Suruç 11’inci yılında: Bir katliamın bıraktığı izler (2)
Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenlerden biri de Osman’dı. Ailesi 11 yıldır onun yasını tutuyor. Osman’ın annesi için katliamın 11’inci yılı değil, sanki 11’inci günü.
Osman’ın annesi için sanki katliamın 11’inci günü
ARJİN DİLEK ÖNCEL
Riha - “Ölenler ölümü bilmez, ölüm kalanlar içindir.” Şair, kalanların yas sürecinin sonsuzluğunu böyle anlatıyor. Kürdistan coğrafyasında da ölüm hiçbir zaman tek başına “yaşamdan kopmak” olmadı. Çünkü hiçbir ölüm sıradan değildi.
20 Temmuz 2015’te Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde, IŞİD’in canlı bomba saldırısı sonucu yaşamını yitirenlerin ardında kalanlar, 11 yıldır acıyı ilk günkü gibi yaşıyor.
Kuzey ve Doğu Suriye’nin Kobanê kentine yardım götürmek amacıyla yola çıkan ve Amara Kültür Merkezi’ne gelen yüzlerce kişi basın açıklaması yaptıkları sırada bir patlama oldu. IŞİD’in canlı bomba saldırısı sonucu 33 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi ise yaralandı.
Katliamın 11’inci yılı değil, sanki 11’inci günü
Yaşamını yitirenlerden biri de henüz 22 yaşında olan Osman Çiçek’ti. Osman, 3 kız 5 erkek olmak üzere 9 nüfuslu Çiçek ailesinin 8’inci çocuğuydu. Osman’ın ailesinin yaşadığı Riha’nın Akçakale ilçesindeyiz, Osman’ın annesi ile görüşmek istiyoruz ancak, “Annesi için katliamın 11’inci yılı değil, sanki 11’inci günü. Hala toparlanabilmiş değil, ölümü ona çok ağır geldi, Osman’dan söz edilince acı çekiyor” yanıtını alıyoruz. Annenin acısı da, öfkesi de hala ilk günkü gibi taze. Bu acıyı ona daha fazla yaşatmamak için anne ile görüşmekte ısrarcı olmuyoruz.
Osman’ın katledilmesinin ardından Çiçek ailesinde hiçbir şey artık eskisi gibi değil. Bu durumu Osman’ın ağabeyinin eşi ve aynı zamanda amcasının kızı olan Xanım Çiçek şu sözlerle anlatıyor: “Onun gidişinden sonra neşemiz de gitti, hiçbir şeye sevinemiyoruz. Eskiden en güzel kıyafetler giyilir, düğünler yapılırdı. Artık kimse en güzel kıyafetlerini giymiyor. Ailede herkesin hayatı değişti, herkes acı içinde.”
‘Yürüdüğü doğru yolda hayattan koparıldı’
Pirsûslu (Suruç) olan Çiçek ailesinin akrabalarının birçoğu sınırlar ile ayrılan Kobanê’de yaşıyor. Xanım Çiçek de evlenince Kobanê’den çıkıp Akçakale’ye gelmiş. Osman Çiçek’in çocukluğuna da tanık olan Xanım Çiçek, “Sessiz bir çocuktu, kışın sanayide, yazın ise tarlada çalışan emekçi biriydi. Onunla konuşmazsanız o sizinle kolay kolay konuşmazdı, öyle sessiz bir çocuktu. Ailesine çok düşkündü. Doğru yolda yürüyen, yardımsever biriydi. Zaten doğru yolda da öldü. Zalimlerin zulmüyle hayattan koparıldı” diyor.
Osman Çiçek, Kobanê’ye yardım götürmek için kültür merkezinde toplanılacağını öğrenince çocukluk arkadaşı Kasım Deprem gibi yola koyuldu. Pirsûs’a gittiğinden ailesinin haberi yoktu.
‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi’
Xanım Çiçek, o günü ve sonraki süreci şu sözlerle anlatıyor “Pirsûs’a gittiğinden ailesinin haberi yoktu. İşinden izin almış döneceğim demiş ama sonra patlamanın haberini aldık. Aile olarak dağıldık. Bizim için sanki bugün gitmiş gibi. Oğlum başka bir ülkede yaşıyor, bizi ziyarete gelince eve girdiğinde ağlıyor. ‘Anne biri eksik Osman amcam eksik ve eksikliği çok hissediliyor’ diyor. Bazen gece çıkıp onun mezarını ziyaret ediyor. Sanki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, hayatımız hep böyle hüzünlü olacak gibi. Bizim kültürümüzde düğünler önemsenir, Osman’dan sonra düğün yapılmıyor. Hiçbir şeye sevinemiyoruz bile. Bir evlilik olacaksa, nikah kıyılıyor, gelin eve getiriliyor bu kadar. Eskiden düğünlerde en güzel kıyafetler giyilirdi, ondan sonra kimse en güzel kıyafetlerini giymiş değil.”
“33 Düş Yolcusu ve Suruç Aileleri için adalet sağlandı mı?” diye soruyorum, Osman’ın ağabeyi Mustafa Çiçek araya giriyor ve “Pirsûs’da bu ülkenin yüz akları katledildi. Adaletin sağlanması için bu katliamı koordine edenlerin cezalandırılması lazım” diyor.
‘Onlar bu ülkenin en güzel çocuklarıydı’
Osman’ın ailesi katledilen 33 Düş Yolcusu için adalet istiyor. Xanım Çiçek, konuşmasını adalet talebiyle tamamlıyor: “Patlamadan sonra Türkiye de dağıldı, her yerde bombalar patladı. Türkiye, bu güzel insanların öldürülmesinin bedelini ödüyor. Onlar ne savaş ne katliam istediler, sadece Kobanê’ye yardım götürmek istediler. Allah onların hakkını yerde bırakmasın. Adalet istiyoruz. Katliamın hesabı sorulmadan, Osman’ın hesabı sorulmadan bu acı devam edecek.”
Osman’ın ağabeylerinden Muhittin Çiçek de, yıllardır annelerinin gözlerine bakamadıklarını söylüyor. “Bizler annemizin mahcubuyuz, annemiz acı çektiği sürece adalet nasıl sağlanmış olur?” diye soruyor ve ekliyor, “Adalet sağlanmadığında acı dinmiyor, acı dinmeyince öfke de dinmiyor, öfke dinmeyince vicdan dirilmiyor, vicdan dirilmeyince yaşam olmuyor.”
‘Gidenler bize bir hikaye bıraktı, hikayeyi yaşatmak lazım’
Katliamcı zihniyetten intikamın Düş Yolcuları’nın umut ettiği yaşamı kurarak alınabileceğini söyleyen ağabey Muhittin Çiçek, şöyle diyor: “Laz kardeşimin kanı benimkiyle karıştı. Bu bize bir yaşam ve gelecek hikayesi sunuyor. Onlar boşuna birleşmediler, boşuna kan kardeş olmadılar. 33 aile demek, ülkemiz demek. Pirsûs’ta birleşen ailelerin hikayelerinin bu ülkenin barış hikayesi olmasını diliyorum.
Onlar yaşarken kardeş olmadılar ama giderken kardeş oldular. Onların giderken kardeş olması bizim kardeş olabilmemize sebep olabilir. Gidenler bize bir hikaye bıraktı, ‘bu hikayeyi devam ettirebilirseniz bizi var edersiniz, sonsuz kılabilirsiniz’ dediler. Bizim de onların hikayesini yaşatmamız lazım. Yerdeki kanı, gidenlerin umut ettiği yaşamı kurarak temizleyebiliriz. Katledenlerden intikamı yaşamı güzelleşerek alabiliriz.”
Yarın: Uyku uyuyamıyorum: 11 yılda 7 kere mezarına saldırdılar