‘Kadınlar savaşların yalnızca mağduru değil, barışın da kurucusu olmalı’
Filistin, Sudan, Lübnan ve Irak’tan kadın aktivistlerin katıldığı uluslararası panelde, kadınların savaş ve kriz dönemlerinde yalnızca mağdur olarak görülmemesi gerektiği vurgulandı.
Haber Merkezi- Ortadoğu ve Kuzey Afrika Demokratik Kadın Koalisyonu (NADA) tarafından çevrim içi olarak düzenlenen “Savaşlar ve Uzayan Krizler Karşısında Kadınlar: Öz Korunmadan Kapsamlı Güvenlik ve Barışın İnşasına – Filistin, Sudan, Lübnan ve Irak’tan Ortak Perspektifler” başlıklı panelde, kadınların savaş ve çatışma süreçlerindeki rolü ele alındı.
Katılımcılar, kadınların yalnızca savaş mağduru olarak gösterilmesine son verilmesi gerektiğini belirterek, uluslararası kuruluşların raporlarında kadınların sadece istatistiksel verilerle anılmasının yetersiz olduğunu ifade etti. Kadınların karar alma süreçlerinde yer almasının ve kapsamlı barışın inşasında etkin ortaklar olarak kabul edilmesinin önemine dikkat çekildi.
Kadınlar aktif özneler
Panelde yapılan konuşmalarda, Sudan, Gazze ve Suriye’de kadınların son yıllarda öz örgütlenme, toplumsal dayanışma ve öz savunma alanlarında önemli deneyimler geliştirdiği vurgulandı. Kadınların yalnızca gözlemci değil, toplumsal direniş ve dayanışmanın aktif öznesi olduğu belirtildi.
Katılımcılar ayrıca bölgede yükselen muhafazakar ve kadın karşıtı eğilimlerin kadın hareketlerinin kazanımlarını tehdit ettiğine işaret etti. Özellikle Suriye örneğinde görüldüğü gibi, çatışmaların yalnızca iç dinamiklerle sınırlı olmadığı, dış müdahalelerin de süreci derinleştirdiği ifade edildi. Bu nedenle kadınlar arasında deneyim paylaşımı, ortak mücadele ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
‘Lübnan’da yaşananlar bir savaş değil’
Lübnanlı aktivist Hadice el-Hüseyni, Lübnan’da yaşananların klasik anlamda bir savaş olarak tanımlanamayacağını belirterek, ortada eşit iki tarafın değil, “saldırgan ve mağdurun” bulunduğunu söyledi. Yaşananları Filistin’deki sürece benzer şekilde etnik temizlik girişimi olarak nitelendiren Hadice el-Hüseyni, İsrail’in ateşkes ilanlarına rağmen saldırılarını sürdürdüğünü ifade etti.
‘Her şey hedef alınıyor’
Hadice el-Hüseyni, sınır köyleri, Beyrut’un güney banliyöleri ve Bekaa Vadisi’nde büyük yıkım yaşandığını aktarırken, İsrail’in oluşturduğu “sarı hat” ya da “ölüm bölgesi” uygulamasının Gazze’deki benzer politikaları hatırlattığını söyledi.
1 Haziran itibarıyla yaklaşık 1 milyon kişinin yerinden edildiğini, 3 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini ve 10 binden fazla kişinin yaralandığını belirten Hadice el-Hüseyni, savaşın yalnızca insanları değil, tarımı, su kaynaklarını, kültürel mirası ve kırsal ekonomiyi de hedef aldığını dile getirdi.
Kadınların savaş koşullarında erkeklerle aynı tehlikelerle karşı karşıya kaldığını ancak hamilelik, emzirme ve regl gibi ek sağlık ihtiyaçları nedeniyle daha ağır yükler taşıdığını belirten Hadice el-Hüseyni, buna rağmen kadınların kendilerini mağdur olarak görmediğini vurguladı. Kadınların sahada sağlık hizmeti sunduğunu, yardım faaliyetlerine katıldığını ve gazetecilik yaptığını ifade eden Hadice el-Hüseyni, kadın gazetecilerin özellikle hedef alınmasının nedeninin “özgür sözden duyulan korku” olduğunu söyledi.
‘İsrail sadece bedeni değil, yaşamın tüm unsurlarını hedef alıyor’
NADA bünyesindeki Filistin Kadın Komiteleri Birliği temsilcisi ve Gazze’den gazeteci İslam Ebu Sarrar ise Filistinli kadınların yaşadığı çok yönlü güvenlik sorunlarına dikkat çekti.
Ebu Sarrar, İsrail’in yalnızca insan bedenini değil, yaşamın tüm unsurlarını hedef aldığını belirterek, kadınların yürüttüğü küçük ölçekli ekonomik girişimlerin yok edildiğini, birçok kadının gelir kaynaklarını ve evlerini kaybettikten sonra tek başına ailesinin geçimini üstlenmek zorunda kaldığını söyledi.
Gazze’deki kuşatma ve açlığın kadınların gıda güvenliğini ciddi biçimde etkilediğini ifade eden Ebu Sarrar, kadınların aileleri için ekmek ve su bulabilmek adına saatlerce beklemek zorunda kaldığını aktardı. Sürekli yerinden edilmelerin ise kadınların dayanışma ağlarını zayıflattığını belirtti.
Psikolojik travmaların da derinleştiğini vurgulayan Ebu Sarrar, çocuklarını kaybeden veya sürekli bombardıman altında yaşayan kadınların ağır ruhsal sorunlarla mücadele ettiğini söyledi. Kadınların aynı zamanda siyasi karar alma ve barış süreçlerinden dışlandığını, Batı Şeria’da ise tutuklamalar ve mülksüzleştirme politikalarıyla karşı karşıya kaldığını kaydetti.
Tüm bu zorluklara rağmen Filistinli kadınların mağduriyetle sınırlı kalmadığını belirten Ebu Sarrar, kadınların ailelerini ayakta tuttuğunu, sığınma merkezlerini yönettiğini, yerinden edilenlere destek olduğunu ve gazetecilik faaliyetleriyle yaşananları dünyaya duyurduğunu ifade etti.
Sudanlı kadınlardan öz savunma ve dayanışma örnekleri
Yönetim ve kamu politikaları uzmanı Sudanlı aktivist Rim Farah da Sudan’da kadınların cinsel şiddet, zorunlu göç ve temel hizmetlere erişim sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını söyledi.
Kadınların özellikle üreme sağlığı hizmetlerine ulaşmakta ciddi güçlükler yaşadığını belirten Rim Farah, buna rağmen kadınların hayatta kalmak ve toplumlarını korumak için öz örgütlenmeler geliştirdiğini ifade etti.
Rim Farah, Sudanlı kadınların risklere rağmen koruyucu müdahale ekipleri oluşturduğunu, yeni iletişim ve dayanışma yöntemleri geliştirerek hem kendilerini hem de çevrelerini korumayı başardığını söyledi.
‘Kadınların elde ettiği kazanımlar korunmalı’
Kadın hakları savunucusu ve siyasetçi Emine Ömer ise Kuzey ve Doğu Suriye’deki özyönetim deneyiminin kadınların karar alma mekanizmalarına katılımı açısından önemli bir model oluşturduğunu belirtti.
Kadın Koruma Birlikleri ve siyasi yapılarda elde edilen temsil gücünün kadınların toplumsal ve siyasal yaşamda önemli kazanımlar elde etmesini sağladığını ifade eden Ömer, bu deneyimin bölgedeki birçok kadın için ilham kaynağı olduğunu söyledi.
Ancak son dönemde yükselen gerici eğilimlerin bu kazanımları tehdit ettiğini belirten Emine Ömer, kadınların elde ettiği ilerici modellerin korunması ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
‘Çatışmalar sadece iç dinamiklerle açıklanamaz’
Sudanlı kadın hakları aktivisti Nimat Koko da özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’deki kadın deneyiminin desteklenmesi gerektiğini belirterek, bölgedeki çatışmaların yalnızca iç nedenlerle açıklanamayacağını söyledi.
Nimat Koko, bölgesel ve uluslararası müdahalelerin çatışmaları derinleştirdiğini ifade ederken, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki kadınların karar alma süreçlerinde daha etkin rol alabilmesi için dayanışma, ortak mücadele ve deneyim paylaşımının sürdürülmesi gerektiğini kaydetti.