Gazze’de toprak fırın, plastik dumanı ve yaşam mücadelesi

Gazze'de savaş nedeniyle öğretmen olma hayalini kaybeden Âliye Ebu Cerad, ailesini geçindirebilmek için kendi yaptığı toprak fırında ekmek pişiriyor. Plastik ve naylon yakarak çalışan fırın, sağlığını da her geçen gün daha fazla tehdit ediyor.

NAGHAM KARAJEH

Gazze - Güneşin ilk ışıkları Gazze kentinin batısındaki liman yakınlarında kurulu yıpranmış bir çadıra vururken, Âliye Ebu Cerad kendi elleriyle yaptığı küçük toprak fırının başına geçiyor. Dikkatle eğildiği fırına naylon poşet ve plastik parçaları atıyor. Alevler kısa sürede yükselirken, yoğun siyah duman tüm alanı kaplıyor. Gözleri sürekli yaşarmasına ve nefes almakta zorlanmasına rağmen dumanın başından ayrılmıyor.

30'lu yaşlarındaki Âliye Ebu Cerad, her gün sabah 08.00'den akşam 19.00'a kadar fırının başında ekmek ve basit hamur işleri hazırlayarak satıyor. Kazandığı birkaç şekel ise altı kişilik ailesinin günlük ihtiyaçlarını karşılamaya bile yetmiyor. Kavurucu yaz sıcağında saatlerce çalışan Âliye için bu iş, yalnızca açlığı biraz daha erteleyebilmenin yolu.

 

Âliye Ebu Cerad’ın savaştan önce hayatı bambaşkaydı. Temel Eğitim Bölümü mezunu olan Âliye Ebu Cerad, bir sınıfta öğretmen olarak çalışmayı, çocuklara eğitim vermeyi ve üniversitede geçirdiği yılların karşılığını alacağı bir gelecek kurmayı hayal ediyordu. Ancak savaş tüm umutlarını elinden aldı; üniversite diploması artık ona ne iş ne de geçim sağlayabiliyor.

Âliye Ebu Cerad, "Hayalim sınıfta öğretmen olmaktı. Şimdi ise bir toprak fırının önünde duruyorum. Çocuklarımı doyurmanın bedelinin zehirli duman solumak olacağını hiç düşünmemiştim" diyor.

 

Çadırda kurduğu yaşam mücadelesi

Han Yunus'ta geçen bir buçuk yıllık zorunlu göçün ardından Gazze kentine dönen Âliye, İsrail ordusunun yerle bir ettiği Beyt Lahiya'daki evine dönemedi. Şimdi birkaç metrekarelik bir çadırda yaşıyor. Güneşi ve rüzgârı bile engelleyemeyen bez parçalarıyla çevrili çadırda, kum zemin hem kendisinin hem de çocuklarının yatağı olmuş durumda.

Âliye Ebu Cerad, geçimini sağlayabileceği tek çalışma alanını da bu dar alanda kurdu. Uygun bir fırın ya da güvenli yakıt alacak parası olmadığı için topraktan bir fırın yaptı ve ateşi canlı tutabilmek adına yanabilecek her şeyi kullanmaya başladı; plastik, naylon ve içeriğini bile bilmediği çeşitli atıklar... Âliye Ebu Cerad bunların bedenine zarar verdiğini bilse de başka seçeneği olmadığını söylüyor.

Âliye Ebu Cerad, "Dumanın içime işlediğini hissediyorum. Gözlerim sürekli yanıyor, bazen acıdan açamıyorum. Ama ateşi söndürürsem çocuklarımın önüne ekmek koyamam" diyor.

 

Zamanla yalnızca gözleri değil, sağlığı da ciddi şekilde zarar gördü. Sürekli öksürük ve nefes darlığı artık günlük yaşamının bir parçası haline geldi. Zehirli dumanların içinde saatlerce çalışmayı ise ailesine gelir sağlayabilmek için sürdürmek zorunda.

Yakacak odun için ölüm tehlikesini göze alıyor

Odun fiyatlarının yükselmesi ve yakacak bulmanın zorlaşması, Âliye'yi yeni bir riskle karşı karşıya bıraktı. Eşiyle birlikte hâlâ son derece tehlikeli olan Beyt Lahiya'ya giderek yıkıntılar arasından odun topluyor. Her adımda ölüm ihtimaliyle yüzleşiyor.

Âliye Ebu Cerad o anları anlatırken sesi kısılıyor:

"Odun toplamaya çıkarken çocuklarıma sarılıp vedalaşıyorum. Onlara dönememekten korkuyorum ama aç kalmalarına da dayanamıyorum. Çünkü odun olmadan fırın çalışmıyor."

Âliye Ebu Cerad’ın en büyük kaygısı ise henüz iki yaşını doldurmamış bebeği. Günlük süt ve bez ihtiyacını karşılamakta zorlanan anne, her yolculukta kızını düşünmeden edemediğini anlatıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Yol boyunca aklım hep kızımda oluyor. Bana bir şey olmasından korkuyorum ama onun sütsüz kalmasından daha çok korkuyorum. Açlıkla korku arasında kolay bir seçim yok."

 

Fırının ardından çadırda yeni bir mücadele

Gün batımında çadıra döndüğünde ise sıkıntıları bitmiyor. Çöp ve molozların birikmesi nedeniyle fareler ve böcekler çadırın etrafını sarmış durumda. Gecelerinin bir kısmı fareleri çocuklarından uzaklaştırmakla, diğer kısmı ise böcek ısırıkları nedeniyle ağlayan çocuklarını sakinleştirmekle geçiyor.

Âliye Ebu Cerad, "Fırındaki işim bitiyor ama çadırda başka bir mücadele başlıyor. Çocuklarım için açlıktan, hastalıktan, böceklerden, hatta uykudan bile korkuyorum" diye belirtiyor.

Âliye Ebu Cerad’ın omuzlarındaki sorumluluk, korku ve yorgunluk onu yaşından daha büyük gösteriyor. Buna rağmen teslim olmayı ya da giderek azalan insani yardımları beklemeyi reddediyor.

Bunun yerine onurunu koruyarak çalışabileceği bir fırsat arıyor. Kadın merkezleri ve çeşitli kuruluşların duyurularını takip ederek, güvenli bir fırın, sağlığını koruyacak ekipman ve insanca çalışabileceği bir alan sağlayacak küçük bir ekonomik projeye katılmayı umut ediyor.

Âliye Ebu Cerad, "Sadaka istemiyorum, gerçek bir iş fırsatı istiyorum" diyor.

Savaş, Gazze'deki kadınların yaşamını kökten değiştirdi. Bir zamanlar öğretmen, memur ya da üniversite öğrencisi olan birçok kadın, bugün hiçbir güvence sunmayan ağır işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Buna rağmen ailelerini ayakta tutabilmek için sessizce mücadele etmeyi sürdürüyor; çünkü onlar için yaşamı devam ettirmek artık günlük direnişin bir parçası haline gelmiş durumda.