Süveyda'nın tanığı: Kimliğimi gizleyerek hayatta kaldım

Süveyda saldırısından sağ kurtulan Gazale El-Kantar, babasının gözleri önünde vurulmasının ardından hastaneler arasında geçen zorlu tedavi sürecini, kimliğini gizlemek zorunda kaldığı günleri ve 17 gün süren dönüş bekleyişini anlattı.

ROCHELLE JUNİOR

Süveyda – Süveyda katliamlarının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, hayatta kalanların hafızasında o günlerin en ağır ve korku dolu anıları yaşamaya devam ediyor. Birçok kişi saldırılar ve zorunlu göç arasında hayatta kalmaya çalışırken, bazıları ise yaşamını sürdürebilmek için son derece sınırlı seçeneklerle karşı karşıya kaldı.

Suriye'nin Süveyda kentine bağlı Dama köyünden Gazale El-Kantar, o saldırılardan sağ kurtulanlardan biri. Yaşadıklarının ayrıntılarının hala hafızasında canlı olduğunu söyleyen Gazale El-Kantar, hikayesinin 15 Temmuz 2025'te silahlı grupların köylerine girmesiyle başladığını anlatıyor. O gün, babasını yaralı halde karşısında bulduğunu, evde tek başına kaldığını ve büyük bir korku ile kaosun ortasında hayatta kalmaya çalıştığını ifade ediyor.

Babasının gözleri önünde vurulduğu an

Gazale El-Kantar, “Saldırının yaşandığı gün Dama köyü büyük ölçüde boşaltılmıştı. Köyde yalnızca az sayıda kişi kalmıştı. 77 yaşındaki babamla birlikte evde bulunduğumuz sırada silahlı gruplar köye girdi” diyor.

Gazale El-Kantar, genel güvenlik güçlerine bağlı ilk grubun eve girmesiyle birlikte babasının silahla vurularak gözlerinin önünde yere düştüğünü belirtiyor. O sırada yardım edebilecek kimsenin eve ulaşamadığını ifade eden Gazale El-Kantar, “O an başka silahlı gruplar da evlere girmeye başladı. Ağır ve hafif olmak üzere her türlü silah taşıyorlardı” diyor.

Ailelerinin evi yağmalanırken, cep telefonları ve diğer değerli eşyalar da alındı.

Babasını kurtarmaya çalışan Gazale El-Kantar, ilk müdahaleyi kendisinin yaptığını ve kanamayı durdurmaya çalıştığını anlatıyor. Daha sonra babasını araçla Cerin köyüne götürdüğünü belirten Gazale El-Kantar, Dürzi nüfusun yaşadığı bu köyün de o sırada büyük ölçüde boş olduğunu, ancak yaralıların kabul edildiği bir sahra sağlık merkezine dönüştürüldüğünü söylüyor.

Gazale El-Kantar, köyde çok sayıda sağlık çalışanının, ambulansın ve tıbbi malzemenin hazır bulunduğunu belirterek, bu hazırlığın kendisinde saldırı ve çatışmalar sırasında çok sayıda yaralının geleceğinin önceden öngörüldüğü izlenimini bıraktığını ifade ediyor.

Gazale El-Kantar, babasını yaklaşık dört doktorun muayene ettiğini ve sağlık durumunun stabil olduğunu söylediklerini aktararak, tedavisinin sürdürülebilmesi için bir hastaneye sevk edilmesi gerektiğinin kendisine bildirildiğini belirtiyor.

Korku dolu tedavi yolculuğu

Gazale El-Kantar, babasının Cerin köyünden ambulansla Sanameyn Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini, ancak ambulansın Habab Köprüsü yakınlarında arızalanması üzerine yolculuğa sivil bir taksiyle devam etmek zorunda kaldıklarını anlatıyor. Taksi şoförünün, Süveyda'dan geldiklerini öğrendikten sonra kendisini rahatlatmaya çalışarak, “Korkma, ben Hristiyanım” dediğini aktarıyor.

Bu sözün kendisini derinden etkilediğini belirten Gazale El-Kantar, “Ne zamandan beri birbirimize mezhebimizi söyleyerek güven vermeye çalışıyoruz?” diye soruyor. Yaşananların, o dönemde toplumda hakim olan korku ve kutuplaşmanın boyutunu gözler önüne serdiğini ifade ediyor.

Gazale El-Kantar ve babası daha sonra Sanameyn Devlet Hastanesi’ne ulaştı. Burada ilk tedavisi yapılan babasının acil ameliyat olması gerektiğine karar verildi ve ardından Şam’daki El Mevasat Hastanesi’ne sevk edildi.

Ancak Gazale El-Kantar'a göre tehlike burada da sona ermedi. Hastanede saldırıya katılan silahlı gruplardan yaralı kişilerin de bulunduğunu söyleyen Gazale El-Kantar, kimliğini açıklamaktan çekindiğini belirtiyor. Süveyda'dan geldiğini ya da kendi lehçesiyle konuştuğunu belli etmesi halinde hem kendisinin hem de babasının hedef olabileceğinden korktuğunu ifade ediyor.

Tedavi sürecinin bu dönemini hayatının en zor günleri olarak tanımlayan Gazale El-Kantar, babası tedavi görürken tehlikenin kendilerini her an çevrelediğini hissettiğini söylüyor.

Hastanede Dürzilere yönelik nefret söylemi

Gazale El-Kantar, hastanede bulunduğu sırada Dürzilere yönelik öldürme çağrıları içeren konuşmalara tanık olduğunu anlatıyor. Kendisinin “yaralı bir komutan” olarak tanımladığı bir kişinin, Süveyda'daki silahlı gruplara Dürzilerin yok edilmesi yönünde talimat verdiğini duyduğunu öne süren Gazale El-Kantar, yaşananların sıradan bir çatışmanın ötesine geçtiğini ifade ediyor.

Gazale El-Kantar, babasının ameliyatın ardından acil cerrahi servisine alındığını, burada da Süveyda saldırısına katılan yaralı silahlı kişilerin bulunduğunu belirtiyor. Silahlı kişilerin silahlarıyla birlikte hastaneye girerek yaralılarını ziyaret etmelerinin korkusunu daha da artırdığını söyleyen Gazale El-Kantar, tüm bu süreçte tek amacının babasının yanında kalmak ve onun tedavisine odaklanmak olduğunu dile getiriyor.

Hastaneden çıkış ve 17 günlük bekleyiş

Babasının sağlık durumunun düzelmesinin ardından Gazale El-Kantar, onunla birlikte hastaneden ayrılarak Eşrefiyet Sehnaya bölgesine geçti. Burada, aynı kentten bir ailenin yanında yaklaşık 17 gün boyunca sınır kapısının açılmasını ve Süveyda'ya dönebilmeyi beklediler.

Gazale El-Kantar, daha sonra Süveyda'ya giden konvoylarla kente döndüklerini belirterek, yolculuğun son derece tehlikeli ve zorlu geçtiğini, ancak sonunda kentlerine ulaşabildiklerini anlatıyor.

Gazale El-Kantar ayrıca, köyünden çoğunluğu kadınlar ve yaşlılardan oluşan yaklaşık 35 kişinin yaşadıklarını da aktarıyor. Gazale El-Kantar, HTŞ’li cihatçıların köye girmesinin ardından bu kişilerin hakarete ve kötü muameleye maruz kaldığını belirtiyor. Özellikle dini kıyafet giyen kişilerin hedef alındığını ifade eden Gazale El-Kantar, silahlı kişilerin onların başındaki sarık ve başlıkları çıkarıp yere attığını ve ayaklarıyla çiğnediklerini söylüyor.

Bir yıl geçti, ancak yaşananlar hala hafızasında

Saldırının üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen Gazale El-Kantar, o günleri her anlattığında olayları yeniden yaşıyormuş gibi hissettiğini dile getiriyor.

Babasının gözleri önünde vurulduğu anı, kaçırılma korkusunu, hastaneler arasında geçen uzun ve zorlu yolculuğu, kimliğini gizlemek için kendi lehçesiyle konuşmaktan çekindiği günleri ve Süveyda'ya dönebilmek için geçirdiği 17 günlük bekleyişi anlatan Gazale El-Kantar, yaşadıklarını “Ölümle yaşam arasındaki ince çizgide geçen bir mücadele” olarak tanımlıyor.

O günlerde yaşadığı korkunun aradan bir yıl geçmesine rağmen hala hafızasında canlılığını koruduğunu vurguluyor.