Tunuslu aktivistlerden baskı ve soruşturmalara tepki: İfade özgürlüğü kısıtlanıyor
Tunus’ta kadın aktivistler ve sivil toplum temsilcileri, özellikle kadın gazeteciler ve muhaliflere yönelik gözaltı ve soruşturmaların artmasına tepki göstererek, bu sürecin ifade özgürlüğü ve sivil alan üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu belirtti.
NEZİHA BOUSSAİDİ
Tunus - 54 No’lu Kararname kapsamında gazetecilere yönelik baskı ve soruşturmalar sürerken, “Tunisia24” internet sitesinin sahibi gazeteci Yathrib Al-Mushiri, başkentteki Habib Bourguiba Bulvarı’nda haber takibi yaptığı sırada gözaltına alındı. Yathrib Al-Mushiri, 22 Nisan’da Bab Bhar Adli Polis Birimi tarafından sorguya alındı. Avukatı olmadan ve savunma hakkını güvence altına alan resmi bir celp sunulmadan sorgulanmak istenmesine karşı çıkan gazeteci, işlemin ertelenmesini talep etti. Ancak polis birimi sorguyu sürdürmekte ısrar etti. Savcılık, sorgunun ardından Yathrib Al-Mushiri’nin serbest bırakılmasına karar verdi.
Yathrib Al-Mushiri’nin gözaltına alınmasına tepki gösteren Gazeteciler Sendikası, Yathrib Al-Mushiri’nin daha önce de aynı dosya kapsamında kurumun mali yönetimine ilişkin konuların yanı sıra internet sitesinde yayımlanan içerikler nedeniyle sorgulandığını belirtti. Sendika, son dönemde kendi medya kuruluşlarını kurmaya çalışan bağımsız gazetecilerle dayanışma içinde olduğunu vurgulayarak, gazetecilerin meslek yasaları dışında yargılanmasını reddetti. Açıklamada, söz konusu uygulamaların ifade ve basın özgürlüğüne yönelik bir saldırı olduğu ifade edildi.
Bağımsız medyaya yönelik artan baskılar
Gazeteciler Sendikası, bu gelişmenin; gazeteci Ziad El Hani’nin tutuklanması, gazeteci Sonia Dahmani’nin bir buçuk yıl hapis cezasına çarptırılması ve Mourad Zghidi ile Borhane Bsaies hakkında verilen hapis cezalarının sürmesinin ardından, Tunus’ta sivil toplum ve bağımsız medyaya yönelik artan baskının yeni bir aşamasını temsil ettiğini kaydetti.
‘Muhalif sesler hapiste’
Öte yandan sivil toplum aktivistlerine yönelik baskıların da devam ettiği ifade edildi. “Kararlılık Filosu” aktivistlerinin gözaltına alınıp sorgulanmasının Tunus İnsan Hakları Birliği’nin bir ay süreyle askıya alındığı aktarıldı. Ayrıca “El-Khatt” Derneği’nin feshedilmesine yönelik yasal sürecin başlatıldığı, davanın ise 11 Mayıs’ta Tunus Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmesinin beklendiği bildirildi.
Feminist aktivist Mariem Zghidi, kardeşi Mourad Zghidi’nin çok sayıda gazeteci ve sivil toplum aktivistiyle birlikte cezaevinde bulunduğunu belirterek, “Bugün her muhalif ses ya hapiste ya da soruşturma altında” dedi. Mariem Zghidi, özellikle devrim sonrası Tunus’ta ifade özgürlüğü alanında yaşanan gerilemeye dikkat çekti. Bu durumun sona erdirilmesi için çabaların birleştirilmesi gerektiğini ifade eden Mariem Zghidi, ifade özgürlüğünün “elde edilen tek kazanım” olduğunu söyledi. Mariem Zghidi, bu kazanımdan vazgeçmeyeceklerine dikkat çekerek, “Bundan geri adım atmayacağız, tüm gücümüzle mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu.
‘Kara para aklama’ iftirası
Mariem Zghidi, yetkililerin bir gazeteci, siyasi aktivist ya da insan hakları savunucusu hakkında somut suçlamalar ortaya koyamadıklarında, bu kişileri kamuoyu desteği ve dayanışmadan mahrum bırakmak amacıyla “kara para aklama” gibi suçlamalarla hedef aldıklarını ifade etti. Kardeşi Mourad Zghidi’nin de benzer bir durumla karşı karşıya kaldığını belirten Mariem Zghidi, genellikle iş insanlarına yöneltilen bir suçlamayla itham edildiğini söyledi.
Randa Fahoula ise “Kararlılık Filosu” üyelerine yönelik soruşturmanın, uluslararası ve bölgesel siyasi bağlamdan bağımsız olmadığını belirterek, bunun aynı zamanda Tunuslu yetkililerin sivil faaliyetlere yönelik genel kısıtlayıcı yaklaşımının bir parçası olduğunu söyledi. Randa Fahoula, “Kararlılık Filosu” üyelerine yönelik soruşturmanın uluslararası ve bölgesel siyasi bağlamın bir parçası ve Tunuslu yetkililerin tüm sivil faaliyetlere getirdiği genel kısıtlamaların bir parçası olduğuna inanıyor.
Randa Fahoula, filoyu hedef almanın açık bir siyasi boyutu olduğunu, bunun da filonun İsrail ile normalleşmeyi suç sayan bir yasanın çıkarılmasına yol açacak gerçek bir baskı grubu haline gelebileceği veya İran'a yapılan saldırıyı kınayan bir açıklama yapabileceği korkusundan kaynaklandığını ekledi. Randa Fahoula, “Bu durum, İran'ı destekleyen ve ABD'yi reddeden bir pozisyon alamayan yetkilileri zor durumda bırakabilir” diye ekledi.
‘Filo aktivistlerinin tutuklanması gayrimeşru bir tutum’
Randa Fahoula, Tunus halkının Filistinlilere bağışta bulunmasına rağmen herhangi bir şikayette bulunmadığını hatırlatarak, filo aktivistlerinin tutuklanması ve sorgulanmasını tamamen gayrimeşru bulduklarını ifade etti. “Şehitlerin mücadelesiyle kazanılan kamusal ve bireysel özgürlükleri destekliyoruz. Ancak bugün, özellikle 54 sayılı Kararname nedeniyle, başta basın özgürlüğü olmak üzere bu haklarda tehlikeli bir gerileme yaşıyoruz” diyerek, mevcut duruma tepki gösterdi. Söz konusu kararnamenin iptal edilmesi gerektiğini vurgulayan Randa Fahoula, sivil toplum aktivistleri için adil yargılama güvencesi sağlanmasını ve soruşturmaların tutuksuz yürütülmesinin esas alınmasını talep etti.
‘Kadınlar erkeklere kıyasla farklı yöntemlerle hedef alınıyor’
Kesişim Derneği’nin araştırma ve dokümantasyon birimi başkanı Amina Ben Khalifa ise, şu ifadelerde bulundu:
“Dernek olarak özellikle kamu ve sivil alanda aktif olan kadınlara yönelik, ister siyasi ister sivil nitelikte olsun, çeşitli taciz biçimlerinde önemli bir artış gözlemliyoruz. Kadınlar erkeklere kıyasla farklı yöntemlerle hedef alınıyor; dijital medyada karalama kampanyalarına, iftiralara ve onurlarını zedeleyen saldırılara maruz kalıyorlar. Ayrıca ahlaki açıdan şüpheli olarak nitelendirilen davalar üzerinden özel hayatlarına müdahale ediliyor. Zina ile yanlış şekilde suçlanan bir hakimin davası bunun bir örneğidir. Bu saldırılar, kadınların toplumdaki kırılgan konumuyla bağlantılı. Kadınlar kendi iradeleriyle değil, toplum tarafından çizilen dar bir çerçeve içinde görülüyor. Bir kadın kamusal alana girmeye cesaret ettiğinde hedef haline geliyor. Toplumsal algı, bu çerçevenin dışına çıkan her kadını ya ‘ahlaksız kadın’ ya da kamusal alanı tekeline almak isteyen ‘özgürleşmiş kadın’ olarak damgalıyor.”
Özellikle siyasi ve sivil çalışmalarda yer alan ve yasal sonuçlarla karşılaşan kadınların, çocuklarını görme hakkı ya da ziyaretler sırasında gıda sepeti alma gibi en temel haklarının bile ihlal edildiğini söyleyen Amina Ben Khalifa, cezaların ağırlaştırıldığını ifade etti.
Amina Ben Khalifa, konuşmasını şöyle tamamladı: “Sharifa Rihi’nin çocuğunu emzirmesinin engellenmesi bunun bir örneğidir. Bu ceza yalnızca sivil aktivizmle sınırlı kalmıyor, kadınların mücadele ettiği alandaki varlığına kadar uzanıyor. Aktif kadınların çabalarını ikiye katlamaktan ve kendi alanlarını geri almaktan başka çareleri yok, çünkü bu pozisyonlar kendiliğinden verilmez, mücadeleyle kazanılır. Önceki kadınlar haklarımız için nasıl mücadele ettiyse, biz de bizden sonra gelenlerin hakları için mücadele etmeliyiz.”