Kadınların kazanımları tartışmaya açıldı: Tunus’ta geriye gidiş uyarısı

Tunus’ta Kişisel Statü Kanunu’nun değiştirilmesi talepleri, kadınların onlarca yıllık eşitlik mücadelesini tehdit ediyor.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus- Tunus, bağımsızlığın ardından modernleşme yolunu seçtiğinde, Kişisel Statü Kanunu açık bir ilan niteliğindeydi: Bu ülke, toplumunun yarısı olmadan inşa edilemez. Bu yasa, Tunuslu kadınların mücadelesinin bir ürünüydü; zincirleri yasadan önce kıran kadınların emeğiyle ortaya çıktı. Bu bir lütuf değil, bir hakkın kazanılmasıydı.

On yıllar geçti, mücadele durmadı. 2011 devrimi bu alanı daha da genişletti. Kadınlar yeni kazanımlar elde etti: Kadına yönelik şiddetle mücadele yasası ve seçilmiş meclislerde eşit temsil ilkesi… Ancak bu kazanımlar zamanla ortadan kaldırıldı. Her bir adım, kadının bu ülkenin kenarında değil, merkezinde olduğunu söylüyordu.

Bugün ise, yılların öncülük ve kadın direnişinin ardından, yeniden gerici sesler yükseliyor. Kadının eşit bir ortak olmasını hiçbir zaman kabullenemeyen bu sesler, bugün “revizyon” adı altında Kişisel Statü Kanunu’nu değiştirmeyi talep ediyor. Bununla birlikte, yakın zamanda parlamentoda kadınlar için erken emeklilik önerileri gündeme getirildi. Gerekçe “yorgunluk” olarak sunulsa da, asıl hedef açık: kadını yeniden eve hapsetmek.

Bu bir hukuki düzenleme değil, tarihin yeniden yazılması girişimidir. Modernlik kılığına bürünmekten yorulan ataerkillik, artık açıkça kendi haklarını talep ediyor: bizim sessizliğimiz, yokluğumuz ve sadece bir dekor olarak var olmamız.

Kadın haklarında gerileme yaşanıyor

Kişisel Statü Kanunu’nun değiştirilmesi, nafaka ve kadınlara tanınan birçok hakkın kaldırılması yönünde çağrılar artarken, Henn (Association HONNA) Derneği Başkanı İman Şerfi, mevcut durumu değerlendirerek, kadın haklarında gözle görülür bir gerileme yaşandığını belirtti.

İman Şerfi, Kişisel Statü Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştirilmesi yönünde baskılar ve çağrılar olduğunu, bunun da kadınların haklarını fazlasıyla genişlettiği veya erkeklere karşı adaletsizlik yarattığı iddialarına dayandırıldığını ifade etti.

Metin ile gerçeklik arasındaki uçurum

İman Şerfi, yasalarla tanınan hakların çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığını belirtti. Yasal düzenlemeler mevcut olsa da, pratikte bu hakların giderek zayıfladığını ve ortadan kalktığını, özellikle de toplumsal ve sivil baskının yetersizliği nedeniyle korunamadığını vurguladı.

Kadına yönelik şiddetin arttığına dikkat çeken İman Şerfi, kadının sürekli suçlanan taraf haline getirildiğini ve toplumda hala kadını “ev ve mutfakla” sınırlayan kalıplaşmış bakış açısının sürdüğünü söyledi.

Kadının yetkinliği

İman Şerfi, günümüz kadınının eğitimli ve bilinçli olduğunu; hakim, avukat, pilot, öğretmen olabildiği gibi aynı zamanda çiftçi ve ev emekçisi olduğunu ifade etti. Tüm bu kadınların ortak noktası, elde ettikleri kazanımları koruma hakkına sahip olmalarıdır.

İman Şerfi, Kişisel Statü Kanunu’nda yapılacak herhangi bir değişikliğin geriye değil, ileriye dönük olması gerektiğini vurgulayarak, Tunuslu kadının ülkenin en büyük kazanımı olduğunu belirtti.

‘Ölüm kamyonları’ ve gerçek öncelikler

İman Şerfi, tartışılması gereken daha acil konular olduğunu ifade ederek özellikle tarım işçisi kadınların taşındığı “ölüm kamyonları”na dikkat çekti. Bu kadınların insanlık dışı koşullarda, adeta “yük gibi” taşındığını ve bunun sık sık ölümcül kazalara yol açtığını belirtti. Kadınların yaşamını korumanın, yasal tartışmalardan daha önemli olduğunu vurguladı.

Ekonomik krizin ortasında çok eşlilik gibi tartışmaların gündeme getirilmesini eleştiren İman Şerfi, “Mevcut ekonomik koşullarda bunu kim karşılayabilir?” diyerek bu tartışmaları gerçeklikten kopuk olarak nitelendirdi.

Nafaka miktarlarının (örneğin 120 dinar) bir çocuğun tek bir dersinin masrafını bile karşılamadığını belirten İman Şerfi, bu durumda nafakanın kaldırılmasının ya da azaltılmasının kadınların yaşamını daha da zorlaştıracağını ifade etti.

Güvenli ulaşım talebi

İman Şerfi, hükümete ve ilgili kurumlara çağrıda bulunarak, kadın tarım işçileri için güvenli ulaşım imkânları sağlanması gerektiğini söyledi. Kadınların günlük olarak ölüm riskiyle karşı karşıya bırakılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Kadınların onurunun korunmasının, yaşamlarının korunmasıyla başladığını ifade etti.

Haklar mücadeleyle kazanıldı

İman Şerfi’ye göre, bugün Kişisel Statü Kanunu etrafında yürütülen tartışmalar, aslında “entelektüel bir lüks” ya da dikkat dağıtma çabasıdır. Bugün yürütülen tartışma yalnızca bir yasa değişikliği değildir; bu, bir ülkenin yönünün yeniden belirlenmesi girişimidir. Kişisel Statü Kanunu hiçbir zaman bir lütuf olmadı; Tunuslu kadınların mücadelesiyle kazanıldı. Bu yasa, kapalı kapılar ardında değil, onu taşıyan kadınların iradesiyle şekillenmiş bir toplumsal sözleşmedir.