‘Halk Meclisi seçimleri kadın temsilindeki eşitsizliği ortaya koydu’
Suriye’de Halk Meclisi'nde 210 üyeden yalnızca 20'sinin kadın olmasının siyasi dışlanmayı gözler önüne serdiğini belirten kadınlar, kadınların karar alma mekanizmalarında eşit temsilini güvence altına alacak anayasal ve yasal düzenlemeler çağrısı yaptı.
ASMAA MUHAMMED
Qamişlo- Suriye'de siyasi geçiş süreciyle birlikte siyasi sistem ve yasama kurumlarında kapsamlı değişiklikler yaşanırken, Halk Meclisi seçimleri alışılmışın dışında yöntemlerle gerçekleştirildi. Seçimlerde yürütme organı tarafından belirlenen seçim kurulları görev alırken, meclis üyelerinin üçte biri de doğrudan cumhurbaşkanı tarafından atandı. Bu yöntemler, demokratik temsil ilkeleriyle ne ölçüde örtüştüğü ve halkın tüm kesimlerinin iradesini yansıtıp yansıtmadığı konusunda geniş tartışmalara yol açtı.
Seçimlerin ardından kadın temsili ise oldukça sınırlı kaldı. 210 sandalyeli Halk Meclisi'nde yalnızca 20 kadın yer aldı. Toplumun tüm kesimlerini yansıtması beklenen yasama organındaki bu tablo, kadınların siyasi temsiline ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Kadınların savaş yıllarında ve ülkenin yaşadığı toplumsal ile siyasi dönüşüm sürecinde üstlendiği role rağmen mecliste yeterince temsil edilmemesi eleştirilere neden oldu.
‘Kadınların gerçek rolü yansıtılmadı’

Kadın hak savunucuları da Halk Meclisi'ndeki kadın temsilinin yetersizliğine dikkat çekerek, meclisin oluşturulma yönteminin kadınların karar alma ve yasama süreçlerine etkin katılımını sağlamadığını belirtti. Mevcut yapının kadınların Suriye toplumundaki gerçek rolünü yansıtmadığını ifade eden aktivistler, kadınların siyasal karar mekanizmalarında hala yapısal engellerle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Kuzey ve Doğu Suriye Kadın Meclisi Koordinasyonu üyesi Emine Ömer, Halk Meclisi'nin oluşturulma yöntemini eleştirerek, meclisin doğrudan ve özgür seçimlerle değil, büyük ölçüde atamaya dayalı bir sistemle şekillendirildiğini söyledi. Bu yöntemin halkın siyasal sürece katılımını sınırlandırdığını ve ülkenin toplumsal ile siyasi çeşitliliğini yansıtmayan dengesiz bir temsil ortaya çıkardığını belirten Emine Ömer, seçim modelinin son yıllarda yaşanan toplumsal dönüşümü de göz ardı ettiğini ifade etti. Kadınların savaş boyunca insani yardım ve siyaset alanında önemli sorumluluklar üstlendiğini, göç, yerinden edilme, yakınlarını kaybetme ve tutuklanma gibi ağır bedeller ödediğini hatırlatan Emine Ömer, buna rağmen bu gerçekliğin meclisin mevcut yapısına yansımadığını dile getirdi.
Yapısal bir dışlanma
Kadın temsilinin son derece sınırlı kaldığına dikkat çeken Emine Ömer, Halk Meclisi'nde yalnızca 20 kadının yer almasını, kadınların kamusal yaşamdaki gerçek varlığını ve kriz sürecindeki katkılarını yansıtmayan yapısal bir dışlanma olarak değerlendirdi. Mevcut meclis yapısının Suriye'nin farklı toplumsal kesimlerini dengeli biçimde temsil etmediğini belirten Emine Ömer, bu nedenle meclisin "sembolik bir meclis" niteliği taşıdığını ve yasama ile denetim işlevini zayıflattığını söyledi.
Kadınların mecliste yeterince temsil edilmemesinin yalnızca sayısal bir sorun olmadığını vurgulayan Emine Ömer, bunun kadın hakları, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, çocuk ve aile hakları ile ekonomik, siyasi ve sosyal politikaların da doğrudan etkilenmesine yol açtığını ifade etti. Emine Ömer, kadınların sesinin karar alma mekanizmalarında yeterince yer bulmamasının, bu başlıkların yasama gündeminde geri plana itilmesine ve parlamentonun önceliklerinde dengesizlik oluşmasına neden olduğunu dile getirdi.
‘Kadınların dışlanması tekçi anlayışı güçlendiriyor’
Emine Ömer, kadınların yasama kurumlarındaki varlığının sembolik temsille sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
"Kadınlar kamu politikalarının hazırlanmasında, parlamento komisyonlarında ve karar alma mekanizmalarında etkin biçimde yer almalıdır. Kadınların dışlanması tekçi anlayışı güçlendiriyor, ortaklık ve eşitlik ilkelerini zayıflatıyor. Kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarını kapsayan geniş bir kadın ittifakı kurulmalı. Kadınların yönetimin tüm kademelerinde etkin biçimde yer almasını güvence altına alacak anayasal düzenlemeler yapılmalı ve resmi kurumlarda en az yüzde 50 kadın kotası uygulanmalıdır. Kadınlar anayasa hazırlık sürecinde, yasama ve denetim komisyonlarında da yer almalıdır. Ancak bu şekilde kadınların bakış açısı karar alma süreçlerine yansıyabilir. Kadınların dışlanması, modern bir devletin inşa sürecini zayıflatıyor ve ülkenin uluslararası toplum nezdindeki imajını da olumsuz etkiliyor. Bu nedenle seçim mekanizması gözden geçirilmeli ve kadınların yasama ile karar alma süreçlerindeki doğal ortaklığını güvence altına alacak adil bir temsil sistemi oluşturulmalıdır."
‘Kadınların hükümet ve yasama organlarındaki temsili hala zayıf’

Demokratik Birlik Partisi (PYD) Sözcüsü Sema Bekdaş ise, Suriye'nin onlarca yıl süren merkeziyetçi ve dışlayıcı yönetimin ardından yeni bir siyasi sistemin inşa edilmeye çalışıldığı hassas bir geçiş sürecinden geçtiğini söyledi. Kadınların siyasi katılım ve karar alma mekanizmalarında en fazla dışlanan kesimlerden biri olduğunu belirten Sema Bekdaş, mevcut süreçte yaşanan değişimlerin bu anlayışı ortadan kaldırmadığını, kadınların hükümet ve yasama organlarındaki temsilinin hala zayıf kaldığını, bunun da devlet içinde kadının rolüne ilişkin siyasi bakış açısındaki eksikliği ortaya koyduğunu ifade etti.
Son seçimlerin kadınların sınırlı katılımını gözler önüne serdiğini söyleyen Sema Bekdaş, kadın temsilinin büyük ölçüde sembolik ve etkisiz kaldığını, çoğunlukla dar kapsamlı atamalarla sınırlı olduğunu ve gerçek bir ortaklığı yansıtmadığını belirtti. Bunun yasama organının niteliği açısından ciddi bir risk oluşturduğunu dile getiren Sema Bekdaş, "Kadınların dışlanması fiilen toplumun yarısının karar alma süreçlerinden dışlanması anlamına geliyor. Bu da demokrasiye geçiş iddiasındaki hiçbir süreçle bağdaşmıyor" dedi.
‘Kazanımlar güvence altına alınmalı’
Sema Bekdaş, Kuzey ve Doğu Suriye'deki kadın deneyiminin farklı bir model sunduğunun altını çizerek, kadınların Özerk Yönetim ve yönetim kurumlarının temel bir parçası haline geldiğini, müzakere süreçleri ile siyasi yapılarda yer aldığını, ayrıca Kadın Savunma Birlikleri'nde (YPJ) askeri alanda da rol üstlendiğini ifade etti. Bu deneyimin eşbaşkanlık sistemi ve kadın meclisleri gibi önemli kazanımlar yarattığını belirten Sema Bekdaş, bu kazanımların geri alınmaması için anayasal ve yasal güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
Benzer geçiş süreçlerinde kadınların dışlandığı diğer ülke deneyimlerinin tekrarlanmaması gerektiği uyarısında bulunan Sema Bekdaş, asıl meselenin kadınların mevcut katılımını yeni Suriye anayasasında kalıcı güvencelere dönüştürmek olduğunu söyleyerek, son yıllarda sayıları artan kadın örgütlerinin ortak bir vizyon oluşturması ve aralarındaki koordinasyonu güçlendirmesi amacıyla çabalarını birleştirmesi çağrısında bulundu.
‘Geniş tabanlı ulusal bir kadın ittifakı kurulmalı’
Uluslararası mekanizmaların kadınların siyasi katılımı açısından önemli bir dayanak oluşturduğunu kaydeden Sema Bekdaş, sözlerinin sonunda şu hususlara dikkat çekti:
"Kadınların barış süreçlerine ve karar alma mekanizmalarına katılımını destekleyen CEDAW ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararı gibi uluslararası referanslardan yararlanılmalı. Ancak bu destek, açık ve somut iç siyasi mekanizmalarla hayata geçirilmelidir. Kadınların parlamentoda, anayasa hazırlık sürecinde ve devlet kurumlarında temsilini güvence altına alacak güçlü bir baskı oluşturmak için geniş tabanlı ulusal bir kadın ittifakı kurulmalıdır. Kadınların talepleri söylem düzeyinde kalmamalı, uygulamaya geçirilmelidir. Gerçek anlamda demokratik bir sistem ise ancak kadınların yönetimin tüm kademelerinde eşit ve etkin biçimde yer almasıyla inşa edilebilir."