İran’da eğitimde derin uçurum büyüyor
İran’da bazı özel okullar piyano, buz pateni salonu ve yabancı dil dersleri gibi imkanlar sunarken, ülkenin birçok bölgesinde öğrenciler konteyner ve çadırlarda eğitim görüyor. Eğitimdeki eşitsizlik, standart okula erişimde de kendini gösteriyor.
SARA POURKHAZARİ
Kirmanşan- Tanıtımlarında piyano dersleri, buz pateni salonu, aylık binicilik, düzenli öğle yemeği ve Fransızca ile İngilizce gibi dil eğitimlerinden söz eden bir okul, birçok öğrenci için ulaşılması güç bir tabloyu ifade ediyor. Ancak bu tür okulların yanında, ülke genelinde binlerce okul en temel imkanlardan dahi yoksun şekilde, çadır ve konteynerlerde faaliyet gösteriyor. Bu karşıtlık, İran’daki eğitim eşitsizliğinin boyutunu ortaya koyuyor.
İran İslam Cumhuriyeti’nde bu uçurum yalnızca sosyal ve fiziksel imkanlarla sınırlı kalmayarak eğitimin kendisini de kapsıyor. Bazı okullar lüks imkanlara sahipken, özellikle merkez dışındaki bölgelerde yaşayan çok sayıda öğrenci, eğitim için gerekli imkanların ve uygun dersliklerin eksikliğiyle karşı karşıya. Son yıllarda yeterli altyapı olmadan uygulanan uzaktan eğitim, ekipman maliyetlerinin yüksekliği ve internete erişimde yaşanan kısıtlamalar da bazı öğrencilerin eğitimden kopmasına neden oldu. Böylece eğitimdeki eşitsizlik yalnızca eğitimin niteliğinde değil, güvenli ve standart bir okula erişimin kendisinde de görünür hale geldi.
Konteyner ve çadırlar: Eğitimde yoksunluğun göstergesi
Yıllardır ülkenin farklı bölgelerinde gönüllü çalışmalar yürüten Şehrzad Z., şunları söylüyor:
“Yaklaşık 9 yıl önce Kirmanşan depremi sırasında bu eyalete geldim. Birkaç ay önce de daha önce eğitim faaliyetleri yürüttüğümüz bölgelere yeniden gittim. Gördüğüm tablo üzücüydü. Köylerdeki okulların çoğu, hatta kentlerin birçok bölümündeki okullar hâlâ konteynerlerde faaliyet gösteriyor. Hatta bazı üniversitelerde bile derslerin önemli bir bölümü konteynerlerde yapılıyor. Bazı köylerde okul olarak kullanılan binalar var ancak o kadar eski ve güvensizler ki öğrencilerin derslerini konteynerlere taşımak zorunda kalındı.
Deneyimlerime göre yalnızca eyaletlerin yoğun nüfuslu ve merkezi bölgelerinde standart okullar bulunabiliyor. Diğer bölgelerde ise rahatlıkla söyleyebilirim ki hiçbir zaman uygun eğitim alanları olmadı. Çadır ve konteynerlerin okul olarak kullanılması, yalnızca sorunun üzerini örtmek anlamına geliyor. Ülkenin en uzak noktalarında bu tür yapıların bulunması, hükümetin eğitimde adalet sağladığı yönündeki iddiasını doğrulayamaz.
Eğitimde adalet, nerede yaşadıklarına bakılmaksızın bütün çocukların güvenli, standart ve nitelikli bir öğrenme ortamına erişebilmesiyle anlam kazanır. Bir konteyner ya da çadırın okul olarak kurulması, hükümetin ‘ülkenin en uzak noktalarında bile eğitim sistemimiz var’ diyebilmesi anlamına gelmemeli.”
Okullar arasında derin eşitsizlik

Son yıllarda İran’daki konteyner okulların sayısının resmi kaynaklarda azaldığı açıklanıyor. Bazı kaynaklar bu sayının binden az olduğunu belirtirken, dönemin Eğitim Bakanı 2022 yılında ülkede 12 bin konteyner, çadır ve kerpiç okul bulunduğunu açıkladı. Her okulda yalnızca 6 öğrencinin eğitim gördüğü varsayıldığında, 70 binden fazla öğrenci en temel imkanlardan ve güvenlik koşullarından yoksun ortamlarda eğitim görüyor.
Bu okullardaki güvensiz koşullar birçok kez ölümle sonuçlanan olaylara yol açtı. Aralık 2020’de Dezful’da bir konteyner okulda çıkan yangında 3 öğrenci yaralanırken, bunlardan 2’si yaşamını yitirdi. Nisan 2024’te ise Meraga’da bir konteyner okulun fırtına nedeniyle devrilmesi sonucu çok sayıda öğrenci ve öğretmen yaralandı. Bina olarak kullanılan okulların durumu da farklı değil. Kirmaşan’daki okul yangınlarından, 2018 yılında Sine’nin Germeş bölgesinde bir okulun çökmesi sonucu bir öğrencinin yaşamını yitirmesine kadar birçok olay, mevcut tehlikeleri ortaya koyuyor. Bu tablo, imkanları geniş ve yüksek ücretli okulların yanında güvenli ve nitelikli eğitime erişimdeki derin eşitsizliği gözler önüne seriyor.
Yoksul bölgelerde gezici kütüphaneler kurulması alanında çalışmalar yürüten Şeqayiq Q. ise şöyle diyor:
“Standart okulların bulunmaması ciddi bir kriz. Çünkü öğrenciler, hayatlarının doğrudan tehdit altında olduğu ve kendilerini savunamayacakları ortamlarda eğitim görmek zorunda bırakılıyor. Son yıllarda bu standart dışı okullarda yüzlerce yaşamı tehdit eden olay yaşandı ve bunların çoğu çocukların yaşamını yitirmesine neden oldu.
Çadır ve konteyner okullar çocukların yalnızca eğitim imkanlarından mahrum kalmasına yol açmıyor, aynı zamanda onları ölüm ve telafisi mümkün olmayan zararlarla karşı karşıya bırakıyor. Öte yandan hükümete yakın kişiler, her yıl bu tür okulların kaldırılması gerekçesiyle büyük bütçeler alıyor. Ancak bu bütçeler yoksun bölgelerde kullanılmak yerine, gelir ve yatırım kaynağı olarak Tahran’ın birinci bölgesinde okul inşa etmek için harcanıyor.
Bu süreç, meselenin yalnızca idari bir yetersizlik olmadığını, kasıtlı bir politika olduğunu gösteriyor. Cesaretle söylüyorum ki hükümet bunu bilinçli olarak yapıyor. Çünkü onların bakış açısına göre yoksul insanların ne yaşamaya ne de eğitim almaya hakkı var. Bu yaklaşım, ülkedeki derin eğitim ve toplumsal eşitsizliklerin temelini oluşturuyor. Her geçen gün büyüyen bu uçurum, çocukların geleceğini karanlığa sürüklüyor.”
Güvensiz okullara karşı lüks eğitim imkanları
Resmi verilere göre 2026-2027 Eğitim Bakanlığı için 587 trilyon tümen bütçe onaylandı. Bu miktar, yaklaşık 5 milyar tümen değerindeki 117 bin konutun satın alınmasına denk geliyor. Söz konusu bütçenin uygun şekilde tahsis edilmesi halinde, 12 binden fazla çadır ve taş okulun standart ve güvenli okullara dönüştürülmesi de dahil olmak üzere eğitim altyapısının geliştirilmesine yönelik çok sayıda projenin karşılanabileceği belirtiliyor. Ancak bu mali kapasitenin önemli bir bölümü eğitimdeki yoksunluğun giderilmesine ayrılmadı.
Eğitimdeki uçurumun bir tarafında yüzme havuzları, jakuziler, spor salonları ve hatta binicilik kulüpleri bulunan okullar yer alırken, diğer tarafta temel eğitim hakkına erişmek isteyen çocuklar çadır ve konteyner okullarda yangın riski ve yetersiz imkanlarla karşı karşıya kalıyor. Geniş kaynaklara ve ulusal servete sahip bir ülkedeki bu karşıtlık, sınıfsal uçurumu ve eğitimdeki eşitsizliği açık biçimde ortaya koyuyor.