Güney Lübnan’dan yerinden edilen kadınlar zor yaşam koşullarıyla karşı karşıya

Sidon’daki sığınaklarda yerinden edilen kadınlar, dar alanlar, yetersiz sağlık hizmetleri ve ekonomik zorluklar karşısında ailelerini korumaya çalışıyor. Her yer değiştirme, savaşın yarattığı psikolojik ve sosyal yükleri artırıyor.

FADİA JUMAA

Lübnan- Lübnan’da yerinden edilen kadınlar, Sidon’daki geçici sığınaklarda savaşın ağır etkileriyle yaşam mücadelesi veriyor. Dar ve kalabalık alanlarda, yeterli mahremiyet olmadan hayatlarını sürdüren kadınlar, çocuklarının güvenliği, eğitimi ve temel ihtiyaçları konusunda sürekli kaygı yaşıyor. Okullar ve salonların sığınaklara dönüştüğü bu ortamda kadınlar hem ailelerini korumaya hem de geçimlerini sağlamaya çalışıyor. Artan psikolojik baskılar, sınırlı sosyal destek, yetersiz sağlık ve temel hizmetler ile ekonomik zorluklar, savaşın yarattığı fiziksel ve ruhsal yaraları daha da derinleştiriyor. Buna rağmen kadınlar, dayanıklılık ve direnciyle hayatta kalma mücadelelerini sürdürüyor.

‘Sığınaklar hayal edilenden daha zor’

Zrarieh kasabasından Sidon’daki bir sığınağa yerleşen Iman Hadraj, merkezdeki yaşamın “birçoğunun hayal ettiğinden çok daha zor” olduğunu söylüyor. Birçok ailenin tek bir odayı paylaşmak zorunda kalması ve ortak hijyen tesislerinin kullanılması, özellikle kadınlar için en büyük zorlukları yaratıyor. Çocuklar, hastalar ve sürekli bakıma ihtiyaç duyan yaşlıların varlığı, mahremiyet ve temel sağlık hizmetlerinin eksikliğiyle birleşince, yerinden edilmiş kadınların acısını daha da artırıyor. Iman Hadraj, kadınların günlük yaşamlarının yorucu olduğunu, sınırlı bir alanda hayatı organize etmekten, zorlu koşullar altında bir nebze onur ve mahremiyetini korumaya kadar pek çok görevle mücadele etmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor.

‘Yerinden edilme yaşamın bir parçası oldu’

Mays el-Jabal kasabasından Sidon’a yerinden edilen Maysaa Qarout ise, yıllardır süren yerinden edilme döngüsünü anlatarak, “Üç yıldır yerinden edilme ve geri dönüş arasında yaşıyoruz. Önceki saldırılar sırasında Sidon’daki bir okula yerleştirildim ve bugün aynı okula geri döndüm” diyor.

Maysaa Qarout için yerinden edilme artık bir acil durum değil, istikrarsız bir yaşamın parçası haline gelmiş durumda. Yerinden edilme dalgalarıyla biriken baskılar, kadınların zor koşullar altında aileleri için asgari düzeyde geçim sağlamaya çalışmaları nedeniyle ağır bir bedel ödemelerine yol açıyor. Tek bir odayı diğer ailelerle paylaşmalarına rağmen, kadınlar güçlü kalmaya ve ailelerinin yanında olmaya çalışıyor.

‘Kadınların yaşamı derinden etkilendi’

Cephe hattındaki köylerden biri olan Aita el-Şaab kasabasından Badia Murtada, tekrarlanan yer değiştirmelerin öyküsünü anlatarak, “Bu bizim üçüncü yer değiştirme yolculuğumuz. Kasabamız 7 Ekim olaylarının ardından, 1967 savaşında ve şimdi de son saldırılar sonrası büyük yıkımla karşı karşıya kaldı. Savaşlar sadece evlerimizi değil, kadınların yaşamını da derinden etkiledi. Bizi ekonomik, psikolojik ve fiziksel olarak tüketti. İşlerin durması, ekonomik zorluklar ve devletin harap olmuş güney köylerini terk etmesi, yerinden edilenler için hayatı çok daha zor hale getirdi” diye belirtiyor.

Göç tekrarlayan bir süreç

Sidon’daki sığınakların duvarları arasında yerinden edilmiş kadınların hikayeleri bir araya geliyor ve her savaşta tekrarlanan acımasız bir insanlık gerçeğini ortaya koyuyor. Güneydeki birçok kadın için yerinden edilme artık geçici bir deneyim değil, ağır psikolojik, ekonomik ve sosyal yükler taşıyan tekrarlayan bir süreç haline geliyor. Kadınlar, sınırlı kaynaklar ve yetersiz destek karşısında ailelerini korumada ve güçlerini sürdürmede hayati bir rol üstleniyor. Sıkışık ortak odalar, sağlık tesislerindeki uzun kuyruklar ve belirsiz bir gelecek kaygısı arasında, kadınlar kaosun ortasında yaşamlarını sürdürebilmek için çaba gösteriyor. Hikayeleri, sadece yerinden edilmenin tanıklığı değil, savaş ve yıkım karşısında direnç gösteren, en savunmasız anlarda bile ailelerinin ve geleceklerinin yükünü taşımaya devam eden kadınların öyküsünü yansıtıyor.