Lübnan’da iç baskılar ve bölgesel gelişmeler: Ülkeyi nasıl bir süreç bekliyor?
Lübnan'da güneyde uygulanmaya başlanan "pilot bölgeler" mekanizması, bir yandan gerilimin azaltılması umudunu güçlendirirken diğer yandan yeni bir tırmanma ihtimaline ilişkin endişeleri de beraberinde getiriyor.
RANA JOUNİ
Lübnan - Lübnan'ın güneyinde savaş fiilen sona ermiş değil. İsrail ordusunun çok sayıda kasabada büyük miktarda patlayıcı kullanarak her gün düzenlediği patlamalar, geriye kalan evleri ve altyapıyı da tahrip ederken, bölge halkında çatışmaların yeniden genişleyebileceği yönündeki kaygıları artırıyor.
Buna karşın Lübnan hükümeti, ABD'nin arabuluculuğunda ve katılımıyla yürütülen dolaylı müzakereler aracılığıyla ateşkesi kalıcı hale getirmek ve çözüm bekleyen dosyaları ele almak için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Bu çabalar sonucunda, Lübnan ordusunun girdiği "pilot bölgeler" uygulaması hayata geçirildi. Denemenin başarılı olması halinde uygulamanın daha geniş alanlara yayılması planlanıyor.
Ancak sahadaki ihlaller ve güvenlik gelişmeleri nedeniyle tablo hâlâ son derece karmaşık. Bu durum, Lübnan'ın daha geniş çaplı bir askeri çatışmaya mı sürükleneceği, yoksa gerilimin kontrollü düzeyde mi kalacağı sorularını gündeme getiriyor. Ayrıca bölgesel gelişmelerin ülke iç siyasetine nasıl yansıyacağı ve güvenlik ile siyaset alanında hangi senaryoların öne çıkacağı tartışılıyor.
'Karmaşık ve hassas bir tablo'

Siyasi analist Lara el-Haşim, özellikle güneyde uygulanmaya başlanan pilot bölgeler nedeniyle Lübnan'daki tablonun oldukça karmaşık olduğunu belirtti.
Pilot bölgelerden birinin İsrail'in daha önce kara operasyonları düzenlediği Batı Zoter beldesinde oluşturulduğunu ifade eden Lara el-Haşim, buna karşın İsrail güçlerinin komşu Doğu Zoter'de konuşlanmayı sürdürdüğünü söyledi.
İlk aşamadaki diğer iki bölge olan Frun ve Sarafand'ın ise doğrudan İsrail kontrolünde bulunmadığını belirten Lara el-Haşim, bu coğrafi farklılığın hem siyasi hem de güvenlik açısından soru işaretleri yarattığını dile getirdi.
Güneyde yaşayanların bu bölgelerin Lübnan devletine devredilmesini tam anlamıyla bir başarı olarak görmediğini ifade eden Lara el-Haşim, “Geniş çaplı yıkıma uğrayan onlarca yerleşim yeri hâlâ normal yaşama dönemedi ve çok sayıda kişi köylerine geri dönüş yapamadı” dedi.
Sınır hattında bulunan yaklaşık 70 kasabanın neredeyse tamamen yıkıldığını belirten Lara el-Haşim, bu nedenle bölge halkının güvenli şekilde evlerine dönmesi sağlanmadan elde edilen herhangi bir ilerlemenin eksik kalacağını vurguladı.
Lara el-Haşim 'e göre Lübnan hükümeti bu süreci siyasi bir başarı olarak sunmak istiyorsa, pilot bölgelerin kapsamını aşamalı olarak genişletmeli ve uygulamayı uzun süre yalnızca bir ya da iki bölgeyle sınırlı tutmamalı. Lara el-Haşim ,aksi halde girişimin anlamını yitireceğini ifade etti.
Bu yaklaşımın Hizbullah ve Emel Hareketi'nin siyasi tutumuyla da örtüştüğünü belirten El-Haşim, her iki hareketin de pilot bölgelerin kademeli olarak genişletilmesini ve devlet otoritesinin güneyde yeniden tesis edilmesini savunduğunu söyledi.
Ancak coğrafi gerçeklerin siyasi süreci daha da karmaşık hale getirdiğini kaydeden Lara el-Haşim, Lübnan'daki siyasi aktörlerin bu konuda ortak bir görüşe sahip olmadığını, sınır bölgelerinin yönetimi ve uygulamanın nasıl hayata geçirileceği konusunda farklı yaklaşımlar bulunduğunu ifade etti.
'Siyasi yaklaşımlar farklı'
Lara el-Haşim, Hizbullah ve Emel Hareketi'nin İsrail'in Lübnan topraklarından derhal ve tamamen çekilmesini istediğini, buna karşılık Lübnan hükümetinin ise İsrail ordusunun geri çekilmesi ve Lübnan ordusunun yeniden konuşlanmasına paralel olarak pilot bölgelerin aşamalı biçimde genişletilmesini savunduğunu belirtti.
Bu sürecin kademeli ilerlemesi gerektiğini ifade eden Lara el-Haşim, savaşın yalnızca daha fazla yıkım ve can kaybına yol açtığını, müzakerelerin ise çatışmanın siyasi ve barışçıl yöntemlerle yönetilmesinin bir parçası olduğunu söyledi.
Lübnan'ın son derece hassas bir döneme girdiğini belirten Lara el-Haşim, siyasi ve diplomatik girişimlerin tamamlanmaması halinde güvenlik geriliminin süreceğini ve iç siyasi ayrışmanın daha da derinleşebileceğini ifade etti.
Güney halkının Lübnan ordusuna güvendiğini söyleyen Lara el-Haşim, ordunun siyasi otoritenin kararlarını uygulayan ve toplumsal barışı korumakla yükümlü kurum olduğunu vurguladı.
İsrail'in Lübnan topraklarından tamamen çekilmeye yönelik bir irade ortaya koyduğuna dair herhangi bir işaret bulunmadığını belirten Lara el-Haşim, İsrail hükümetinin açıklamalarının da bu yaklaşımı yansıttığını söyledi.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun yaklaşan seçimler nedeniyle iç siyasi baskılar altında bulunduğunu belirten Lara el-Haşim, özellikle aşırı sağın askeri tırmanmayı savunan tutumunun Netanyahu üzerindeki baskıyı artırdığını ve bunun da gerilim ihtimalini canlı tuttuğunu ifade etti.
Lübnan'ı ne bekliyor?
Lara el-Haşim, Lübnan'ın savaş mı yoksa kalıcı ateşkese mi yöneleceği konusunda kesin bir değerlendirme yapmak için henüz erken olduğunu söyledi.
Bugün Lübnan'ın birçok belirleyici unsurun kesiştiği kritik bir süreçten geçtiğini dile getiren Lara el-Haşim, bunların başında İsrail'deki seçim süreci, Lübnan hükümetinin silahın yalnızca devletin elinde toplanması yönündeki kararı, Hizbullah'ın silahlarını koruma konusundaki tutumu, yerinden edilen güney halkının evlerine dönme beklentisi ve Lübnan ordusunun üstlendiği sorumlulukların geldiğini ifade etti.
Bu unsurların, ülkenin önümüzdeki dönemde yeni bir tırmanmaya mı yoksa ateşkesin güçlendirilmesine mi yöneleceğini belirlemeyi zorlaştırdığını kaydeden Lara el-Haşim, Lübnan'ın fiilen hâlâ savaşın sonuçlarını yaşadığını ve güneyde patlamalar ile ateşkes ihlallerinin devam ettiğini söyledi.
Lara el-Haşim, Lübnan'daki gelişmelerin artık yalnızca iç dinamiklerle açıklanamayacağını belirterek, “Özellikle İran'daki gelişmeler ile Körfez ülkelerindeki siyasi ilişkiler ve bölgesel dengeler de Lübnan üzerindeki etkisi giderek arttı” değerlendirmesinde bulundu.
Lara el-Haşim, mevcut dönemin son derece hassas olduğunu belirterek, önümüzdeki günlerde yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gelişmesinin Lübnan'daki dengeleri doğrudan etkileyebileceğini söyledi.