Yoğun yağışlara rağmen Türkiye kuruyor

2026’daki yoğun yağışlar ve artan baraj doluluk oranları geçici bir rahatlama yaratsa da uzmanlar Türkiye’nin giderek derinleşen kalıcı bir hidrolojik krizle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Haber Merkezi – Türkiye’de son aylarda etkili olan yağışlar ve yükselen baraj seviyeleri kuraklığın etkilerinin hafiflediği yönünde bir iyimserlik yarattı. Ancak uzun dönemli hidrolojik analizler, ülkenin geçici bir kuraklık döneminden değil, daha kalıcı ve yapısal bir hidroklimatik krizden geçtiğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre sorun artık yalnızca yağış azlığı değil; toprağın, su döngüsünün ve ekosistemlerin giderek daha derin bir kuruma rejimine sürüklenmesi.

Toprak sessizce kuruyor

Copernicus verilerine dayanan analizler, 2015-2025 döneminde Türkiye’nin büyük bölümünde ciddi toprak nemi kaybı yaşandığını gösteriyor. Özellikle yaz aylarında ve yangın sezonlarında kuruma eğiliminin hızlandığı belirtiliyor.

Son 10 yıllık verilere göre: yıllık ortalama toprak nemi yüzde 17,7, yangın sezonlarında yüzde 19,2, yaz aylarında ise yüzde 23,1 oranında azaldı.

Uzmanlar, toprak nemindeki düşüşün bitkilerin su stresini artırdığını, evapotranspirasyon süreçlerini değiştirdiğini ve ormanları yangınlara karşı daha kırılgan hale getirdiğini belirtiyor. Özellikle Karadeniz’de gözlenen nem kaybı, yangın riskinin artık yalnızca Akdeniz bölgesiyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.

‘Kuraklık hafızası’ uyarısı

Araştırmada dikkat çekilen en önemli başlıklardan biri de “kuraklık hafızası” kavramı oldu. Buna göre hidrolojik sistemler geçmiş yıllardaki su kaybını uzun süre taşımaya devam ediyor.

Analizler, kısa süreli meteorolojik kuraklıkların geçici olarak hafifleyebildiğini ancak uzun vadeli hidrolojik kuraklık etkilerinin yıllarca sistem içinde kaldığını gösteriyor. Bu nedenle tek bir yağışlı yılın kronikleşen kuraklık koşullarını ortadan kaldırmaya yetmediği vurgulanıyor.

Uzmanlara göre orman ekosistemleri her yeni yangın sezonuna, önceki yıllardan taşınan birikmiş su stresiyle giriyor.

‘Daha yeşil ormanlar daha büyük yangın riski yaratabilir’

Araştırmada iklim krizinin yarattığı “karbondioksit paradoksu”na da dikkat çekildi. Atmosferdeki artan karbondioksit seviyelerinin bazı bölgelerde bitki büyümesini hızlandırdığı, ormanların daha yoğun ve daha yeşil görünmesine yol açtığı belirtildi.

Ancak uzmanlar, kuraklık devam ettiği sürece bu yoğun biyokütlenin büyük yangınlar için ciddi bir yakıt rezervine dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle orman parçalanmasının yoğun olduğu alanlarda yangın riskinin büyüdüğü ifade ediliyor.

2025’te Bursa, Bilecik ve Eskişehir çevresinde yaşanan büyük yangınların bu hidroklimatik baskının sonuçlarını açık biçimde gösterdiği belirtiliyor.

‘Türkiye’nin yeni bir su ve yangın politikasına ihtiyacı var’

Araştırmaya göre mevcut afet yönetimi anlayışı büyük ölçüde “reaktif” çalışıyor; yani kriz ortaya çıktıktan sonra müdahale ediliyor. Ancak yeni iklim rejiminde risklerin çok daha önceden biriktiği ve erken sinyaller verdiği ifade ediliyor.

Bu nedenle uzmanlar: hidroklimatik eğilimlerin, toprak nemi dinamiklerinin, ekosistem stresinin, orman parçalanmasının ve bitki örtüsünün tepkilerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

COP31 vurgusu

Bianet ve İklim Masası işbirliği ile yayımlanan haberde, 2026 yılında Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi’nin Türkiye açısından önemli bir dönüm noktası olabileceği ifade edildi. Türkiye’nin artık yalnızca iklim krizinden etkilenen bir ülke değil; su stresi, ekosistem kırılganlığı ve yangın rejimi dönüşümü yaşayan bir “hidroklimatik sıcak nokta” haline geldiği belirtildi.

Uzmanlara göre Türkiye’nin önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyduğu temel yaklaşım, ekolojik döngüleri merkeze alan, bilim temelli ve bütünleşik bir su ve afet yönetimi modeli.