Bir gelenek değil, hak ihlali: Şığar evliliğinde kadınlar karar hakkından mahrum

“Şığar” olarak bilinen uygulamada, kadınların rızası yok sayılarak evlilik kararları aileler arasında alınıyor. Sevgi ve özgür iradeye dayanması gereken evlilik, bu sistemde kadınların yaşamı ve hakları üzerinde söz sahibi olamadığı bir düzene dönüşüyor.

RAHMA SHANZOOR

Yemen – Yemen’de “şığar” ya da “berdel evliliği” olarak bilinen gelenek, kadınların hayatını doğrudan belirleyen bir sistem olarak varlığını sürdürüyor. Bu evlilik biçiminde iki aile, kadınları karşılıklı olarak evlendiriyor; bir kadının kaderi diğerine bağlanıyor, rıza ve seçim hakkı ise çoğu zaman tamamen yok sayılıyor. Kadınlar, sevgi ve özgür irade üzerine kurulması gereken bir ilişkide, aileler arası bir “takasın” unsuru haline gelirken, bu sistem hem hukuki düzenlemelere hem de temel insan haklarına rağmen sürmeye devam ediyor.

Kırsalda yaygın, yasalara aykırı

Bu evlilik türü, çoğunlukla yoksulluğun ve işsizliğin yaygın olduğu, kadın haklarına dair bilincin zayıf olduğu kırsal ve aşiret yapısına sahip bölgelerde görülüyor. Oysa bu uygulama açık yasal düzenlemelerle çelişiyor.

1992 tarihli Yemen Kişisel Statü Yasası’nın 23. maddesi zorla evliliğin geçersiz olduğunu belirtirken, 24. madde mehrin kadının temel hakkı olduğunu vurguluyor.

Buna rağmen, “şığar” evliliklerinin yarattığı trajik sonuçlara rağmen bu gelenek varlığını sürdürüyor. Çünkü bu evliliklerde iki kadının kaderi birbirine bağlanıyor. Kadınlardan biri eşinden ya da ailesinden şikayet ederse, diğeri de aynı sonucu yaşıyor; hatta kendi evliliği sorunsuz olsa bile.

‘Kardeşimin eşi karşılığında evlendirildim’

Zimar kentinden 27 yaşındaki Azhar Halid, bu evliliklerin mağdurlarından biri. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Kardeşimin eşi karşılığında evlendirildim. Hayatımı ve geleceğimi ilgilendiren bu evlilikte fikrimi söyleme fırsatım bile olmadı. İradem elimden alınmıştı.”

Azhar Halid, evliliğe uyum sağlayamadı, eşine karşı herhangi bir duygu geliştiremedi. Aralarındaki sorunlar giderek büyüdü ve sonunda boşandılar.

Azhar devamında şunları söylüyor: “Her ne zaman aileme gidip şikayet etsem, beni eşine karşılık alan kardeşim devreye girerdi. Bana sabretmemi söyler, sonra da beni tekrar eşimin evine gönderirdi. Bunu beni sevdiği için değil, kendi eşini kaybetmekten korktuğu için yapıyordu.”

Boşandıktan sonra sorunlarının biteceğini düşünen Azhar, yeni bir sorunlar zinciriyle karşılaştı: aile içinde dışlanma, ilgisizlik ve baskı. Üstelik bu durum sadece onu etkilemedi. Gelenek gereği, onun evliliği başarısız olunca, kardeşi de eşinden boşanmak zorunda kaldı: “Kardeşim, aralarında aşk olmasına rağmen boşanmaya zorlandı.”

Bugün Azhar Halid, bu evliliğin bıraktığı psikolojik etkilerden kurtulmaya çalışıyor. Ancak yaşadığı hayal kırıklığının hala sürdüğünü, kendisini eksik hissettiğini söylüyor.

Kadınların ödediği ağır psikolojik bedel

Bu tür evlilikler sona erdiğinde kadınlar ağır bir bedel ödüyor. Birçok kadın, şiddetli kaygı, depresyon ve bazı durumlarda saldırgan davranışlar ya da histeri krizleri gibi psikolojik sorunlar yaşıyor. Birçok kadın “şığar evliliğini” “uçuruma giden bir yol” olarak tanımlıyor. Çünkü bu evlilikler, derin psikolojik ve toplumsal yaralar bırakıyor.

Psikolog: Bu gerçek bir toplumsal sorun

Psikolog Şeyma es-Samii, bu evlilik biçimini şöyle tanımlıyor: “Şığar evliliği, iki aile arasında kadınların karşılıklı değişimi üzerine kurulu bir evliliktir ve iki evlilik birbirine bağlıdır.”

Şeyma es-Samii’ye göre bu uygulama, özellikle aşiret yapısının güçlü olduğu bölgelerde ciddi bir toplumsal sorun oluşturuyor ve şunları söylüyor: “Bu tür toplumlarda evlilik, kadının bireysel kararı değil, iki aile arasındaki bir anlaşma olarak görülüyor.”

İçsel çatışma: Reddetmek isteyen ama kabul etmek zorunda kalan kadın

“Berdel evliliği”, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin bir biçimi olarak değerlendiriliyor. Özellikle boşanma durumlarında çift taraflı aile dağılmaları yaşanıyor ve kadınlar daha kırılgan hale geliyor.

Şeyma es-Samii’ye göre, zorla ya da baskıyla yapılan bu evlilikler, kadını ciddi bir iç çatışmanın içine sürüklüyor. Şeyma, “Kadın dışarıdan gelen baskılar nedeniyle kabul etmek zorunda hisseder, ancak içten içe reddeder. Bu da zamanla derin psikolojik baskıya dönüşür” diyor.

Baskıdan travmaya

Şeyma es-Samii, bu baskıların özellikle erken yaşta yapılan evliliklerde ya da psikolojik hazırlık olmadan gerçekleştiğinde travmaya yol açabileceğini belirtiyor. Şeyma es Samii sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bazı kadınlar evliliği baştan kabul edemedikleri için psikolojik şok yaşar ve bu durum zamanla travma sonrası sürece dönüşebilir. Birçok evlilik ise “duygusal boşanma” ile sonuçlanıyor. Yani evlilik kağıt üzerinde devam ederken, eşler arasında gerçek bir bağ kalmıyor.

Sağlıksız ilişkiler ve kırılan özgüven

Psikolojik araştırmalar, zorla yapılan evliliklerin sağlıklı ve istikrarlı olmadığını gösteriyor. Bu durum hem eşler arası ilişkiyi hem de çocukların yetişmesini olumsuz etkiliyor.

Şeyma es-Samii’ye göre bunun temel nedeni, evliliğin en önemli unsurlarından biri olan “özgür seçim” hakkının yok sayılması: “Kadının seçim hakkının elinden alınması, onun özsaygısını zedeler ve kendisini değersiz hissetmesine yol açar.”

Bu durum nasıl değiştirilebilir?

Şeyma es-Samii’ye göre çözüm, toplumsal farkındalığın artırılmasından geçiyor. Şeyma es Samii, “Hem ailelerin hem de kadınların bu evliliklerin zararları konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca ebeveynlerin bu tür evliliklerin aile yapısına ve çocukların geleceğine zarar verdiğini anlaması büyük önem taşıyor” diyor.

Şeyma es-Samii, kadınların evlilikte kabul ya da reddetme hakkına sahip olması gerektiğini vurguluyor. Zorla evliliği yasaklayan yasaların uygulanmasının da bu sorunun çözümünde önemli rol oynayacağını belirtiyor.

Sonuç: Gelenek, yoksulluk ve suskunluk arasında sıkışan kadınlar

Yasal düzenlemelere ve yaşanan trajik hikâyelere rağmen, “şığar” evliliği Yemen’de hala yaygınlığını sürdürüyor. Bunun temelinde ise geleneklerin gücü, yoksulluk ve hak bilincinin zayıflığı yatıyor.

Kadınlar, bu sistem içinde çoğu zaman bir birey olarak değil, aileler arası bir “değişim unsuru” olarak görülüyor. Ve bu durum, onların hayatlarını geri dönülmez biçimde etkiliyor.