Songül Güler: Sistem topluma yeni ve tehlikeli bir model dayatıyor

Mexmûr Jineolojî Komitesi Üyesi Songül Güler, son dönemde kadınlara ve çocuklara yönelik artan saldırılar hakkında konuşarak, iktidar zihniyetinin cezasızlık politikalarıyla toplumun çöküşüne zemin hazırladığını söyledi.

BERJÎN KARA

Mexmûr- 21. yüzyılda kültürlere, kimliklere, inançlara ve toplumların varlığına karşı yürütülen savaş, kadınlar, çocuklar ve gençlere yönelik katliamlarla sistematik bir hale gelerek tehlikeli bir boyuta ulaştı. Bu durum, her gün farklı isimler altında uygulanan politikaların bir sonucu olarak değerlendiriliyor. İktidar zihniyeti; uygulanmayan yasalar, faillerin cezasız bırakılması, cinsiyetçi medya dili ve olayların üzerinin örtülmesi yoluyla bu saldırı ve katliamlara zemin hazırlıyor. Her gün şiddet haberleriyle beslenen sistem, yalnızca bireyleri değil, toplumların iradesini ve geleceğini hedef alıyor. Bu politikalar aynı zamanda toplumu temelden çürütüyor ve sistemi daha da güçlendiriyor.

‘Yaşananlar özel savaşın sonucu’

Bugün yaşanan katliamlar aslında topluma karşı yürütülen “özel bir savaşın” sonucudur. Katledilen her kadın ve hakları ihlal edilen her çocuk, toplumun yok edilmesi projesinin bir parçasıdır. İktidar sistemi, gençleri de hedef alarak toplumun dinamiğini kırmak ve ses çıkaramayan bir yapı oluşturmak istemektedir. Toplum kültüründen, kimliğinden, varlığından ve ahlaki değerlerinden uzaklaştırılmaktadır. Şiddet ortamında büyüyen çocuklar ve gençler de bu savaş sisteminin devamı olarak şekillendirilmektedir. Kadınlara, çocuklara ve gençlere yönelik bu saldırılar tesadüf değildir; bunlar, korku ve şiddet yoluyla özgür ve örgütlü yaşamı bastırmayı amaçlayan cinsiyetçi iktidar politikasının bir parçasıdır. Mexmûr Mülteci Kampı’nda Jineolojî Komitesi Üyesi Songül Güler, konuyla ilgili ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.

‘Kadınların, çocukların ve toplumun yok edilmesi hedeflenmektedir’

Sistemin yeni yüzünü ve artan saldırı biçimlerini vurgulayan Songül Güler, iktidar yapısının artık daha sistematik ve daha derin yöntemlerle hareket ettiğini söyledi. Songül Güler, “Kadınlara yönelik bu uygulamalar tarihten günümüze kadar devam ediyor. Sistem ve ideolojiler inşa edilip ataerkil düzen kurumsallaştıkça, kadınların önü kesildi; dili, kültürü, gücü ve düşüncesi elinden alındı. Bugün de bu sistem varlığını sürdürüyor. 21. yüzyıla baktığımızda yöntemler değişmiş gibi görünse de zihniyet, uygulamalar, nedenler ve hedefler aynıdır; yani kadınların, çocukların ve toplumun yok edilmesi hedeflenmektedir. Her ne kadar bu yüzyıl bilim, modernite ve demokrasi yüzyılı olarak tanımlansa da, iktidar politikaları daha ince ve daha derin hale gelmiştir. Bu da çoğu zaman sevgi, sahiplenme ve koruma adı altında yapılmaktadır. Sonuç olarak kadına yönelik şiddet en ağır biçimiyle devam etmektedir” şeklinde konuştu.

‘İlk hedef kadınlar oluyor’

Bölgedeki özel duruma da dikkat çeken Songül Güler, Ortadoğu’da kadınların hedef alındığını söyledi. Songül Güler, “Ortadoğu’ya baktığımızda kadınlar her alanda hedef alınıyor. Ayaklanmalarda bile ilk hedef kadınlar oluyor. Rojava Devrimi’nde de Hevrîn Xelef örneğinde olduğu gibi kadınlar katledildi, kaçırıldı ve yok edildi. Güney Kürdistan’da ise kadınlar çoğu zaman gizli şekilde katlediliyor, birçok olay faili meçhul kalıyor. Kadın sünneti hala devam ediyor, kadınlar yakılıyor, çocuk yaşta evlendiriliyor ve kadın katliamları intihar gibi gösterilerek üzeri örtülüyor” dedi.

‘Devlet katilleri koruyor ve saklıyor’

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a da değinen Songül Güler, “Devlet kendini demokratik gösterse de her gün sokaklarda kadınlar katlediliyor, fiziksel şiddete maruz kalıyor. Bir erkek sokakta bir kadına rahatlıkla şiddet uygulayabiliyor ve çoğu zaman kimse ses çıkarmıyor” diye belirtti. Gülistan Doku ve Rojîn Kabaiş vakalarını örnek gösteren Songül Güler, “Gülistan Doku olayında devletin kendisi sürecin içindedir. 6 yıldır olay karanlıkta bırakıldı, ancak bazı çelişkiler ortaya çıkınca gündeme geldi. Rojîn Kabaiş olayında da fail hala açıklanmadı ve ceza verilmedi. Bu durum, devletin gerçeğin ortaya çıkmasını istemediğini gösteriyor. Devlet katilleri koruyor ve saklıyor. Bu, Kürt halkına ve özellikle Kürt kadınlarına yönelik özel bir savaştır” şeklinde konuştu.

‘Çürümüş ve ahlaksız bir toplum yaratmak istiyorlar’

Songül Güler, Türkiye’de son dönemde okullarda yaşanan olayların devlet politikalarının bir sonucu olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Son günlerde okullarda yaşanan olaylar sadece dizi ve oyunların izlenmesiyle açıklanamaz. Bunlar da etkili olmakla birlikte tek başına buna bağlı değildir. Mevcut iktidar sistemi dünyayı bir şirket sistemi gibi yönetmektedir. Her alanda örgütlenmeler kurulmuş, tarikat benzeri yapılar oluşturulmuş ve çocuklar ile gençler bu yapıların içine çekilmiştir. Yaşanan bu olaylar da bu örgütlenmelerin ve tarikatların bir sonucudur. 14 yaşındaki bir çocuk, babası tarafından yetiştirilmesine rağmen öldürülüyor ve medyada bir ‘canavar’ gibi gösteriliyor. Bir yıl önce de iki kadın katledildi, ancak bu olay da üzeri örtülerek gizlendi. Tüm bunlar devletle, bu insanlık dışı yapılarla ve tarikatlarla bağlantılıdır. Bu durum çocuklar ve gençlerin geleceği için büyük bir tehlikedir. Kadınları, çocukları ve gençleri hedef alarak çürümüş ve ahlaksız bir toplum yaratmak istiyorlar; bu da mevcut devletlerin temel amaçlarından biridir.”

‘Bu sisteme karşı alternatif bir çözüm var’

Songül Güler, son olarak mevcut iktidar sistemine karşı alternatif bir çözüm bulunduğunu belirterek, “Canavar gibi saldıran bu sisteme karşı alternatif bir çözüm vardır. Bu da Rêber Apo’nun kadın özgürlük ideolojisi temelinde oluşturulan paradigmadır. Bu paradigma, kadınların ve gençlerin özgürlüğünün yoludur. Biz kadınlar olarak bu paradigma etrafında bir araya gelmeli ve örgütlenmeliyiz. Eğer örgütlenirsek hem kendimizi hem de çocuklarımızı iktidar sisteminden koruyabilir ve ondan kurtulabiliriz. Aynı zamanda Gülistan ve Rojîn’in katillerinden hesap sorabilir ve tüm kadınları savunabiliriz” diyerek sözlerini noktaladı.