Tunus’ta sivil alana baskı: Sınır Tanımayan Avukatlar’ın faaliyeti durduruldu
Tunus’ta “Sınır Tanımayan Avukatlar”ın faaliyetlerinin askıya alınması, sivil topluma yönelik baskının yeni halkası oldu. Aktivistler, bunun toplumsal barışı tehdit ettiğini söylüyor.
Tunus – İnsan hakları ve feminist aktivist Fethiye Hizem, Tunus’ta kadın ve insan hakları derneklerine yönelik artan baskıların, sivil toplum faaliyetlerinin devamlılığı için doğrudan bir tehdit haline geldiğini belirtti. Derneklerin tek tek hedef alınmasının toplumsal barışı tehdit ettiğini ve toplumun şiddet ile ihlallerle mücadele kapasitesini zayıflattığını vurguladı.
Tunus’taki kadın ve insan hakları dernekleri, özellikle dernek faaliyetlerini düzenleyen 88 sayılı kararnamede yapılması önerilen değişiklikler nedeniyle, varlıklarını tehdit eden artan zorluklarla karşı karşıya. Dün, Sınır Tanımayan Avukatlar örgütünün faaliyetlerinin askıya alınması geniş tepki çekti. Bu kararın, Tunus İnsan Hakları Savunma Ligi’nin faaliyetlerinin askıya alınmasından yalnızca iki hafta sonra gelmesi dikkat çekti.
İnsan hakları ve feminist aktivist Fethiye Hizem, sivil topluma yönelik artan baskıların “toplumun iradesini parçalama ve dayanışmasını kırma tehdidi taşıdığını” belirterek, 54 sayılı kararname ve ardından gelen “ağızları kapatma” politikasıyla birlikte ülkenin tehlikeli bir dönemeçten geçtiğini ifade etti.
Doğrudan baskı
Fethiye Hizem, Tunus İnsan Hakları Savunma Ligi ve “Sınır Tanımayan Avukatlar” örgütünün faaliyetlerinin askıya alınmasının ardından tehlikenin artık somut hale geldiğini belirtti. “Bugün tek bir yapının hedef alınması, yarın herkesin hedef alınmasının başlangıcıdır” diyerek, herhangi bir derneğe yönelik müdahalenin tüm sivil toplum yapısına yönelik bir saldırı olduğunu vurguladı. Bazı aktivistlerin bugün zorunlu olarak faaliyetlerini durdurmasının, gerekli adımlar atılmazsa birkaç ay içinde sivil toplum çalışmalarının tamamen felç olmasına yol açacağını ifade etti.
Sivil toplum örgütlerinin temel rolüne dikkat çeken Fethiye Hizem, bu yapıları kamu politikalarını denetleyen ve düzelten bir “karşı güç” olarak tanımladı. “Bu karşı gücün ortadan kaldırılması, toplumun kırılması anlamına gelir; bunu kabul etsek de etmesek de” dedi.
Kadın derneklerinin boğulması
Fethiye Hizem, kadın ve insan hakları derneklerinin özellikle 88 sayılı kararnameye yönelik değişiklik önerileri ve Merkez Bankası’nın yabancı fonlara ön denetim getirmesi nedeniyle sistematik bir “boğma girişimiyle” karşı karşıya olduğunu belirtti. Devletin bu derneklerin faaliyetlerini destekleyecek alternatif bir finansman sağlamadığını da vurguladı.
Derneklere yönelik baskının aslında en kırılgan kesimlere yönelik bir baskı olduğunu ifade eden Fethiye Hizem, kadınların hem Tunus’ta hem de dünyada “en kırılgan grup” olmaya devam ettiğini söyledi. Özellikle tarımda çalışan kadınların, herkesin gıda güvenliğini sağlamalarına rağmen en düşük ücretleri aldıklarına dikkat çekti.
Çarpıcı istatistikler paylaşan Fethiye Hizem, kadınların yüzde 70’inin aile içi şiddete maruz kaldığını, toplu taşıma ve kamusal alanlardaki şiddetin ise yüzde 90’ı aştığını belirtti. Bu koşullarda kadın örgütlerinin psikolojik ve hukuki destek için neredeyse tek sığınak haline geldiğini ifade etti.
Sivil toplum çalışmalarının bağımsızlığına yönelik müdahalenin yalnızca kadınların kazanımlarını değil, aynı zamanda toplumsal barışı ve eğitim kurumları ile iş yerlerinde yaygınlaşan şiddet ve tacizle mücadele kapasitesini de tehdit ettiğini söyledi.
Sendikaların zayıflatılması ve ara yapıların hedef alınması
Fethiye Hizem, Tunus Genel İşçi Sendikası ve diğer ara yapılara yönelik tutumu da eleştirerek, işçilere ait mali kesintilerin kaldırılmasının “sendikayı diz çöktürmek ve hareket kabiliyetini felç etmek” amacı taşıdığını belirtti. Bu ara yapıların ortadan kaldırılmasının tüm toplum için büyük bir felaket olacağını ifade etti.
İki yılı aşkın süredir yargılanmadan cezaevinde tutulan Saadiye Misbah ve Leyla gibi aktivistlere, ayrıca yakın zamanda serbest bırakılan Selva Grisa’ya dikkat çekti.
Sivil direniş çağrısı
Fethiye Hizem, tüm kesimleri “sivil direniş” başlığı altında birleşmeye çağırarak, bunun kendi başına bir amaç değil, sivil toplumun devamlılığını sağlamak için vazgeçilmez bir araç olduğunu söyledi. Mevcut durumu, Tunus’un uzun süredir görmediği bir “otoriter uygulama” olarak nitelendirerek, Burgiba dönemi “babacılığı” ve Bin Ali dönemindeki “otoriterlik” ile kıyasladı.
Filistin meselesinde çarpıcı çelişki
Fethiye Hizem, konuşmasını “çarpıcı bir çelişki” olarak nitelendirdiği resmi tutumu eleştirerek tamamladı. Devlet başkanının Filistin’e destek söylemleri kullandığını, ancak Filistin davasıyla fiilen dayanışma gösteren aktivistlerin cezalandırıldığını belirtti.
“Filistinli esirler işgal altında idam yasalarıyla karşı karşıyayken Tunus devleti sessiz kalıyor. Daha da vahimi, işgal tarafından serbest bırakılan bazı aktivistlerin Tunus’ta belirsiz sürelerle yeniden hapsedildiğini görüyoruz” dedi.
Son olarak tüm aktivistlere ve derneklere birlik ve dayanışma çağrısı yapan Fethiye Hizem, bu politikanın devam etmesi halinde Tunus’un “her an patlayabilecek ve çöküşe sürüklenebilecek derin bir krize” gireceği uyarısında bulundu.