. Yoksulu bağımlı kılıyor. Oy anlamında onu kendisine bağımlı kılıyor. Gerçek anlamda bu ülkede yoksulluğu bitirmek için hiçbir projeye, hiçbir yatırıma kulak vermiyor.

‘Güvenlik politikalarına neden bu kadar bütçe ayırıyorsunuz?’

Bütçenin en önemli payını yine savunma alıyor. Önemli bir artış var. Ne kadar? Yüzde 60,28’lik. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeyiz. Yeni bir döneme kapı aralıyoruz. O zaman sizin bu güvenlikçi politikalara ayırdığınız bütçeyi nasıl değerlendirmek gerekiyor? Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Silaha, çatışmaya giden bu bütçe artık halkın refahına gidecek’ demişti, değil mi? Halk da doğal olarak soruyor: Ne zaman refah olarak yansıyacak? Ne zaman soframızdaki ekmek büyüyecek? Bunu bütçedeki güvenlik politikalarından alıp halka vermeyi neden düşünmüyorsunuz? Ve madem bu güvenlik politikalarına bu kadar bütçe ayırıyorsunuz, bunun barışla bağını nasıl kuruyorsunuz, diye sormamız gerekiyor. O anlamıyla dilde barış varsa bütçede de barış olmalıdır. Dilde barış, bütçede güvenlikçi politikalar kabul edilebilir değil.

O anlamıyla çatışmalı dönemin sona ermesiyle ekonomik kaynakların kalkınmaya ve yatırıma aktarılması arasında önemli bir bağlantı olduğunu söylememiz gerekiyor. Bugün bölge insanı da Türkiye’deki bütün insanlar da şunu görüyor: Çatışma bittiyse kurşuna, mermiye, jete giden para bana yatırım olarak dönsün. Benim hayatımda anlamlı bir değişikliğe neden olsun. Refahım artsın. Sofram büyüsün istiyorum. Bu, en temel hakkıdır. O anlamıyla yeniden insanların sofrasını küçültecek bütçeleri getirip burada allayıp pullayıp halka ve bizlere satmaya kalkmayınız. Burada gerçekten bir samimiyet varsa biz barışın bütün sonuçlarını görmek istiyoruz. Bütçede de barışı görmek istiyoruz. Dilde de barışı görmek istiyoruz. Pratikte de barışı görmek istiyoruz. Yaşamın her alanında da barışı ve barışın sonuçlarını görmek istiyoruz.

Fon vurgunu

Buradan fon vurgununa geçmek istiyorum. Şimdi bir kanun teklifi hazırladılar. Biliyorsunuz, geçen hafta da Plan ve Bütçe Komisyonu’na geldi ve şöyle bir şey söylüyorlar. Devletin sermaye piyasalarında hukuka aykırılık, usulsüzlük ve yolsuzlukla mücadeledeki kararlılığının somut biçimde ortaya konulduğunu söylüyorlar. İnsan gerçekten dönüp bakmak istiyor. Hukuka aykırılıklar var. Siz neredesiniz? Usulsüzlükler var. Siz neredesiniz? Yolsuzlukla mücadelede hiç görünmüyorsunuz. O zaman gerçek ne? Bizim gerçeğe ihtiyacımız var. Bakın, ortada bir cinayet var. Ama biz katili bilmiyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Fon vurgununun müsebbibi AKP iktidarının bizzat kendisidir. AKP iktidarının liyakatsiz atamalarıyla koltuğa oturttuklarıdır. Yandaşlarıdır. Kendi adamlarıdır. Bir iki kişiden bahsetmiyoruz. Bir kişiye suçu yıkıp da buradaki büyük çarkı görmezden gelmemizi hiç kimse bekleyemez. Şimdi herkes Fatma Betül Sayan Kaya diyor. O bir kişi. Fon vurgununun bir faili. Peki, diğer failler kim? Şimdi bir de utanmadan, sıkılmadan getirmişler. Böyle bir gerekçeyle de yasa teklifi sunuyorlar.

Zaten işin başında SPK var. Yol veren SPK, yol veren BDDK, yol veren MASAK, yol veren Maliye Bakanlığı. Bütün bunlar bu sürecin bir paydaşıyken, bu sürecin müsebbibiyken, aynı kişiler kurumlarda devam ederken, hiçbir istifa olmamışken kalkıp bir de bu kurumların yetkisini artırmaya devam etmek, aslında çok açık ve net bir şekilde buradaki 500 bin insanın hakkını, hukukunu ikinci bir defa görmezden gelmek demektir.”