İran’da işçi sınıfı toplumsal patlamanın eşiğinde
İran ve Rojhilat’ta işçi sınıfının içinde bulunduğu çıkmazı değerlendiren sosyolog Jîkal Agrîn, "Mevcut sessizlik bir rızanın değil, ağır bir tükenmişliğin eseri; ancak bu birikmiş öfke, her an daha radikal bir toplumsal patlamaya dönüşebilir" diyor.
ŞİLAN SAQİZÎ
Haber Merkezi- Bu yılın 1 Mayıs’ı İran’da acı bir gerçeğin hatırlatıcısı oluyor; milyonlarca işçi artık "yaşam" adını vermenin bile abartılı kalacağı koşullarda hayatını sürdürüyor. Henüz belirsiz bir ateşkes aşamasında olan son savaş, zaten yıpranmış ve çöküşün eşiğinde olan ekonomik yapıya vurulmuş ağır bir darbe oldu. Bugün evden çıkan bir işçi, daha iyi bir iş seçmek için değil, tam bir yoksulluk çukuruna düşmekten kurtulacak herhangi bir iş bulabilmek için yola çıkıyor. Şehirlerin çeperlerinde, kapanan atölyelerde, yarım kalan projelerde ve kolberler ile yakıt taşıyıcılarının (sohtber) yük ve kurşunlar arasında mekik dokuduğu tehlikeli sınır hatlarında, işçi sınıfının kademeli olarak yok edilişinin ortak ve acı gerçeği yaşanıyor.
Bu bağlamda, mevcut işçi krizinin boyutlarını aydınlatmak üzere, Rojhilat Kürdistanlı sosyolog ve işçi hakları aktivisti Jîkal Agrîn ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
*İlk olarak, ateşkesin bozulmasıyla yeniden başlama ihtimali olan bu savaşın, İran işçi sınıfının durumu üzerinde ne gibi etkiler yarattığını açıklar mısınız?
Öncelikle bu savaşın krizin başlangıç noktası değil, birikmiş bir durumun patlama noktası olduğunu belirtmem gerekir. İşçiler savaştan önce de belirsizlik içinde yaşıyordu; ay sonunu getirmeyen maaşlar, her ay ağırlaşan kiralar ve hiçbir güvencesi olmayan sözleşmeler... Savaş, bu hassas yapıyı kökten yıktı. Atölyeler kapandı, inşaat projeleri durdu ve hizmet sektörü geriledi. Yıllardır asgari şartlarda yaşayan işçiler, bir gecede o asgariyi de kaybetti. Güney Tahran’da bir inşaat şirketinde çalışan Kürt bir işçiyi tanıyorum; "Sabah işe gittik, öğlen tatil dediler, akşam ise bir daha dönmeyeceğimizi anladık" dedi. Ne sigortası vardı ne de birikimi. Durum yürek yakıcı. Rojhilat’ta ise bu kriz başka bir çehreye büründü; büyük şehirlerde göçmen olarak çalışan birçok Kürt işçi kendi şehirlerine geri dönmek zorunda kaldı.
*Savaş sonrası işten çıkarmalar neden bu kadar yaygın ve direnişsiz oldu?
Çünkü İran’ın ekonomik yapısında işçi her zaman son halkadır. Bir kriz geldiğinde yapı değil, işçi feda edilir. Savaş sonrası işverenler en kolay yolu, yani iş gücü maliyetini düşürmeyi seçtiler. Örneğin Rojhilat’ta, kendi şehrimdeki bir sanayi sitesinde 40 işçisi olan bir atölye şu an sadece 6 kişiyle devam ediyor. Diğerlerine "Şimdilik eve gidin" dediler. Ancak bu "şimdilik" pratikte son demek. O günlerde bir tekstil atölyesinde çalışan bir kadın işçi, "Biriktirdiğim parayla aldığım dikiş makinesini, birikmiş kirayı ödemek için sattım" dedi. Bu cümle, binlerce kadın işçinin durumunun özetidir. Devlet de ciddi bir müdahalede bulunmadı; ne etkili bir destek paketi ne kapsayıcı bir işsizlik sigortası ne de istihdamı koruma politikası var. Sanki bu insanlar hiç yokmuş gibi davranılıyor.
*Bu kadar ağır geçim sıkıntısı, işsizlik ve güvensizliğe rağmen neden hala genel bir işçi protestosu oluşmuyor?
Çünkü bugün işçi toplumunun yaşadığı şey sadece yoksulluk değil; yoksulluk, bitkinlik, baskı ve mutlak çaresizliğin birleşimidir. Her gün kira, ekmek, ilaç ve borç derdiyle boğuşan bir işçi, psikolojik ve fiziksel enerjisinin büyük kısmını sadece hayatta kalmaya harcıyor. O, örgütlenme durumunda değil "beka" (hayatta kalma) durumundadır. Tüm enerji akşam sofranın boş kalmaması için harcanırken, genel bir protestonun kolayca şekillenmemesi de gelişiyor. İran'da bugün yoksulluk sadece para yokluğu değil, kolektif gücü tüketen kalıcı bir yıpranmadır.
Bunun yanında baskı mekanizması da çok şiddetli çalışıyor. Protestocu işçi sadece işini kaybetmekten değil; sorgulanmaktan, tutuklanmaktan, güvenlik dosyalarıyla fişlenmekten ve ailesinin tehdit edilmesinden korkuyor. Birçok üretim biriminde en küçük sendikal faaliyet, güvenlik güçlerinin müdahalesiyle yanıtlanıyor. Bu polis devleti atmosferi, protestoların dağınık ve yerel kalmasına neden oluyor. Ancak bu sessizlik bir rıza değil, mecburiyetten kaynaklanan bir sessizliktir. Bu durum istikrar anlamına gelmez; aksine daha şiddetli bir patlamanın habercisi olabilir. Sosyolojik deneyimler gösteriyor ki yoksulluk, aşağılanma ve baskı birleştiğinde, itirazlar sınırlı bir sendikal talepten çıkıp kontrol edilemez bir halk öfkesine dönüşür.
*Son bir yılda iş yerlerinde iş güvenliği ve güvencesizliği konusundaki en önemli belirtiler nelerdi?
İş güvencesizliği sadece sözleşmelerin belirsizliği değil, doğrudan işçinin canıyla ilgilidir. Kayıtlara göre bu süreçte yaklaşık 5 bin işçi iş kazalarında hayatını kaybetti veya yaralandı. Bu, İran'da günde ortalama 14 işçinin iş kazası kurbanı olduğu anlamına geliyor. Savaşın yarattığı ekonomik durgunluk bu tabloya yeni bir katman ekledi. İşçi iki tehdit arasında sıkışmış durumda: Ya güvensiz bir ortamda çalışıp canını tehlikeye atacak ya da savaş sonrası ekonomik krizle işsizler ordusuna katılacak.
*Maaşların yetersizliği ve geçim krizi hakkında veriler ne söylüyor?
Veriler, maaş ile gerçek yaşam maliyeti arasında uçurum olduğunu gösteriyor. İşçi temsilcilerine göre bir işçi ailesinin aylık yaşam maliyeti 40 ile 45 milyon tümen arasındayken, asgari maaş yaklaşık 15 milyon tümendir. Bu, her ailenin her ay 25-30 milyon tümen açık vermesi demektir. Bu açık, fazla mesai veya birkaç iş birden yaparak kapanacak gibi değil. Bazı birimlerde 30 aya varan maaş ödemesi gecikmeleri (maas alacakları) rapor ediliyor. İşçi hayatta kalmak için bile çaba sarf edemez hale geldi.
*Son olarak, kadın işçilerin bu krizdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kadın işçiler her ekonomik krizde iş gücü piyasasından ilk çıkarılan ve geri dönme şansı en düşük olan gruptur. Çünkü çoğu sigortasız, sözleşmesiz ve kayıt dışı işlerde; küçük atölyelerde, paketleme işlerinde veya ev hizmetlerinde çalışıyor. Kadın işçinin işten çıkarılması, ailenin içindeki yoksulluğun derinleşmesi demektir. Bugün birçok kentte aileler, temel gıdaları alabilmek için "yardım kartlarını" (yârâne) mahalle bakkalına rehin bırakıp veresiye alışveriş yapıyor.
Rojhilat'ta durum çok daha ağır. Bu bölge yıllardır yapısal bir ihmal ve bilinçli bir geri bırakılmışlıkla karşı karşıya. Sanayi altyapısı yok denecek kadar az. Kadınlar; dikiş-nakış, halı dokuma veya paketleme gibi işlerle ailenin gizli ama ana sütunlarıdır. Kadınların işten çıkarılması, zaten işsizlikle boğuşan veya çok düşük ücret alan erkeklerin olduğu ailelerde tam bir çöküşe yol açıyor. Kadın işçiler bugün bu krizin ön cephesindeler; en sessiz kurbanlar ama yoklukları en büyük yıkımı yaratanlar onlar.