Avukat Cansu Şekerci: Yeni teklif çocukları değil cezalandırmayı merkeze alıyor
Çocuk Koruma Kanunu'nda değişiklik öngören teklifi değerlendiren avukat Cansu Şekerci, düzenlemenin çocuk hakları yerine ceza politikalarını öne çıkardığını belirterek, teklifin çocuk adalet sistemini daha da cezalandırıcı hale getireceğini söyledi.
ELİF AKGÜL
İstanbul- TBMM Adalet Komisyonu, suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeler içeren Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini kabul etti. Teklif, çocukların işlediği bazı ağır suçlarda uygulanacak cezalarda artış öngörürken, infaz ve çocuk adalet sistemine ilişkin yeni düzenlemeler de getiriyor. Komisyondan geçen düzenlemenin önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu'nun gündemine gelmesi bekleniyor.
Teklife göre, 15-18 yaş grubundaki çocukların kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında hakime ceza indirimi uygulamama yetkisi tanınırken, yaş küçüklüğü nedeniyle uygulanan hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılıyor. Düzenlemeyle, çocuk hükümlüler için infaz sürecinde bireysel müdahale planı hazırlanması, “iyi halli çocukların” eğitimevlerine ayrılabilmesi, çocukların kesici ve delici aletlere erişiminin sınırlandırılması ve ateşli silahını ihmal sonucu çocuğun erişimine bırakanlara hapis cezası verilmesi de öngörülüyor. Ayrıca, belirli koşullarda “tehlike oluşturan çocuklar” hakkında zorunlu tedavi ve yatış kararı verilebilmesine yönelik hükümler de teklif kapsamında yer alıyor.
Düzenleme, çocuk hakları alanında çalışan hukukçular ve muhalefet tarafından ise “cezalandırıcı yaklaşımı güçlendirdiği” gerekçesiyle eleştirildi. Eleştirilerde, teklifin çocukların suça sürüklenmesini önleyecek sosyal politika ve rehabilitasyon mekanizmalarına değil, ceza artışına odaklandığı; hakimlere tanınan geniş takdir yetkisinin uygulamada hak ihlallerine yol açabileceği savunuldu. İktidar ise teklifin amacının çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasını önlemek, kamu güvenliğini güçlendirmek ve çocuk adalet sistemini daha etkin hale getirmek olduğunu belirtiyor.
Çocuk Koruma Kanunu'nda değişiklik öngören teklifin, geçen yıl da benzer içerikle gündeme geldiğini hatırlatan Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Çocuk Tematik Alan Temsilcisi Avukat Cansu Şekerci, ajansımıza yaptığı değerlendirmede önceki süreçte sivil toplumun itirazları üzerine Meclis Araştırma Komisyonu kurulduğunu anımsatarak, buna karşın Adalet Komisyonu'ndan geçen son teklifin önceki metne göre daha cezalandırıcı bir yaklaşım benimsediğini söyledi.
‘Çok daha cezalandırıcı yaklaşımla hazırlanmış bir teklif’
Cansu Şekerci, “Geçen senenin ilk yarısından beri çocuk adalet sistemine dair bir yasanın tartışılması söz konusuydu. Geçen yılın ilk yarısında 10'uncu Yargı Paketi ile birlikte Adalet Komisyonu'nun önüne bir kanun teklifi gelmişti. Sivil toplum ve meslek odaları bu meselenin bu şekilde ele alınmamasına dair söz üretti, tasarı paketten çıkarıldı. Daha sonra 160 sivil toplum örgütünün bir araya gelerek meseleye dikkat çekmesi üzerine Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına karar verildi. Bu önemli bir adımdı. Komisyon, çocuk adalet sistemine, suçun önlenmesine ve çocuk refahına nasıl yaklaşılması gerektiğine ilişkin önemli veriler ortaya koydu. Belki de uzun zamandır ilk defa çocuk hapishaneleri ve çocukların suçla ilişkisi bu kadar uzun süre konuşuldu. Ancak ne var ki şu an Adalet Komisyonu'ndan geçen kanun teklifi, geçen senenin ilk yarısında karşımıza çıkan teklife kıyasla çok daha geriye giden, çok daha cezalandırıcı bir yöne sahip.” dedi.
‘Yaş düzenlemesiyle çocukluk bilimsel tartışmadan çıkarılıyor’
Cansu Şekerci, teklifte en dikkat çekici başlıklardan birinin çocukluk yaşına ilişkin düzenleme olduğunu belirterek, bunun yalnızca belirli suçlara ilişkin bir değişiklik olmadığını, çocukluk tanımının kendisini etkileyecek sonuçlar doğuracağını söyledi. Düzenlemenin hakime tanıyacağı takdir yetkisinin hukuki belirsizlik yaratacağına işaret eden Cansu Şekerci, bunun çocuk hakları bakımından yeni tartışmalar doğuracağını dile getirdi:
“En problemli yerlerinden biri, çocukluk yaşıyla ilgili bir gedik açması. Sistemin tamamına bir gedik açıyor. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi de Türkiye'ye, ‘18 yaş kuralını esnetecek düzenlemelere sahipsin’ tavsiyesinde bulunmuştu. Ancak bu tavsiyelere uyulması gerekirken, bu gediğin büyüdüğünü görüyoruz. Bu değişiklik Genel Kurul'dan da geçerse, hakime bir çocuğun yetişkin olup olmadığına karar verme yetkisi verilecek. Bu çok riskli. Çünkü 15-18 yaş arasındaki çocukların kimi suçlardan hakimin takdiriyle bir yetişkin gibi cezalandırılması, çocukluk meselesinin bilimsel anlamda tartışılmasından çıkarılması anlamına geliyor. Onun yerine ‘hakimin takdiri’ adı altında bir hukuki belirsizlik yaratıyor. Bir çocuk hakimin takdiriyle yetişkin olurken, o çocuğa oy kullanma hakkı verilecek mi? Hangi koşullarda tutulacak? Tam fiil ehliyetli mi olacak? Bunun bir sonraki aşamasında, hakimin kararıyla yetişkin kabul edilerek evlilik adı altında cinsel istismar mağduru mu olacak?”
‘Hapishanedeki çocuklar daha fazla yalnızlığa itilecek’
Teklifin infaz sistemine ilişkin hükümlerini de değerlendiren Cansu Şekerci, çocuklar açısından zaten sınırlı olan hakların daha da daraltıldığını söyledi. Özellikle eğitim evine geçişin İdare ve Gözlem Kurulu kararına bağlanmasının ve çocukların avukata erişimindeki sorunların, haklara erişimi daha da güçleştireceğini ifade eden Cansu Şekerci, şöyle devam etti:
“Çocuk mahpusları hakkındaki zaten çok sınırlı olan lehe düzenlemeleri de bu teklifle ortadan kaldırıyor. Normalde cezası kesinleşen çocuk, suç tipi ve ceza süresi ne olursa olsun eğitim evine gönderiliyor. Ancak bu değişiklik, 'eğitim evine gönderilebilmesi için İdare ve Gözlem Kurulu kararıyla hareket etmeliyiz' diyor. İdare ve Gözlem Kurulları yetişkin infaz sisteminde de çok tartışmalı. Mesele çocuk olunca daha da tartışmalı hale geliyor. Siz bir çocuğu yıllarca içeride tuttuktan sonra 'ailesiyle niye görüşmüyor, şiddet davranışları niye arttı' diye soruyorsunuz, ama kapalı kurumda kendi himayenizde o kişinin neye dönüştüğünden de sorumlu olmalısınız. Eskişehir'de yaşayan bir çocuk Ankara'daki hapishaneye gönderildiğinde sistem ‘ailesi niye gelmiyor’ diye bunu iyi hal değerlendirmesinde eksi puan olarak görebiliyor ama ailenin oraya nasıl ulaşacağını, aile bağlarının neden zayıfladığını düşünmüyor. Çocukların içeride avukata doğru düzgün erişimi yok. Disiplin cezasına nasıl itiraz edeceğini, nakil dilekçesini kime yazacağını, şiddet gördüğünde bunu kime söyleyeceğini bilmiyor. Bu koşullarda iyi hâl değerlendirmesinin İdare ve Gözlem Kurulu'nun önüne gelmesi, çocuğu çok daha yalnız ve haklarına erişimde çok daha sorunlu hale getiriyor.”
‘Güvenlik meselesini hapishaneler üzerinden tartışamayız’
Cansu Şekerci, çocuk adalet sisteminde güvenliğin yalnızca infaz aşamasına odaklanarak sağlanamayacağını belirterek, şiddeti önleyici sosyal politikaların güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çocuk hapishanelerinin çocukların ihtiyaçlarına uygun ortamlar olmadığını vurgulayan Cansu Şekerci, teklifin yeniden çocuk merkezli bir yaklaşımla ele alınması çağrısında bulundu:
“Toplumdaki şiddetle mücadele etmede meseleyi hapishaneye geldiğinde tartışmaya başlarsak, zaten geç kalmışız demektir. Şiddetin önlenmesiyle ilgili bir kaygı varsa, bunu suç yaşanmadan önce güvenlik meselesi haline getirmek gerekiyor. Hapishaneler bu zincirin son noktası. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, çocuk hapishaneleri çocukların ihtiyaçları için hiç de uygun ortamlar değil. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'de hapsedilmenin başvurulması gereken son yöntem olduğu yazıyor. Çocuğu hapishaneye koyduğumuzda güvenliği sağlıyoruz ya da yeniden suç işlemenin önüne geçiyoruz gibi bir varsayım Türkiye'de bir gerçekliğe denk gelmiyor. Hapishanede eğitime erişim yok. Aileye erişim çok sınırlı. Sivil topluma erişim çok sınırlı. Bu tecrit ve hapishane alt kültürünün yarattığı şiddet içerisinde bunu güvenliğe çözüm olarak sunmak gerçek tabloyu görmezden gelmek anlamına gelir. Geçtiğimiz yıl 160 sivil toplum örgütüyle daha kapsamlı bir çalışma yapılması çağrısı yapılmıştı, bunun üzerine Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Ancak gelinen aşamada daha çocuk merkezli bir adalet sistemini benimsemek gerekiyor. Bu yasa taslağının bu şekilde değil, çocukları merkeze alan bütüncül bir yaklaşımla yeniden düzenlenmesi gerekiyor.”