Küresel sloganlar var ama kadınları koruyan mekanizma yok

BM’nin savaşlarda cinsel şiddete karşı uluslararası mücadele çağrısından yalnızca bir yıl sonra, IŞİD’in Musul’da 19 genç Êzidî kadını yanıcı maddeyle katletmesi kadınları korumada uluslararası sistemin yetersizliğini gözler önüne serdi.

HEVİ SELAH

Silêmanî - Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2015’te 19 Haziran'ı “Savaşlarda Cinsel Şiddetin Bir Silah Olarak Kullanılmasına Son Verilmesi İçin Uluslararası Gün” olarak ilan etti

Ancak bu tarihi kararın üzerinden yalnızca bir yıl geçmişken, 2016’da dünya ilk anma etkinliklerine hazırlanırken, IŞİD’in Musul’da gerçekleştirdikleri korkunç bir saldırıyla uluslararası hukuk mekanizmalarının, uygulanmasını sağlayacak gerçek bir siyasi ve askeri irade olmadığında kadınların korunamadığı da ortaya çıktı.

Musul’da köle pazarları ve insanlık değerlerinin çöküşü

IŞİD, Şengal ve çevresini işgal ettikten sonra binlerce Êzidî kadın ve çocuğu savaş ganimeti olarak kaçırıp Musul’a götürdü. O dönemde bu çete yapısının fiili başkenti haline gelen kentte, insanların alınıp satıldığı resmi köle pazarları kuruldu.

Bu pazarlarda genç kadınlar köle olarak satılıyor, çetelerin çarpıtılmış dini fetvalarıyla bedenlerine yönelik saldırılar meşrulaştırılıyordu. Ancak söz konusu 19 genç Êzidî kızın hikâyesi farklıydı. Onlar, silahlı militanların vahşeti karşısında boyun eğmemeye ve inançlarını, kimliklerini ve onurlarını korumaya karar verdiler.

Êzidî kadınlar IŞİD’e karşı direnişi

O dönemde Musul’dan elde edilen doğrulanmış bilgilere göre, yaşları 14 ile 25 arasında değişen bu 19 genç kadın, uzun süre IŞİD hapishanelerinde ve özel kamplarında ağır fiziksel ve psikolojik işkencelere maruz bırakıldı.

Her türlü aşağılamaya rağmen, çete liderlerinin taleplerini kabul etmeyi, din değiştirmeyi ya da çeteler arasında sürekli el değiştiren bir cinsel araç haline gelmeyi reddettiler. Bu direniş, IŞİD yöneticilerinin büyük öfkesine yol açtı.

İradelerini kıramayan örgüt, Musul’daki sözde şeri mahkemesi aracılığıyla genç kadınların topluca idam edilmesine karar verdi. Amaç, diğer kadın esirlere gözdağı vermekti.

Demir kafes ve diri diri yakma cezası

Bu infaz yöntemi, insanlık dışı acımasızlığın en üst düzey örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti. 2 Haziran 2016’da Musul kent merkezinde, yüzlerce kişinin gözü önünde 19 Êzidî genç kadın büyük bir demir kafese kapatıldı.

IŞİD çeteleri kafesin üzerine yanıcı sıvılar dökerek ateşe verdi. Onurlarından vazgeçmeyen bu kadınlar, dini ve askeri faşizme karşı kadın direnişinin küresel bir sembolü haline geldi.

Uluslararası söylemler ile savaş mağdurlarının gerçeği arasındaki uçurum

Birleşmiş Milletler’in 19 Haziran’ı uluslararası gün ilan etmesinin amacı, cinsel şiddetin savaşların kaçınılmaz bir yan ürünü olarak değil, bir savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak görülmesini sağlamaktı.

Ancak Musul’da yaşananlar, New York’taki uluslararası söylemler ile sahadaki gerçeklik arasındaki büyük uçurumu ortaya koydu. Êzidî kızların bedenleri alevler içinde yanarken, Musul’a girip onları kurtarabilecek hızlı ve etkili bir uluslararası mekanizma bulunmuyordu.

Bu durum, uluslararası toplumun Ortadoğu’daki halkları ve toplulukları koruma konusundaki duyarsızlıklarını ve işlenen suçlara nasıl ortaklık ettiğinin en büyük örneklerinden biri olarak değerlendirildi.

Êzidî kimliğine karşı soykırım stratejisi olarak cinsel şiddet

Bu suç, uluslararası hukuk normları, Cenevre Sözleşmeleri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kararı çerçevesinde, Êzidî toplumuna yönelik soykırım sürecinin temel unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.

Çünkü IŞİD, cinsel şiddeti ve kadınların infazını sistematik bir strateji olarak kullanarak Êzidî toplumunun geleceğini yok etmeyi ve toplumsal yapısını parçalamayı hedefledi.

Bir kız çocuğunun ya da genç kadının kimliğini koruduğu için yakılarak katledilmesi, yalnızca bir bireyin öldürülmesi değil, özgürce yaşamak isteyen bir toplumun ruhunun da hedef alınması anlamına geliyor.

Şengal’in kapanmayan yaraları ve tarihi koruma sorumluluğu

Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, bu trajedinin psikolojik ve toplumsal etkileri hâlâ Şengal’de ve mülteci kamplarında yaşayan Êzidîlerin hayatında hissediliyor.

Bu nedenle 19 Haziran, Kürt halkı ve özellikle Êzidî toplumu için yalnızca resmi bir anma günü değil; aynı zamanda IŞİD’in vahşetine maruz kalanların anma günü olarak görülüyor.

Tarihçilerin, araştırmacıların ve medya kuruluşlarının bu 19 genç kadının direniş hikâyesini anlatmayı sürdürmesi gerekiyor. Böylece gelecek nesiller, onur ve özgürlüğün ne kadar ağır bedeller ödenerek korunduğunu unutmayacak.