Şengal Jineolojî Akademisi üyesi Sara Botan: Yaşadığımız acıları güce dönüştürmeliyiz

Êzidî toplumunun yaşadığı felaketlerin temel nedeninin öz savunma bilincinin eksikliği olduğunu belirten Sara Botan, kadınların yaşadığı acıları örgütlenme ve bilinçle güce dönüştürmesi gerektiğini vurguladı.

GULİSTAN EZÎZ

Şengal – Kürdistan’da hemen her gün kadınlara yönelik şiddet, savaş ve göç haberleri gündeme geliyor. “Bir kadın, polis tarafından öldürüldü”, “Gülistan ve Rojwelat nerede?”, “Rusya-Ukrayna savaşında kadınlar ve çocuklar başlıca mağdur oldu”, “Lübnan’da yüz binlerce kadın göçle karşı karşıya kaldı” başlıklı haberler, kadınların maruz kaldığı şiddetin boyutunu gözler önüne seriyor.

Neredeyse bu tür haberlerle gözümüzü açmadığımız bir gün yok. Tehlikeli kapitalist sistem yıllardır kadınlara çok sistematik bir şekilde saldırıyor. Bu saldırılar hem fiziksel, hem düşünsel hem de ideolojiktir. Erkek egemen güçler arasında hangi savaş ya da çatışma çıkarsa çıksın, hedef olanlar kadınlar ve çocuklar oluyor.

 

Birçok kişi bu gerçekleri görmüyor; görenler ise bilinçli ya da bilinçsiz şekilde yanlış yorumluyor. Peki kadınlara yönelik bu katliamların amacı nedir? Erkeklerin sürekli öldürmesi, öldürülenlerin ise kadınlar olması tesadüf müdür? Kadın mücadelesi bu katliamları engellemede ne kadar etkilidir? Gerçek kadın mücadelesi nasıl olmalıdır? Şengal Jineolojî Akademisi üyesi Sara Botan, konuyla ilgili ajansımızın sorularını yanıtladı.

*Bilindiği gibi kadınlara karşı farklı biçimlerde saldırılar vardır. Kapitalist moderniteyle birlikte saldırıların biçim ve yöntemleri daha da ağırlaştı. Sizce kadın kırımının amacı nedir?

Kadınların katledilmesi bugün ortaya çıkmış bir mesele değildir. Yüzyıllardır kadınlar saldırılara maruz kalıyor. Bu durum sadece Êzidî ve Kürt toplumunda değil, dünyanın her yerinde vardır. Bu katliamların amaçlarından biri toplumu ve toplumun değerlerini yok etmektir. Önder Apo, bu konuda şöyle diyor: “Birisi bir toplumu yok etmek isterse, önce kadınları hedef alır.” Bizim başımıza gelen ferman da bunu kanıtladı. Biz Êzidî kadınlar da bunu yaşadık. 2014 fermanında en çok kadınlar hedef alındı, katledildi ve kaçırıldı. Kültürümüzü, inancımızı ve tarihimizi yok etmek istediler. Toplumu yöneten, örgütleyen, geliştiren, toplumun kültürünü yaşatan ve insanları bir arada tutan aslında kadının kendisidir. Kadın şahsında bu toplumsallığı ortadan kaldırmak istiyorlar.

*Kadınların düşmanları kimdir? Kadınlar neden her yerde ve her alanda hedef oluyor?

Eskiden kadın merkezli kurulan toplumsal yapılarda kan dökme, katletme ve soykırım yoktu. Toplumlarda esas olan ortak çıkarlardı ve savunma da bunun üzerinden yapılırdı. Ancak günümüz sisteminde devlet sadece kendi çıkarı ve varlığı için çalışıyor; toplumları da bu uğurda kullanıyor ve kurban ediyor. Sistem, kadının toplum içindeki belirleyici rolü nedeniyle kadına saldırıyor. Kadının özüne dönüşün gerçekleşmesini istemiyor. Bugün Ortadoğu’da süren üçüncü dünya savaşında da görüyoruz ki devletlerin politikaları içinde halklar katlediliyor, toplumlar hedef alınıyor.

   

*Saldırılar hangi yöntemlerle gerçekleştiriliyor? Görüyoruz ki düşünsel ve psikolojik saldırılar, fiziksel saldırılardan daha tehlikelidir. Özellikle neden düşünsel ve psikolojik yollarla kadınlar hedef alınıyor?

Fiziksel saldırıların yanında kadınlara yönelik çok sayıda düşünsel saldırı da yürütülüyor. En tehlikeli saldırı da düşünsel saldırıdır. Kadınların psikolojisiyle oynamak ve onları teslim almak istiyorlar. Saldırılar sadece dışarıdan gelmiyor; içeride de kadınlara yönelik çok sayıda düşünsel saldırı var. Bu şekilde kadınlar üzerinde etkide bulunuyor, kadın intiharlarının, yaşamdan kopuşun ve toplumdan uzaklaşmanın önünü açıyorlar. Kadın toplumla doğrudan bütünleşemediğinde, toplumun onun etrafında birleşmesine izin verilmediğinde, bu durum önce yabancılaşmaya yol açıyor; ardından kadınları ve toplumu yok oluşla karşı karşıya bırakıyor. Böylece kadınlar özlerinden uzaklaştırılıyor. Düşünsel ve psikolojik saldırılar, fiziksel saldırılardan daha tehlikeli olup kadınlar üzerinde daha büyük etki yaratıyor.

*Êzidî kadınlarına yönelik de saldırılar ve katliamlar var. Buna karşı neler yapılmalı ve öz savunma mekanizmaları nasıl olmalı?

Êzidî kadınlar bu saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Hala da fermandan kaynaklı oluşan psikolojik etkinin altında yaşıyorlar. Bugün bile pazarlarda alınıp satılan Êzidî kadınlarının yaşadıkları, tüm Êzidî kadınlar üzerinde etki yaratıyor ve onları yaşamdan uzaklaştırabiliyor. Kadın yaşamdan koparıldığında fiziksel saldırıların önü açılıyor. Biz Şengal Jineolojî Akademisi olarak Êzidî kadınlarını yeniden özlerine ve ortak, huzurlu yaşamlarına döndürebilmek için mücadele yürütüyoruz. Fermandaki etkinin kadınlar şahsında toplum üzerindeki etkilerini ortadan kaldırmaya ve mevcut sorunlarına çözüm olmaya çalışıyoruz.

*Bu katliamların önüne geçmek için ne yapılmalı? Düşünsel savunma nedir?

Kadınların eğitilmesi, bilinçlendirilmesi ve örgütlenmesi çok önemlidir. Çünkü en temel savunma düşünce alanında yapılan savunmadır. Êzidî kadınları artık eski çaresiz kadınlar değildir. Bugün Şengal’de Êzidî kadınları diğer topluluklardaki kadınlara da öncülük edebilecek durumdadır. Kurumları ve yapıları oluşturulmuştur. Artık cehaletten ve yok etme saldırılarından kurtulabilmeleri için önlerinde bir umut yolu açılmıştır. Bu da Önder Apo’nun düşünce ve felsefesi sayesinde gerçekleşmiştir. Fermana karşı duranlar da Önder Apo’nun felsefesi ve savaşçılarıydı.

*Kadınların dayanışması, birlikteliği ve ortaklığı nasıl sağlanabilir? Kadınların birlik ve örgütlülüğü neden bu kadar önemlidir?

Biz Şengal Jineolojî Akademisi olarak doğru bir öncülük yapmak istiyoruz. Çünkü tarihte Êzidî kadınlarının rolü ve misyonu açıkça ortaya çıkmıştır. Biz de onların izinden yürümek istiyoruz. Özellikle son yıllarda Êzidî kadınlarına yönelik saldırılar arttı. Kadınlar düşünsel, ideolojik ve örgütsel açıdan ne kadar bilinçlenirse, sistemin saldırıları da o kadar artıyor. Tam da kadınlara yönelik saldırıların yoğunlaştığı böyle bir dönemde kadınların dayanışması, birlikteliği ve ortaklığı çok önemlidir. Çünkü sorunlarımızı birbirimizle paylaşabilmeli ve birlikte çözebilmeliyiz.

Savunma yalnızca silah taşımakla olmaz. Eğer derin bir bilinç ve farkındalığımız olsaydı, her alanda kendimizi koruyabilirdik. Bu da öz örgütlenme ve birlikle mümkündür. En büyük acıyı kadınlar çekiyor. Artık bu acıyı kendi içlerinde tutmamaları gerekiyor. Yaşadığımız acıları güce dönüştürmeli ve varlığımıza, kimliğimize sahip çıkabilmeliyiz. Êzidî toplumunun kimliğini, varlığını, inancını ve kültürünü koruyan kadındır. Bu da bir ya da iki kadınla mümkün olmaz. İçsel bir savunma olmadan askeri alanda da kendini koruyamazsın. Êzidî toplumunun yaşadığı felaketin nedeni, öz savunma bilincinin olmayışıydı.

*Ortak ve huzurlu yaşamın yolu nasıl kurulabilir, bunun çözümü nedir?

Demokratik ulus modeli, kadınlar ve tüm toplum için çözüm yoludur. Demokratik ulus anlayışında devlet egemenliğine yer yoktur. Kimse kimse üzerinde üstünlük kurmaz. Her düşünce, inanç ve toplum birlikte yaşar. Bu da mevcut sistemin sonu anlamına gelir. Bu yüzden saldırılar bu kadar sert oluyor. Eğer Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), DAİŞ gibi vahşi bir gücü yenebildiyse, bundan sonra artık hiç kimse kadınların iradesini ve direnişini yok edemez. Kadınlar, bu saldırı ve katliamlara karşı yürüttükleri mücadeleyle kendi köklerini sağlamlaştırdı. Zaten kadınlara ait bir savunma gücü de oluşturuldu ve bu durum Şengal’deki tüm kadınlara güç veriyor. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Êzidî kadınlarının siyaset, toplum, medya ve diğer alanlarda da bilinçlerini daha fazla geliştirmesi gerekiyor. En başta da kadınların kendilerini eğitme, örgütlenme ve toplumu koruma konusunda sorumluluk sahibi görmeleri gerekir.