Savaş cephelerinden yaşam cephesine uzanan direniş yolculuğu
Bedeninizden bir parça koparıldığında aynı güçle yola devam etmeniz mümkün mü? YPJ savaşçıları bu soruya “Onun yerine mücadeleyi daha güçlü sürdürme iradesi ve büyük bir güç oluştu" diye yanıtlıyor.
RONÎDA HACÎ
Hesekê - Kuzey ve Doğu Suriye’de halkın ağır yaşam koşulları ve aralıksız süren direnişine rağmen, acılar ve zorluklar içinde irade ile umudu büyüten başka bir mücadele hattı da var. Savaşta yaralanan gaziler, bugün de aynı ruh ve inançla yollarına devam ettiklerini belirterek, yaralanmanın mücadelenin sonu olmadığını ifade etti.
Ajansımıza konuşan savaş gazileri, cephede yaşadıkları deneyimleri ve direnişi sürdürme kararlılıklarını anlattı.
Vücudunda savaşın izleri: Yaralarımla yaşamı tanıdım
Savaş gazilerinden Feraşîn, Kuzey Kürdistan'ın Sêrt kentinden. 2013 yılında YPJ saflarına katıldığını belirten Feraşîn, bu kararın kendisinde yeni bir güç ve inanç yarattığını söyleyerek, savaş boyunca yalnızca bir savaşçı olarak değil, morali ve sesiyle de arkadaşlarına destek olduğunu dile getirdi. IŞİD’e karşı yürütülen Rakka operasyonunda bir bombanın isabet etmesi sonucu yaralandığını ve şarapnel parçalarının hala vücudunda bulunduğunu belirten Feraşîn, “Rakka'da yaralandığım gün yaşamı bambaşka bir gözle tanıdım. Amacım ülkeyi işgalden kurtarmak, halkı katliam ve yok edilmekten korumaktı" dedi.
YPJ'nin kendisi için yalnızca askeri bir güç olmadığını, aynı zamanda yüzlerce gazi ve şehidin tanıklık ettiği bir direniş mirası olduğunu söyleyen Feraşîn, "Birçok savaş alanında, özellikle ön cephelerde kadın savaşçılar belirleyici rol oynadı. Bize karşı ileri teknoloji ve savaş uçakları kullanılmasına rağmen direniş iradesi korundu. Halkların birliği ve devrim yıllarında edinilen deneyim, halkın YPJ ile bağını daha da güçlendirdi. Bugünkü savaş koşulları değişmiş olsa da YPJ görmezden gelinemez. Suriye geçici yönetimi YPJ'yi kabul etmiyor. Ancak biz bunu kabul ettirecek ve ikna edeceğiz. Çünkü YPJ, yüzlerce gazi ve şehidin tanıklık ettiği bir mücadele mirasıdır" sözlerine dikkat çekti.
‘Bizimle göğüs göğüse savaşamadılar’
Ön cephelerde en büyük rolü YPJ savaşçılarının üstlendiğini söyleyen Feraşîn, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz YPJ olarak kendimizi Önder Apo'nun fikir ve felsefesi temelinde inşa ettik ve mücadelemizi bu çizgide sürdüreceğiz. YPJ'ye karşı ileri teknoloji ve savaş uçakları kullanıldı, ancak bizimle göğüs göğüse savaşamadılar. Kobanê'de YPJ öncülüğünde devletlerin teknolojik üstünlüğü boşa çıkarıldı, birlik ve zafer ortaya çıktı. Çünkü bizim temel aldığımız felsefe halkların ortak yaşamına dayanıyor. Bugün yeniden Rakka'da birçok kişi QSD ve YPJ'yi göreve çağırıyor. Bu da bizim için büyük bir umut kaynağıdır."
‘Halk kendi gücüne YPJ’ye sahip çıkıyor’
Tişrîn Barajı'ndaki direnişin kendileri için güç ve umudun sembolü olduğunu belirten Feraşîn, "Orada devrimci halkın ruhu ortaya çıktı. Bu direnişe anneler öncülük etti. 'Biz ölümden daha büyüğüz' sözü orada hayat buldu. YPJ halkı için canını ortaya koydu, bu yüzden halk da kendi gücüne sahip çıkıyor. Gelinen aşamada Suriye yeni bir inşa süreci içeresinde. Bugün YPJ, Suriye Savunma Bakanlığı bünyesinde kabul edilmezse eşit, çoğulcu ve demokratik bir Suriye kurulamaz" diyerek sözlerini noktaladı.
Savaş gazisi Dîdem Dîrîk ise Arap toplumundan bir kadın olarak mücadeleye katılmasının, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın fikir ve felsefesini tanımasıyla başladığını kaydetti. Dîdem Dîrîk, "Bu felsefe toplumlarda büyük bir değişim yarattı ve özellikle kadınlar üzerinde derin bir etki bıraktı. Önder Öcalan'ın özgürlük felsefesi kadınların özüne dönmesinin yolunu açtı. Bugün kadınların ulaştığı tüm kazanımların temelinde bu düşünce vardır" şeklinde konuştu.
‘Düşman direniş irademizi kıramaz’
Değerlendirmesinde Halep'in Şêx Meqsûd Mahallesi'nde yaşanan tarihi direnişe de değinen Dîdem Dîrîk o çatışmalarda yer aldığını ve çok ağır koşullarla karşı karşıya kaldığını anlattı. Dîdem Dîrîk, "Düşmanlarımızın irademizi kırmak için nasıl birleştiğini gördük. On binlerce çete ve en gelişmiş askeri teknolojiyle saldırdılar. Tüm ağır silahlar kullanılmasına rağmen belirleyici olan bizim düşüncemiz ve direnişimizdi. Düşman her şeyi yapabilir ama direniş irademizi asla kıramaz" diye belirtti.
Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde kadınların öncülüğünde büyük bir direniş yürütüldüğünü hatırlatan Dîdem Dîrîk, "Hastanedeydik, halk ve çocuklar da oradaydı. Bir yandan savaşıyor, diğer yandan sağlık hizmeti veriyorduk. Kuşatma altındaki halka yardım etmeye çalışıyorduk. Su ve yiyecek kalmamıştı. Çocuklar ve kadınlar en ağır koşulları yaşıyordu. Çocuklara su yerine serum vermek zorunda kalıyorduk. Bu bizim için en ağır acılardan biriydi" ifadelerinde bulundu.
‘Bedenimizin bir parçasını kaybettik ama daha büyük bir güç oluştu’
Dîdem Dîrîk, Şêx Meqsûd direnişinin kadınların en ağır koşullarda bile yaşamın gücü olabileceğini gösterdiğini kaydetti. Dîdem Dîrîk, "Ben ve Şehit Deniz aynı taburdaydık. Çatışmalar sırasında bacağımdan yaralandım ve hastaneye kaldırıldım. Oradayken Şehit Deniz'in yaşamını yitirdiğini öğrendim. Kendime iyileşeceğime, yeniden ayağa kalkacağıma ve yoldaşlarımın mücadelesini sürdüreceğime dair söz verdim. Evet, bedenimizin bir parçasını kaybettik ama onun yerine içimizde mücadeleyi sürdürme iradesi ve çok daha büyük bir güç oluştu" dedi.